Esas sorun arkadan geliyor

Bugün de AKP zaten karaya oturmuş ve ülkeyi de karaya oturtmuş ise bunun temel nedeni AB ile müzakere sürecinin fiilen bitmiş olmasıdır; yakında hukuken de bitme ihtimali yüksek.

Dikkatler kur seviyelerine ve enflasyon oranına dönmüş durumda.

ABD dolarının 8.30’u, avronun 9.70’i aşması, Merkez Bankası’nın 2020 enflasyon beklentisini 12.1’e çekmiş olması çok önemli ve olumsuz gelişmeler.

Ancak, bu süreçte insanların günlük yaşamına kurlar ya da enflasyon oranı kadar bire bir yansımayan başka bir çok olumsuz gelişme daha var.

Erdoğan ve Genel Başkanı olduğu AKP çok ilginç gelişmelere neden oluyorlar.

2002’den 2009’a kadar sürdüğünü düşündüğüm olumlu sürecin iki çok önemli başarı ayağı vardı.

Birincisi hiç kuşkusuz AB ile müzakerelerin açılmış olması.

İkincisi ise merkezi bütçeden yapılan faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranının inanılması güç seviyelerden makul seviyelere çekilebilmiş olmasıdır.

Bu iki gelişmeyi sistemden çekin, AKP’nin ilk yıllarının başarı hikayesi karaya oturur.

Bugün de AKP zaten karaya oturmuş ve ülkeyi de karaya oturtmuş ise bunun temel nedeni AB ile müzakere sürecinin fiilen bitmiş olmasıdır; yakında hukuken de bitme ihtimali yüksek.

Gelelim ikinci olumsuz gelişmeye, merkezi bütçeden yapılan faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı konusuna.

AKP’nin iktidara geldiği sene olan 2002’de merkezi bütçeden, o tarihte galiba konsolide bütçe deniyordu, faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı yüzde 85 idi.

Düşünebiliyor musunuz, devlet yüz lira vergi topluyor ama bu verginin 85 lirası faiz ödemelerine gidiyordu.

AKP döneminde önce milli gelirin yüzde altısı kadar faiz dışı fazla politikası ile bu garabet azaltıldı, sonraları bütçe disiplinine sadık kalındı ve bu korkunç oran yüzde ona doğru geldi.

Önemli bir başarıdır.

2017 senesinde, işler kötüleşme yolunda hızla ilerliyor ama hala faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı yüzde 10.6 idi.

Ancak bu oran 2018’de yüzde 11.9’a, 2019’da yüzde 14.8’e çıkıyor, 2020’de ise yüzde 19 olması bekleniyor.

Başka bir ifade ile de faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı 2017’den 2020’ye dört senede yaklaşık iki katına çıkmış durumda.

Türkiye’de sermaye piyasaları çok sığ piyasalar, bu piyasalardan vergi gelirlerinin yüzde yirmisi kadar borçlanmak faizleri, Erdoğan duymasın, çok daha yukarılara çekecek ve bu faiz artışı da kendi başına bu oranı, faizlerin vergilere oranı, daha da yukarı çekecek, kartopu çığa dönüşebilecek.

Daha fazla faiz gideri olan bütçeden daha az kamu hizmeti ödenecek, toplum için çok sıkıntılı bir durum bu.

Daha az kamu hizmeti, daha fazla faiz gideri daha da bozulan gelir bölüşümü de demek.

Böyle bir ortamda Erdoğan seçimlere nasıl gidecek ya da gidecek mi?

Daha fazla transfer ödemesi yapabilmek, daha fazla kamu istihdamı ve yatırım üretebilmek için de, dış borç ihtimali çok az, hatta yok gibi, tek çözüm para basma yani enflasyon olabilir.

Yukarıda da belirttiğim gibi, merkezi bütçeden yapılan faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranının artışını kurlar ya da enflasyon gibi günlük olarak hissetmiyoruz ama etkileri emin olabilirsiniz çok önemli.

Bakalım 2021’de mezkur oran (faizler bölü vergiler) ne olacak?

Yüzde yirminin çok üzerinde olacağını tahmin ediyorum.

Erdoğan’ın yerinde olsam erken seçime sıcak bakarım çünkü her geçen gün ekonomide işler daha da kötüye gidecek.

2023 koşullarında Erdoğan’ın seçimleri ertelemek için bahaneler yaratmak istemesinden de korkmuyor değilim doğrusu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi