Köşe yazarlığım boyunca hiç bu kadar romantik başlık atmamıştım, o da Recep Tayyip Erdoğan’a denk geldi. Erdoğan’da bir hastalık var, başkasının yaptığından 1 fazlasını yapmak. Bu yaptığının iyi yada kötü olması gerekmiyor, bütün sorun konu ne olursa olsun 1 fazlasını yapmak. Böyle bir hastalık olup olmadığını sordum psikolog Lale Akgün’e, böyle bir hastalık yokmuş ama insanların kendilerini yada kendi yalanlarına kendilerine inandırmak için yaptıkları bişeymiş bu.

Önce kendinizi “Ben daha iyi yaparım” diye inandırmaya çalışıyorsunuz, konu zaten hazır, ondan sonra bunu pratikte uygulamaya başlıyorsunuz ve gerçekleştiğinde hem kendiniz hem de çevrenizdeki bir grup buna inanıyor. İşte o zaman yürüyüş bile değişiyor, insanlarla konuşma tarzınız değişiyor, onlara bakışınız (En yakınınıza bile) farklı oluyor.

Erdoğan gibilerde bu değişik bir yarış, daha doğrusu yarıştığı kişiler bize göre çok farklı kişiler. Bir ülke demokrasiye geçtiğini iddia edip ve hâlâ 12 Eylül Anayasası’yla yönetiliyorsa, o zaman Kenan Evren’den beter olmak zorundadır. Bir insan dincilik dışında milliyetçi de olduğunu iddia ediyorsa, bunu kendine ve tabanına kanıtlamak için Devlet Bahçeli’den daha ırkçı olmak zorundadır. Bir insan “Asker artık darbe yapamaz” diye bitakım yasalar çıkartıp kendisine karşı çıkan herkesi aynı kategoride görüp hapse tıkacaksa asker yerine sivil darbe yapmak zorundadır. 12 Eylül Kürtlere karşı kendisini Diyarbakır Cezaevi’nde bir felaket olarak göstermişse, 90’larda faili meçhuller yaşanmışsa, sen 1 adım öne çıkıp Sur, Dicle, Nusaybin katliamını yapar, bu yetmediği için Irak ve Suriye Kürtlerini de katledersin. Ve son olarak 12 Eylül’de emniyet binalarının üst katlarından intihar süsü verilip yada kaçıyorlar iddiasıyla gençleri atıyorlarsa, sen 1 adım öne çıkıp 2 Kürdü helikopterden atarsın. Bunun üzerine Van Valiliği “teröristin etkisiz hale getirildiği yerde gözetleme yapan ve şüpheli hareketler sergileyen S.T. isimli şahsın, 'dur' ihtarına uymayarak kaçmaya çalıştığı esnada kayalık alanda düştüğü ve yaralandığı gözlemlenmiş, şahıs, mukavemet göstermesine rağmen yakalanıp usulüne uygun olarak muhafaza altına alınmıştır” diye açıklama yaptı ama hastane raporu valilikle aynı görüşte değil. 

Böyle durumlarda aklıma hep Zeki Yumurtacı gelir. Zeki Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliği örgütünün liderlerindendi. Zeki 10 Eylül 1980’de gözaltına alındı, çok ciddi işkenceden geçti, zaten gözaltına alındıktan hemen sonra 12 Eylül darbesi oldu. 17 Eylül günü Zeki’yi keşif yapmak üzere Avcılar’a getirdiler ve orada kurşuna dizdiler. Günaydın Gazetesi’nden aklımda kaldığı kadarıyla habere Kadir Can gitti, az bir olasılık Ramazan Öztürk de olabilir. Emniyet Zeki Yumurtacı’yı kaçırmak için Avcılar’a arkadaşlarının geldiğini ve polisle arkadaşları arasında çıkan çatışmada Zeki’nin arada kaldığı ve vurulduğu söylendi. Gazeteciler oraya gittiklerinde hemen Zeki’nin yattığı yere gidemediler, bitakım hazırlıklar yapıldı ve ondan sonra fotoğraf çekilmesine izin verildi.

Zeki 12 Eylül’ün belki de ilk öldürülenlerindendi. Sabah Kadir’le 2-3 dakika konuşabildik, etrafında olaya terörist gözüyle bakanlar olunca çok rahat edemiyorsun, içine atıyorsun ve bu seni daha da rahatsız ediyor. Kadir de Ramazan da o dönemin önemli 2 foto muhabiridir. Günaydın Gazetesi’nde fotomuhabirlik olmasa da bana göre ikisi de fotoğraflarıyla önemli 2 gazetecidir.

12 Eylül’ün ölüm raporlarına baktığımızda Erdoğan’ın bununla da yarış halinde olduğunu görüyoruz.

12 Eylül Raporu :

- Açlık grevinde ölenler: 14 

- Kaçarken vurulanlar: 16    

- 'Çatışma'da öldürülenler: 74       

- Doğal ölüm raporu verilenler: 73 

'İntihar' ettiği bildirilenler: 43       

İşkence sonucu öldürülenler: 171 

Gördüğünüz gibi bu sayıların içinde idamlar yok, çünkü idam kalktı ve Erdoğan bu sayıyla yarışamadığı için son derece üzgündür sanırım.

Bütün bunları yazarken birden aklıma geldi, Erdoğan’la 1 dakika aynı helikopterde ve yalnız başımıza olsaydık ne yapardım diye yada o ne yapardı acaba? Ben bu konuda deneyimliyim, Kenan Evren’le aramızda sadece 1 masa mesafesi kadar kaldı ve o an beynimden ne yapabilirim soruları geçiyordu Selimiye Kışlası’nın içinde. Ne yapabilirim diye düşünürken kod adımla fotoğrafım arananlar listesinde Selimiye koridorlarında asılıydı.

Dışarıda 1 saat bile daha fazla kalmanın ve bişeyler yapmanın ne kadar önemli olduğunu o zaman fark etmiştim. O yüzden arkadaşlarımı, yoldaşlarımı asan, katleden insan bozuntusuna ben de diğer gazeteciler gibi sadece soru sormuş ve cevap vermiştim.

O ne yapardı bilemiyorum ama ona sadece “Nasıl böyle oldun” derdim ama başlıktaki kadar romantik sormazdım.