İstanbul Belediyesi böyle mi tartışılmalı?

Basına köşe yazıları yazanların, biri de benim, akıllarına bazı konular takılır ama bu konuların güncelle doğrudan ilişkisi yoktur, güncelin, hele Türkiye’de, şehveti alır bizi götürür, önemli ama şehvet dozu daha düşük konular pek gündeme gelmez.

Ancak, bu gündeme pek gelemeyen konular muhtemelen yazı şehveti çok daha yüksek konulardan da çok daha önemlidirler.

Bu yazı 15 Ağustos’ta okurun önüne gelecek, yaz tatilinin, sıcakların tam da göbeği, ben de böyle bir günde çok uzun süredir aklımda olan bir konuyu yazmaya karar verdim.

Yazımın konusu İstanbul Belediyesi tartışmaları üzerinden aslında İstanbul.

İstanbul kanımca dünyanın en muhteşem şehri, AKP yönetimi bu mükemmeliyeti kırmak için elinden geleni yapıyor ama yine de başaramıyor; Ayasofya’nın, Kariye’nin cami yapılmış olmaları en iyi (!!!) örnekler galiba.

Bu arada, yeni İstanbul CHP yönetiminin de çok başarılı işler yaptığını söylemek kolay değil, ne demek istediğimi aşağıda açıklayacağım.

İstanbul, yanılmıyorsam, içinden deniz geçen dünyada tek şehir, 6 yüzyılda yapılmış Ayasofya ayakta duruyor, 2023’de muhtemel yönetim ve sistem değişikliği sonrası umarım Ayasofya müze statüsüne geri döner, şehrin en azından on bir asırlık bir Bizans geçmişi var, 1453 sonrası yaklaşık altı asırlık bir Osmanlı tarihi ve şimdi de Cumhuriyet.

Ayasofya, Küçük Ayasofya, Kariye, surlar, Kıztaşı, Sultanahmet Meydanı (Hipodrom) Süleymaniye, Sultanahmet, Sinan’ın başka eserleri bu muhteşem şehirde yan yanalar asırlardır.

Bu şehrin yönetimini, kimliğini başka şehirlerle aynı düzlemde ele almanın çok ama çok anlamsız olduğu kanısındayım.

Doğrudur, İstanbul’un da, Ankara’nın da trafik, altyapı, çevre sorunları var ama yine de İstanbul ile Ankara’nın belediyecilik anlayışlarını aynı çerçevede ele almak kanımca çok anlamsız.

İstanbul’u mutlaka bambaşka bir yere oturtmak, başka bir çerçevede ele almak, başka bir belediyecilik yapmak gerekiyor.

Başka türlü belediyecilik yapmanın oy kaybına neden olacağı iddiası vardır ama ben asla katılmıyorum bu görüşe, doğru işin mutlaka ama mutlaka alıcısı, müşterisi vardır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (bugünkünden bahsediyorum) mutlaka senede altmış milyon turist hedefini koyması ve gerçekleştirmesi gerekiyor.

Hedefi çok abartılı bulabilirsiniz ama işe daima büyük hedefler koymakla başlamak lazım.

Turist çekmek için ülkenin genel imajının da büyük önemi var ama yine kanımca İstanbul imajı doğru işler yapılırsa her şeyin üzerindedir ve bu başarılabilir.

Senede altmış milyon çekmek için de yapılması gereken işler var.

En başta ama bu işin en kolay yanı, bu muhteşem şehri tamamen bir hizmet şehrine dönüştürmek ve imalathaneleri şehirden başka yerlere, gerekirse destekler de vererek taşımak gerekiyor.

İstanbul bir dünya kültür ve turizm şehri haline gelmelidir, ilk adım bu olmalı.

Bunun yapılması için de yönetimlerin tarihle olan sıkıntılarını sonlandırmaları lazım.

Sultanahmet Meydanını iki metre aşağı düşürün, aşağıdan Bizans’ın ünlü Hipodromu, o meşhur at yarışlarının yapıldığı meydan çıkıyor; inanmayan Sultanahmet’teki “Yılanlı Sütun’un yanına gitsin, kaidesinin nereye oturduğuna baksın.

Sultanahmet Meydanı ile Aksaray arasındaki Yeniçeriler dediğimiz cadde de Bizans’ın eski mermer caddesi, o yolu da iki metre aşağı indirirseniz, alttan mermer Bizans yolu çıkıyor.

O bölge bir tarih madeni, bu mermer cadde meselesine de inanmıyorsanız, Beyazıt-Laleli arasındaki Koska helvacısının oraya gidin, ayakları hala duran Takın kaidesine bakmaya çalışın anlayacaksınız.

Senelerdir bir şehircilik faciasına dönüşen Beyazıt meydanına bakın; bu meydan hemen karşısındaki Marmara apartımanı olmaz ise Marmara denizine bakıyor ama ünlü bir aile oraya o evleri dikmiş, meydan denize kapatılmış, sanki birileri İstanbul’un değerini sıfırlamak istiyorlarmış gibi.

Biraz arkada o muhteşem Süleymaniye Camii var ama nedense Süleymaniye mahallesi bir türlü bir eski Osmanlı mahallesine dönüşemiyor.

Bir örnek yeter; neden Sultanahmet Meydanını bir Bizans Hipodrom meydanı (At meydanı) yapamıyoruz?

Ben size söyleyeyim, bir-iki dangalak şayet Sultanahmet Meydanının kodu iki metre düşürülüp Hipodrom ortaya çıkarılırsa, aslında zaten orada duruyor asırlardır, Şehrin Rum kimliği güçlenecek ve Şehri kaybedeceğiz zannediyor.

İşte İstanbul’un, hatta Türkiye’nin en büyük düşmanı bu kafa.

Aşarız muhtemelen.

Hem bu kadar şoven milliyetçi hem de bu kadar korkak nasıl olunuyor, anlamak kolay değil.

İstanbul Belediyesinin sorunları yağan yağmurların etkileri kadar, hatta çok daha fazla kültür ve tarih üzerinden konuşulmalı.

Önceki ve Sonraki Yazılar