Mavi Boncuk Dağıtım A.Ş.


Batı dünyasında 1950’lerden bu yana, bizde de 1980’lerden beri siyaset esas olarak televizyon üzerinden yaygınlaştırılıyor. Yurttaşlar televizyon aracılığı iktidara aday olan parti, milletvekili ya Başkanları tanıyabiliyor.

Görselliğin kutsal mecrası olan televizyonda da kaçınılmaz olarak bütün siyasi etkinlikler, kampanyalar semboller üzerinden somutlaşıyor. Ziyaret edilen bir mekan, bir cemale zoom yapılması, bir kravatın rengi, masaya konan bir kalem, bir mimik, bir jest, bir yüz ifadesi bazen 10 sayfalık bir manifestodan çok daha fazla şeyler anlatabiliyor. 60ların sonundan beri, zaten ‘’Gösteri Toplumu’’nda yaşıyoruz ve iktidar da kendisini ‘’Show Devleti’’ ya da ‘’Devlet Show’’ u olarak daim kılmaya çalışıyor.

Hafta sonu CHP ve HDP, Cumhurbaşkanı adaylarını törenlerle açıkladı. İzledim. İnce Show ve Demirtaşsız Demirtaş Gösterilerini kıyaslayarak irdelemeye çalışacağım:

+ İnce Show’da Hacı Bayram Camiinde Cuma namazı ve Birinci Meclis ziyaretleri Kemalizme saygı duruşu olduğu kadar 1920’lere dönüş olarak okunabilir. Hacı Bayram’a gidiş de salt dini değil aynı zamanda Kemali...

+ İnce, oldu olacak, Selanik’e bir uzanıp, Mustafa Kemal’in akrabasının tarlasında karga kovalama sekansını da çekseydi de tablo tamamlanmış olurdu.

+ Fabrika ayarlarına dönüş ki, bu deyimi ve isteği en son Ümit Kocasakal beyan etmişti, çok matah bir dönüş olmasa gerek. İki nedenle: Birincisi Türkiye, İnce’den geriye dönmesini değil ileriye gitmesini talep ediyor. İkincisi, fabrika ayarları iyi olsaydı zaten bugünkü perişan halimize gelmezdik herhalde.

+ İnce’nin CHP rozetini çıkarıp ‘’Tarafsız Cumhurbaşkanı’’ olacağını açıklaması herhalde olumlu bir jest idi. Ama yaka boş kalmasın diye Kılıçdaroğlu’nun İnce’ye derhal Türk bayraklı bir rozet takması gereksizdi. Üstelik bence takılan o rozet sanki daha çok devlet rozetine benziyordu.

+ İnce’nin Ahmet Arif şiiri okumasını da olumlu buldu önemli bir çoğunluk. Ne var ki ‘’Diyarbakırlı şair’’ sıfatı yerine ‘’Kürt şair’’ diyebileydi daha doğru ve iyi olurdu.

+ CHP’nin adayını Milli Piyango sonuçları gibi uzun süre saklayıp sonra pat diye açıklamasından önceki süreç de sorunlu. ‘’Adayımızı eşime bile söylemedim’’ diyen Kılıçdaroğlu, tıpkı Ekmelledin faciasında olduğu gibi, adayı kapalı kapılar ardında saptadı. Ne örgüt tabanına ne STK’lara ne de kamuoyu önderlerine sordu adayını. Kesici, Şener hatta Aziz Sancar ve İlker Başbuğ gibi plase ve favorilerin adı bile geçti Veliefendi ve 75. yıl hipodromlarında.

+ Beni en çok rahatsız eden tutum, Kılıçdaroğlu’nun İnce’yi kürsüye çağırırken kullandığı ifade oldu: Gel bakalım Muharrem İnce! Neye bakacaksın ki? Bir Başkan partisinin Cumhurbaşkanına adayına böyle hitap edebilir mi?

+ HDP töreni ise bir kaç açıdan farklıydı. Bir kere HDP Yönetimi sadece Partili üyelere değil çok daha geniş bir kesimde yoklama yaparak Demirtaş’ı aday olarak belirledi. HDP’nin eşzamanlı olarak hem Istanbul hem de Diyarbakır’da tören düzenlemesinin simgesel ve siyasal anlamı var. İnce ve Kılıçdaroğlu Ankara’da kapalı spor salonunda ‘’Two Men Show’’ yaparken HDP Gezi’yi, Meclisleri, Platformları hatırlatan Abbas Ağa parkında idi. Diyarbakır’da bölgenin eski yeni tüm milletvekilleri sahne alırken törende Barış Annelerinin kürsüye çıkmaları hoş ve ince bir jest oldu. Demirtaş’ın eşinin konumu da önemli.

+ İnce ve Demirtaş’ın seçim manifestolarının içeriği ve sunumu da haliyle değişik idi. Bir tarafta daha çok Belediye Başkanlığına adaylığını koymuş gibi davranan bir zat, diğer tarafta siyasi kesimleri bir mücadeleye çağıran bir politikacı.

İnce sanki biraz hırçın ağzı da hafif lumpene kaçıyor bazen. Ama en önemlisi oy gelebilecek her kesime mavi boncuk dağıtması. Alan olursa tabi...

Ciddi siyaset, anlamlı kampanya program gerektirir, ilke gerektirir, doğru bir söylem gerektirir.

Önceki ve Sonraki Yazılar