Günümüz siyasetçilerini, daha çok da iktidar siyasetçilerini anlamakta ciddi bir şekilde zorlanıyorum. Eskiden hem kurucularda, hem bürokraside, hem de reklam işlerinde işleri bilenler vardı ve bu hiçbişeyden anlamayanları susturuyorlardı yada onlar sayesinde farkedilmiyorlardı. Mesela Erol Olçok zamanında geri çekilen bir çalışma anımsamıyorum. Tam tersi olurdu, Olçok’tan habersiz yapılanlar Olçok tarafından gönderilirdi, her anlamda bir disiplin vardı.

Bu dediğim olayı sadece Gülen’in bürokrasisine yada eski kuruculara ve Erol Olçok’a bağlayamazsınız, sonuçta onların yerine birilerinin pişmesi gerekiyor ama olmadı. Bunun esas büyük nedeni Erdoğan’ın yalnızlaştırılmasından çok, Erdoğan’ın herşeyi yalnız yapma kararı almasıdır. Bu durumda zeka tartışılamaz, sadece dahi bile olsa bir insanın herşeyden anlamadığı gerçeğidir.

Son zamanlarda yeni bir tartışma başladı. Kemal Kılıçdaroğlu “Aday olmayacağım demedim” dediğinden beri aday olup olmayacağı konuşuluyor. Muhalefet partisinin genel başkanının konuşulmasından daha doğal hiçbişey olamaz. Ancak şu an tartışılan konu aday olup olmayacağı değil, aday olursa kaybedeceği.

Esasında bu tartışma da gayet doğal, öyle bir noktaya geldi ki iş, Millet İttifakı Erdoğan’ın karşısına mutlaka kazanacak birisini çıkarmalı. Bu tartışmayı da kim yapar, AKP, MHP ve BBP dışındaki partiler yapar. İyi de bu partiler henüz bu tartışmayı yapmıyorlar ki yada iktidardan fırsat bulup da yapamıyorlar ki… Son günlerde yalaka kanallarını izliyor musunuz bilmiyorum, ben bildiğiniz gibi işim gereği izliyorum ve hiç bu kadar güle güle siyaset programları izlemememiştim.

Herkes elbirliğiyle Kılıçdaroğlu’nun adaylığının yanlış olduğunu söylüyor. Herkes dediğime bakmayın, bunu söyleyen herkes grubu esasında AKP ve MHP’liler. Onları fena halde rahatsız etmeye başladı bu olasılık.

Eskiden Erdoğan ne diyordu, Kemal Kılıçdaroğlu gibi birisinin her iktidara nasip olmayacağını, kendilerinin çok şanslı olduklarını söylüyordu. Ancak bu yaklaşımın bisüre sonra ters tepeceğini hiç hesaplamamıştı Erdoğan ve yanındaki kifayetsizler. Kılıçdaroğlu yavaş yavaş da olsa bağnaz Kemalistlerden sosyal demokrasiye geçiş yapmaya başladı ve aynı zamanda da kendi siyasi görüşleriyle alakası olmayan partileri biraraya getirdi ve bunu başardı da.

İktidar yalakaları Millet İttifakı'nın Kılıçdaroğlu ile kaybedeceğini söyleyip, aday olmasını eleştiriyor. Karşı tarafın adayını, hem de kendilerine göre kolay adayını eleştiren bir grup ilk kez görüyorum hem siyasi yaşamımda, hem de gazeteciliğimde. Madem öyle size ne, bırakın aday olsun Mansur Yavaş yada Ekrem İmamoğlu’nun yerine.

Oysa durum hiç de öyle göründüğü gibi değil, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimi esasında cumhurbaşkanlığından çok bir sistem değişikliği seçimi olacak ve bu durumda partiler ve seçmenler dünya görüşünden çok sistem için mücadele edecekler.

Ben CHP’nin adayları açısından şunu görebiliyorum, yukarıda saydığım 3 adaydan hangisi olursa aynı oranda oy alır. AKP’deki sıkıntı esasında bu, hep kendilerince küçümsedikleri Kılıçdaroğlu’na karşı Erdoğan’ın kaybetmesi. Son sloganları şu: Cumhurbaşkanlığını kaybedeceksek, bari ya Yavaş’a yada İmamoğlu’na karşı kaybedelim.