Covid-19’un dünyanın tanıştığı önceki salgınlardan farklı olacağı daha ilk günden belliydi de, ciddiyetini anlamakta zorlanmayan bilim insanlarından etkilerinin bu denli uzun zamana yayılacağını öngörebilen pek yoktu diyen Fehmi Koru kaleme aldığı yazısı şöyle:

İlk vakanın görüldüğü günden bu yana neredeyse iki yıl geçti, arada evlere kapandık, kapatıldık; buna rağmen salgından hayatını kaybedenlerin sayılarında fazla bir düşüş yaşanmadığı gibi vakalar da göz korkutuyor.

Bireysel olarak ne yapmamız gerektiğini biliyoruz: Maske, mesafe ve temizlik…

Salgınla devletler adına kitlesel mücadelenin ise yalnızca iki yöntemi var: Tam kapanma ve aşı…

Erişilmesi güç, yabancıların rağbet etmediği yerler ile kendini dünyaya kolay kapatabilen ada ülkeleri salgından az etkilendi. Bir ada ülkesi olan Yeni Zelanda bir tek yeni vaka ortaya çıktı diye şu yakınlarda yeniden tam kapanmaya gitti.

Aşıların da etkisinin sınırlı olduğu yeni yeni anlaşılıyor. Çin aşısı diye bilinen ‘Sinovac’ sınıfta kaldı. Diğer aşılar salgının yeni varyasyonlarına karşı daha az etkili; tedbir olarak gücü artırılmış (booster) aşı tavsiye ediliyor. Ancak yine de, klinik araştırmalar, aşılanmayanların aşılananlardan 11 defa daha fazla ölüm tehdidine maruz olduklarını gösteriyor.

Gerçek buyken bütün dünyada aşı karşıtı gruplar var.

Covid-19’un çıkış ve yaygınlaşma biçimi kafa karıştırıcı. ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler Çin’i salgını tetikleyen virüsü laboratuvarda üretmekle suçluyor. Çin de son zamanlarda karşı hücuma geçti ve virüsün çıkışının ABD’deki laboratuvarlarda üretildiğini iddia etmeye başladı.

Kafaların karışması biraz da bu iddialar yüzünden.

Emperyalist bir oyun gözüyle konuya yaklaşanlar ve dünyadaki hızlı nüfus artışını durdurmak için bir kısırlaştıma yöntemi olarak salgının devreye sokulduğundan söz edenler var. Aşı yoluyla insan vücuduna çip zerk edildiği iddiasına kadar her şey konuşuluyor. En son bizde bir parti lideri, aşılananların çocuklarının yarı insan-yarı maymun olacağını ve bu iddiasının ‘bilimsel’ bir temele dayandığını ileri sürdü.

Salgını ‘emperyalist bir oyun’ olarak görenler aşı kampanyasının ardında suçlanabilecek isimler bulmakta fazla zorlanmadılar.

Geçen hafta konuya bu yönüyle yaklaşanların bir gösterisine de tanık olundu Türkiye’de…

Türkiye’deki gösteri, dünyadaki benzer görüşlülerin çıkışlarıyla karşılaştırıldığında, hem hayli gecikmeli oldu, hem de cılız kaldı. ABD’de aşı karşıtlığını bayrak haline getirmiş politikacılar, gazeteler ve onların etkisiyle salgınla mücadelede gevşek davranan yerel yöneticiler var.

Onlar da kendilerine ‘bilimsel’ gerekçeler bulabiliyorlar.

Bilimin bu can alıcı salgın sırasında olduğu gibi amacı dışında yanlış bir kampanyaya bu denli alet edildiği modern çağlarda pek görülmemişti.

‘Komplo’ aranıyorsa, esas olayın bu yönünde aranmalı.

İnsanlar salgın yüzünden ölüyor ve koruyucu aşı olmayanlar herkesten fazla ölüme maruz kalıyorlar.

Hepimizin ailelerimiz veya yakın çevremizde salgın yüzünden hayatını kaybetmiş kişiler var.

Son zamanlarda ülkemizde de vaka ve ölüm sayılarında artışlar görülüyor. Doktorlar salgından etkilenerek hastaneye gelenlerin büyük çapta aşısızlar olduğunu belirtiyorlar. Aşısızların bulundukları mekanlardaki diğer insanlara virüsü taşıma riski de fazla.

Konuya farklı yaklaşanlar maske, mesafe ve temizlik konularında da gevşekler doğal olarak.

Maçları stadyumdan izleyenlerin büyük çoğunluğu maskesiz ve yan yana. Tuttukları takımın her gölü sonrasında sevinçten birbirine sarılıyor insanlar.

Bu bir örnek. Sosyalleşmeyi gerektiren ortamlar giderek çoğaldı. Mağazaların kapılarındaki “Maskesiz girilmez” uyarılarına pek aldırılmıyor.

Vaka sayısının artmasına bu yüzden şaşırmamak gerekiyor.

Her geçen gün tanıdığım birilerinin kayıp haberleriyle karşılaşmaktan gerçekten yıldım. Kendisini düşünmeyen, mantıksız iddiaların peşinden giden insanlar başkaları için tehdit oluşturduklarını da fark etmiyorlar. Devletler bu yüzden aşısızlara farklı bir sınıf muamelesi yapmaya ve toplumsal mekanlardan uzak tutmaya yarayacak tedbirler almaya başladı. Bunun getireceği sıkıntıları öngörmek çok zor.

Lafı fazla uzatmak istemiyorum. Milletçe bu konuda da aklımızı başımıza toplamamız şart.