Annus horribilis medias 2018*

2018'de medya, dünyada ve Türkiye'de tarihinin en kötünü yılını yaşadı. Gazetecilik, habercilik, gazeteciler artık lanetlenen mecra ve meslek sahipleri oldu.

Sınır Tanımayan Muhabirler RSF'nin yıllık raporuna göre, "2018, dünyada gazetecilerin en çok saldırıya uğradığı yıl" oldu. Saldırıdan kasıt hem ölümcül fiziki saldırılar hem de sözel saldırılar. Afganistan, Suriye ve Yemen gibi savaş alanları ile İstanbul, ABD ve Meksika'da toplam 80 meslekdaşımız öldürüldü. Bütün dünyada toplam 348 gazeteci hapishanelere gönderildi ki bunların neredeyse yarısı Türkiye'de. 60 meslekdaşımız da devlet dışı örgütler tarafından rehin alındı. RSF'nin dökümünde devlet tarafından rehin alınan gazeteci sayısı belirtilmemiş.

Trump'la başlayıp Erdoğan ve Putin'le devam eden liderler grubunun açıklamalarında gizli açık bir şekilde en çok saldırıya uğrayan kesim, gazeteciler oldu.

Bu olumsuzluğun yanı sıra, gazetecilik, habercilik, muhabirlik söz konusu olduğunda, zaten bir süreden beri olduğu gibi, artık New York Times, Washington Post, Le Monde, Libération, Guardian, BBC ya da CNN'den söz edilmez oldu. Çünkü bu gazeteler ve bu medya organlarında çalışan muhabirler, editörler, yazarlar içerik (haber, röportaj, söyleşi, makale... vs...) üretmeye devam etmelerine rağmen, bu muhtevanın dağıtımı artık büyük ölçüde GAFA'nın tekeline kaldı. GAFA, Google, Apple, Facebook ve Amazon'dan oluşan bilişim teknolojileri sektörünün dört dev holdingi. Eskiden, sabah evimizde kapı altından atılan gazete ya da işe/okula giderken bayiye uğrayıp parasını verip satın aldığımız gazete devri, büyük ölçüde kapandı. Yurttaşlar, genellikle ve çoğunlukla habere cep telefonlarından, sosyal medya aracılığı ile ulaşıyor. Ya da tablet, dizüstü veya masaüstü bilgisayarlardan. Ayrıca artık "ajans", "ana haber bülteni" filan da kalmadı. Sürekli, kesintisiz olarak 24 saat global çapta habere ulaşmak mümkün. Ne var ki, bu şekilde verilen haberlerin sunumu, hiyerarşisi okurun elinde ya da tercihinde değil. En çok tıklanan ya da en çok tıklanması istenen haber geliyor önce ekrana. Algoritmalar hangi haberin, ne zaman okunması gerektiği konusunda teknolojik ve ideolojik altyapı oluşturmuş durumda.

Dünyada sosyal medya mecralarına üye sayısı da ilginç:

- Facebook: 2 milyar 190 milyon

- WhatsApp: 1 milyar 500 milyon

- Messenger: 1 milyar 300 milyon

- İnstagram: 800 milyon

- Twitter: 376 milyon

Tabii sadece haber değil reklamın da mecrası artık sosyal medyaya kaymış durumda. Blog, Wiki, PodCast, video, Gif...vs... günlük hayatın bir parçası oldu. Orta yaşlılar için Facebook ve Youtube, gençler için Snapchat ve İnstagram olmazsa olmaz hale geldi.

Bir Fransız araştırmacı sosyal medyayı "HALKIN YENİ AFYONU" olarak tanımlıyor.

Bilişim ve iletişim sektöründe olağanüstü rekabet neredeyse her gün yeni bir teknolojik ürün, uygulama ya da sistemi doğururken, haberin yanı sıra eğlence, film ve her tür görsel show artık sosyal medyanın vazgeçilmezleri.

Ne var ki, burada da içerik sorunu var. Çünkü aslında habercilikte eskiden beri var olan propaganda, çarpıtma, kesme-biçme, abartma, gizleme artık yeni ismiyle anılıyor: Fake News ya da Yalan Haber. Teknoloji devleri de Yalan Haber'le mücadele ettiklerini hatta yeni önlemler aldıklarını söylüyorlar ama içerik yerleşik düzeni koruduğu sürece onların pek de umurunda değil. Maksat daha çok tıklanmak, daha çok izleyici, daha çok abone olunca, Yalan Haber sadece bir ayrıntı. Hele Yalan Haberin doğru haberden daha çok ilgi çektiğini, daha çok ve çabuk yaygınlaştığını ve tıklandığını hesaba katarsak, bunun öyle algoritmayla filan engellenemeyecek bir olumsuzluk olduğunu anlarız.

Global medyanın bir olumsuzluğu da düzenleyici bir mevzuatın eksikliği. Bilişim, gazetecilik, iletişim konusunda her ülkenin kendine has bir hukuku ve adli uygulaması var, ama bilişim artık zaman, mekan ve sınır tanımıyor. Bu alanda hâlâ büyük bir mevzuat boşluğu var. Bundan da GAFA yararlanıyor, üyelerinin kişisel bilgilerini ticari şirketlere satabiliyor ya da devletlere iletebiliyor. Yurttaş onların gözünde sadece bir tüketici ya da reklama muhatap edilmesi gereken bir tüketici adayı.

Memlekette durum ise korkunç! Türkiye'de ilk günlük gazetenin yayınlandığı 1831 yılından bu yana 2018, Türkiye'de matbuat-basın-medyanın en kötü yılı oldu. Bu değerlendirme öznel bir yorum değil. Çok sayıda nesnel ölçüte dayanılarak yapılan gözlemlerden çıkan bir sonuç:

- Öldürülen gazeteci sayısı

- Yargılanan ve mahkûm olan gazeteci sayısı

- Yasaklanan ve kapatılan gazete, dergi, radyo ve TV sayısı

- Düşen tirajlar

- Kanıtlanan Yalan Haber sayısı

- Meslek dışı kalan gazeteci sayısı

- Meslek örgütlerinin etkinlikleri

- Medya organlarına kesilen idari ve yargısal para cezaları

- Kamunun medyaya desteği

Türkiye, Oxford Üniversitesi ile Reuters Vakfı'nın ortaklaşa yaptığı bir araştırmaya göre DÜNYA YALAN HABER ŞAMPİYONU!

2018 yılında yukarıdaki tüm bu kalemlerde olumsuz rekorlar kırıldı. Belki öldürülen gazeteci sayısı hariç. Eskiden gazetecileri öldürüyorlardı, artık gazeteciliği öldürüyorlar.

Bundan 7 yıl önce Aralık sonunda Türk Hava Kuvvetleri, Roboski'de 34 Kürdü bombalayarak öldürmüştü. Biz bu haberi sosyal medyadan öğrenebildik. Geleneksel medya olayı 3-4 saat gizlemeye, inkâr etmeye çalıştıktan sonra mecburen yayınladı, ama o da tahrifatlı bir şekilde.

Keza, AKmedya, 2018'deki döviz krizini haberleştirmedi ya da yine tahrifatlı aktardı. Bu durum bir Fransız gazetesinde "Türk medyası mutlu" başlıklı bir haberin yayınlanmasına yol açtı. Ayrıntıyı okuyunca anlıyorsunuz: Türk lirasının döviz karşısında erimesini haber yapmayınca okurlar, toplum, memleket mutlu oluyor. Sanki kriz yokmuş sanıyor. Sanki TL değer kaybetmiyor sanıyor. Bu nedenle de mutlu oluyor. (Ya da olduğunu sanıyor).

Marketing Türkiye dergisinin kapsamlı bir araştırmasına göre Türkiye'de "Medyaya Güven" endeksi de 2018'de diplere düştü.

ABD'deki IREX'in "Medyada Sürdürebilirlik Endeksi"ne baktığımızda Türkiye değerlendirmeye bile tabii tutulmamış.

2018'de kayda geçirilmesi gereken iki önemli hadise de, Merkez Medya adı verilen mecranın çökmesi ve Akmedya'nın da fire vermeye başlaması.

İktidara tam olarak biat etmemeye çalışan Doğan Medya Grubu'nun iktidar yanlısı Demirören Grubu'na devri (kimileri buna el koyma diyor), Türkiye Medya Manzarasını artık sadece 2 aktöre bıraktı: Yandaş medya (%95) ve bağımsız kalmaya çabalayan küçük ve orta çaplı medya (%5).

AKmedya, Vatan gazetesi ile Habertürk'ün kağıda basılı versiyonlarını kapatarak hem editoryal hem de mali açıdan sıkıntıda olduğunu kanıtladı. Habercilik yapmadan, ajitasyon-propaganda yaparak, yandaş inşaat şirketlerinin gelirlerini çarçur edenlerin de sonu geliyor.

2019'da ne bekleniyor?

Global medya açısından rekabetin yarattığı ortam belirsizliği körüklüyor. Hukuki eksiklik de yurttaşların aleyhine. Tekelleşme güç kazanıyor, küçük ve orta boylu şirketlerle bağımsız gazetecilik yapmaya çalışanların alanları giderek daralıyor.

Bizde ise, egemen medya, aşırı siyasi ve aşırı yandaş olduğu için kendi geleceğini belirleyebilecek bir konumda değil. Türk medyasının önümüzdeki yıl nasıl bir seyir izleyeceğini, medyanın kendisi değil, patronu belirleyecek. Bu nedenle izlenmesi gereken alan, medya mülkiyeti ya da editoryal mecralar değil, doğrudan Beştepe Sarayı. İktidar sıkıştıkça medya da sıkışacak, iktidar çıkmaza girdikçe medya da çıkmaza girecek. Diğer ihtimali mümkün kılabilecek hiçbir emare görünmüyor.

Artık sürdürülebilir olmaktan çıkmış olan Türk Egemen Medya mekanizması, kriz ve sonrasında devasa bir çöküşe uğrama riskiyle karşı karşıya. Ne zaman? Onu Beştepe de bilmiyor.


(*)Annus horribilis: Felaket yıl.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ragıp Duran Arşivi