Referandum Geçici, Ya İzleri?

16 Nisan’ın "sürprizi"; 7 Haziran’dan sonra ilk kez, siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın, "iktidarın istediğinden farklı sonuç vermesi" gibi bir rol oynaması söz konusu olabilir…

Sezin ÖNEY

Türkiye, ciddi bir "beyin göçü" sıkıntısı içinde; bunu birçok kişi kendi çevresinden zaten duyup biliyor; ama veriler de bunu gösteriyor.
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) verilerine göre zaten, 2001-2011 arasında ‘yüksek eğitimli’ işgücünün Türkiye dışına çıkışı hızlanmıştı. 2011 sonunda OECD ülkelerine göç eden Türkiye vatandaşı sayısı 2 milyon kişiyi aşmıştı. Sığınma başvuruları ise, 12 Eylül’den beri 1 milyondan fazla Türkiye vatandaşını siyasi sebeplerle ülke dışına itmiş. "Gidenlerin" çoğunluğu üniversite mezunu.
Bazı siyaset bilimi ve ekonomi araştırmaları, "beyin göçünün" geri dönüş yaşanırsa, göç veren ülkeye yararlı olduğu zira, "gidenlerin", eğer dönerlerse, daha fazla deneyim ve bilgi kazanarak dönmüş olduğunu öne sürüyor. Veriler böyle olabilir; tabii "dönerlerse"…İnsanın doğup büyüdüğü yerlerden kopup sonra da başka yere kök salmaya çalışması ne olursa olsun büyük çaba gerektiriyor. Hal böyle olunca da, bir kere başka yere yerleşenin aynı sarsıcı deneyimi yaşayıp geri dönmesi gerçekten zor. Kaldı ki, gidenleri gitmeye zorlayan şartların değişeceği ve göçmenleri dönmek isteyeceklerine dair hiçbir garanti yok. Tarihte bazı örneklerde "beyin göçü", olumlu geri dönüşlerle, "mutlu sonla" sonuçlanmış olabilir ama, birçok örnekte de, geri dönüş ne mümkün oluyor, ne de arzu ediliyor.

Araştırmalardaki verilerin dile getirmediği de, bir ülkeden diğerine savrulan hayatlarda çekilen zorluklar; ki, beni de, asıl o zorluklar ilgilendiriyor.
Elbette, yurtdışına gidenler arasından son derece mutlu ve mesut hayatlar kuranlar var. Ancak, genelde baktığımızda, benim de hayatımın ağırlıklı bir dönemini işgal eden göçmenlik deneyimi hiç öyle kolay değil.
Şimdilik, geçici bir süre, iş ve eğitim için birkaç aylığına ülke dışına gittiğimde, geçmişin ve göçmenlik döneminin güçlüklerle dolu anıları canlandı.
Hiçbir şey olmasa, bazı detaylar insana diken gibi batıyor.

Budapeşte’de yolumun düştüğü Almanya Büyükelçiliği’nin Konsolosluk işleri kapısında sadece Türkçe yazılmış bir uyarı var: "Tuvaletinizi çalılıklara yapmayınız. Umumi tuvaletler az ileride bulunmaktadır".
Sadece Türkçe yazılmış bu uyarı manidar. Bir zamanlar bir olay mı yaşandı burada, yaşandıysa da, neden tüm Türkiye vatandaşlarına mal ediliyor ve aşağılayıcı bir uyarı olarak orada öyle duruyor?
Şimdi, Almanya ile başlayıp, Hollanda’ya sirayet eden "kriz", aslında siyasetçilerin hiçbirine dokunmayacak. Seviyesiz polemikler, atışma kakışmalar, ince oy hesaplarının arka planında olduğu katakullilerin bedelini, göçmen Türkiye vatandaşları ve Türkiye’deki sıradan vatandaşlar ödeyecek.

Yurtdışına; en çok da Avrupa’ya bağımlı bir ekonomi var zaten…
Zaten, Türkiye’nin çevre coğrafyasında Irak-İran-Suriye üçlemesi dışında, tüm bölgeye Avrupa Birliği-Schengen bölgesi vizeleri kalktı. En son Ukrayna, Gürcistan ve Kosova’ya uygulanan vizelerin kalkması ile, Türkiye bölgedeki yegane istisna kaldı. Üstelikte, Batı ülkelerine (hatta dünya genelindeki ülkeleirn çoğuna) vize alabilmek Türkiye vatandaşları için de iyice zorlaştığından; Türkiye, Irak-İran-Suriye vize ligine doğru kaydı.
Avrupa’daki ülkelerde, Türkiye’ye yönelik negatif algı giderek artıyor. Sadece Almanya’da, Türkiye ile Avrupa Birliği müzakerelerinin durdurulmasını onaylayanlar yüzde 90’ları aşmış vaziyette. Tabanlardaki negatif algı arttıkça da, politikacılar da negatif tutumlar benimsiyorlar.
Böyle bir ortamda, referandumda birkaç puanın kumarını oynayarak, Türkiye vatandaşlarını iyice içe kapatmak, ekonomik ve sosyal bakımından ülke içindeki ve dışındaki vatandaşları büyük risk altına sokmak hiç de adil değil.

Kutuplaşmada patlayan fren

Türkiye, yaklaşık bir ay sonra yine sandık başına gidecek. Tabii, eğer bir tuhaflıklar olmazsa…
2010 referandumundan beri yedinci kez, 7. kez sandıklara gidiliyor olacak…
2010 referandumu, 2011 genel seçimleri, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 2014 yerel seçimleri, 2015 Haziran genel seçimleri, 2015 Kasım genel seçimleri ve şimdi de, 2017 referandumu…
Tüm bu oylamalarda toplumsal ve siyasi kutuplaşma hep, iktidar denklemini koruyan bir rol oynadı.
Bunlara tek istisna (o da sadece oy dağılımı bakımından), 7 Haziran 2015 seçimleri idi.
O seçimlerde, kutuplaşma, "üç partili Meclis" denkleminden, "dört partili" denkleme bir kayış yaşanması gibi bir "sürpriz" sonucun sebebi oldu; bir kereliğine ‘farklı’ rol oynadı.
16 Nisan’ın "sürprizi"; 7 Haziran’dan sonra ilk kez, siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın, "iktidarın istediğinden farklı sonuç vermesi" gibi bir rol oynaması söz konusu olabilir…
"Hayır" diyenler, Ankara’da en üst ağızlardan açıkça "terörist", "terörizm destekçisi" ilan ediliyor.
Bir yüzde 50, diğeri ile nasıl beraber yaşayacak; bu söylemlerden sonra, toplumsal uyum-huzur-denge nasıl mümkün olacak?
Kutuplaşmanın freni patlamış durumda…
Referandum geçici; ama referandum uğruna körüklendikçe körüklenen, gazına basıldıkça basılan kutuplaşmanın izleri, yarattığı tahribat Türkiye içinde ve dışında fena halde kalıcı. Ve kırıcı da…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi