2008 yılından beri başta kendi sitem olmak üzere yazı yazıyorum. Hemen hemen her yıl 2 Temmuz’da Sıvas Madımak Katliamı’nı yazdım ve bunun başlangıcının Doğu Perinçek olduğunu belirttim. Bunu da öyle durup dururken yapmadım, bizzat yaşayarak gördüklerimi anlattım.

Türkiye’de aydınlar 12 Eylül darbesi sonrası hiç boş durmadılar. “Aydınlar Dilekçesi” verildi, YÖK’e karşı “BİLAR AŞ”, bitakım uluslararası etkinlikler için “EKİN AŞ” kuruldu. Ayrıca gazete çıkartılması için de “ONBİNLER AŞ” yapılanmasına gidildi ve halklardan para toplandı. 12 Eylül o kadar içimize işledi ki Mehmet diye bir avukat arkadaşımız kızının adını Ekin Ayşe koydu.

Gazete için toplantılar başladı, isim aranıyor, yer aranıyor filan derken, kimin aklına geldiğini bilmiyorum, Aydınlık Gazetesi fikri ortaya atıldı. Var olan bir gazeteyi çalışır duruma getirmek o kadar çok bürokrasinin önüne geçiyor ki, kimse başımıza gelecekleri ve Doğu Perinçek ahlaksızını hesap etmedi.

Doğu Perinçek o sırada hapisteydi ve görüşmeler Ferit İlsever ve Feyza Perinçek ile yapıldı. Gazete satın alınacaktı, toplantılar başladı ve sonunda sol gazete olacağından dolayı Perinçek ekibi de beraber çalışmak istedi. Ve olan oldu, bu öneri kabul gördü, hemen gazeteye gittik ve çalışmaya başladık. Gazetenin sorumluları mı, Perinçekçi Adnan Akfırat, Perinçekçi Serhan Bolluk, Perinçekçi Ferit İlsever, Perinçekçi Feyza ve Şule Perinçek, sayayım mı daha, Nusret Sanem, yani Aziz Nesin göstermelik patron, yönetim onlarda.

Gazete çıkmaya başladı ama satış yok, işler gitmiyor, sanki bütün derin devlet gitmemesi için bir oyun kurmuş ve ajan olarak da bu ekibi yollamış. -MIŞ’lı kullandığıma bakmayın, o gün de böyle düşünüyordum, bugün de…

Sabah kalktım, gazeteye bir geldim ki, sürmanşetten Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” verilmiş. Hemen babamı aradım ama O’nun bu olaydan haberi yok, o sırada cezaevinden çıkan Doğu Perinçek oynamış oyununu. Herkes çok kızdı, böyle riskli bişey sorulmadan ve haber verilmeden yapılamazdı, her çalışan bu olayla hemfikir olmak zorunda değildi ama derin devlet bu gazetenin olmaması için bu oyunu önümüze koymuştu.

Ve arkasından Sivas Madımak Katliamı oldu, o olay Aydınlık Gazetesi’nde Aziz Nesin “Şeytan Ayetleri”ni yayınladı diye oldu, onca insan Doğu Perinçek’in tezgahı yüzünden öldü ve kısa bir süre sonra da gazeteden ayrıldık. Bu arada babamın sahibi olduğu gazeteden ilk kovulan ben oldum ve bunu da kendisine söyledim. Serhan Bolluk iyi anımsar, bana hâlâ 1 maaş borçları var.

Madımak Katliamı’nda Gülsüm Karababa adında bir arkadaş yaşamını yitirdi. Firari 3 sanıktan dolayı devam eden davada önceki gün Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’nın avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir başvuruda bulundu ve benim bu konuda geçen yıl Artı Gerçek’te yazdığım yazıyı delil olarak gösterip Doğu Perinçek’in ifadesine başvurulmasını istedi.

Çok bişey değişecek mi, bu sistemde sanmıyorum ama en azından mahkeme tarihine geçecek, o bile bir parça da olsa içimi rahatlatacak. Gülsüm Karababa’nın akrabası olan eşim Hilal’e daha bir sevgiyle sarılabileceğim artık. Mazlum Çimen’le Nesimi Amca’yı konuşurken gözlerimi kaçırmayacağım, güleceğim, Öldürülmesinden 3 gün önce beraber yemek yediğim Asım Bezirci ile şakalaşmalarımızı anlatacağım, Zeynep Altıok’u arayacağım sevinçten, velhasıl sırtımdan bir Doğu Perinçek küfesini çöplüğe atmış olacağım. En önemlisi artık 2 Temmuz’da ağlayarak Sıvas’ı değil, başka şeyler yazacağım yada kendime tatil verip Rıfat Ilgaz’ı anacağım.

Bir sonraki yazıda da Adnan Akfırat nasıl bir dümenle beni gözaltına aldırttı, onu yazacağım.