+GERÇEK - T24 yazarı ve ekonomist Uğur Gürses, bugünkü yazısında, "30 milyar dolara ne oldu? Nisan ayı sonu itibariyle Merkez Bankası'nın 106.9 milyar dolarlık brüt döviz rezervi bunun kanıtı. Yılbaşında 111.8 milyar dolarla başlayıp, Nisan sonunda 5 milyar dolara yakın azalış bunun göstergesi. 11 Mayıs itibariyle bakılırsa brüt rezerv 103.6 milyar dolara gerilemiş durumda. Yani yılbaşına göre 8.2 milyar dolar aşağıda" dedi.

Gürses, "Yılın başında ihracatçılara, getirdikleri dövizin yüzde 25'ini Merkez Bankası'na satma zorunluluğu getirilmişti; yılbaşından sonra 180 günü dolan ihracat miktarı 76.6 milyar dolar olmuş. Bunun yüzde 25'i ise 19.1 milyar dolar idi. Sadece buna bakılsa rezerv artışı olması gerekmiyor muydu?" diye sordu.

Gürses, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bitmedi; Kur Korumalı Mevduat uygulamasıyla 25 milyar dolara yakın bir döviz Merkez Bankası'na satıldı. Ne oldu bu dövizlere? Bankanın reeskont kredilerinin vadesinde olması gereken döviz girişi aylık kabaca 1.5 milyar dolardan 6 milyar dolar olmalıydı; nerede? BOTAŞ'a dört ayda yapılan 16 milyar dolara düşülürse; Merkez Bankası'nın elinde yılbaşına göre bugün en az 34 milyar dolarlık döviz pozisyon artışı olması gerekirdi, nisan sonu itibariyle sadece 8.7 milyar dolarlık pozisyon açığında kapanma var. Nihayetinde bankanın brüt rezervlerinin yine de en az 25 milyar dolar artması gerekirdi; tersine 5 milyar dolarlık brüt rezerv azalışı var. Tablo net 4 ayda 30 milyar dolar eritilmiş.

Soru şu: Dört ayda 30 milyar doları ne yaptınız? Uzmanlar piyasaya satıldığını ve vatandaşın kandırıldığının farkında.

Arka kapıdan rezerv satışı, kötü yönetimin, riskli 'icadın' hasarının, bir içi boş teorinin yanlışlığının üstünü örtmek için yapılıyor artık.

Birincisi, faizleri düşürerek kurun patlatılması ve devamında enflasyonun yıkıcı bir biçimde patlamasının farkındalar. Geri dönmeden, döviz satarak döviz kurunun istikrara kavuşacağı inancı ile 'döviz bitene kadar' devam ediliyor. Dibinde kocaman bir delik olan havuza kova ile su doldurmaya benziyor.

İkincisi, 'faizlerin düşürülerek enflasyonun düşürüleceği' inancının çökme halinin saklanmaya çalışılması.

Üçüncüsü, döviz kurunu 'faiz kullanmadan durdurmak icadı' olarak halka anlatılan Kur Korumalı Mevduat uygulamasının kur artışı ile çökmesini önlemeye çalışmak. Zira, bu KKM modeli ile 25 milyar dolar (vergi teşviki ile) çözülse de TL'den katılanlarla ilave 30 milyar dolarlık tasarruf dolarize edilmiş oldu. Trene binemeyenlere teşvik verildi. Kur arttıkça bütçeden yine vatandaşın cebinden ödenecek kur farkı, bu 'icadın' kendi kendini harap eden bir model olduğunu, çöktüğünü gösterecek herkese. 

Kuru, enflasyonu patlatan iktidar, her ne kadar 'dünyada da enflasyon', "Ukrayna krizi" gibi dış bahanelere, içeride de "fırsatçılar", "istifçiler" bahanelerine yapışsa da halk her şeyin fakında.  Şimdi bu kötü yönetimin sonuçlarının saklanması için döviz satışını bir örtü olarak kullanıyor.

Dünyada hiçbir ülke kendi bastığı paranın istikrarını başka ülkelerin bastığı paraları piyasaya sürerek sağlayamaz. Hele ki bu paraları basan yabancı merkez bankalarına el açarak, hiç.

O 'başkalarının parasını' basan kurumlar ise bu küresel bir rezerv para olsa bile kendi kurumlarına yönetici olarak koyduğu kişileri 'hassas terazilerle' buluyorlar."