ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden, ilk ziyaretini Dışişleri Bakanlığı’na yaptı. Burada yaptığı konuşma, belki ABD’de değil ama dünyada en çok merak edilen konuşmaydı. Öyle ya, bütün dünya şu anda ABD’nin dünyada nasıl bir politika izleyeceğinin ipuçlarını arıyor. 

Son derece yumuşak bir üslupla, sesini hiç yükseltmeden ama bir o kadar da sert ve net mesajlar içeren bir konuşma yaptı Biden. Türkçe medyada sadece bazı bölümleri yer aldı. Bana göre konuşmanın en can alıcı noktaları göz ardı edildi. Demokrasi, insan hakları, göçmen hakları, LGBTIQ hakları vurgularını görmeden “Amerika geri döndü”, “diplomasi geri döndü” sözlerini değerlendirmek bence eksik olacaktır. 

Biden’ın başkanlığında ABD’nin ister liderliği, ister jandarmalığı deyin bu rolüne geri döneceğini herkes bekliyordu. Ancak Biden’ın açıklamalarına bakıldığında geçmişte ABD’nin yaptığı yanlışların bazılarından ders çıkardığı en azından Yemen örneğinden yola çıkarak görülüyor.  4 yıllık görev süresi boyunca dönüp bakmamız gerekecek bu konuşmanın bana göre önemli yanlarını özetledim. 

Biden’ın ilk mesajı, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e duyduğu güven üzerineydi: “Sen konuştuğunda herkes bilir ki benim adıma konuşuyorsun” diyerek ona güvenini dünyaya  duyurmuş oldu. 

“Amerika geri döndü, diplomasi geri döndü” sözleri, Trump yönetiminin “Önce Amerika” yaklaşımının bittiğinin, ABD’nin dünyaya liderlik etme rolüne yeniden döndüğünün ilanıydı. 

Ardından ilk olarak altını çizdiği başlık, “ABD demokrasisi” oldu:  

“Dünya bugün, Çin’in ABD’ye rakip olmaya çalışması, Rusya’nın ABD demokrasisine zarar verme hevesini de içeren ve ilerleyen bir otoriterleşme sorunu ile karşı karşıya. Bunu ABD’nin görmesi gerekiyor” uyarısı yaptı. 

"Otoriterliğe karşı ABD’nin demokrasi anlayışıyla mücadele" edileceği mesajını verdi. 

Sadece Rusya ve Çin’in adını ansa da muhtemelen mesaj, bütün otoriterlereydi. 

Onlar nasıl olsa kendilerini biliyorlardır. 

Pandemiden iklim krizine, nükleer silahların çeşitliliğine kadar artan küresel sorunlarla baş etmenin yolunun ancak ulusların birlikte mücadelesiyle aşılacağını söyledi. 

“Özgürlüğü savunmak, olanakları artırmak, evrensel hakları korumak, hukukun üstünlüğüne saygı göstermek ve herkese onurlu davranmak ilkelerine dayalı diplomasiye öncelik vermeliyiz. Bizim küresel politikamızın, küresel gücümüzün temeli budur” sözlerini umalım, önümüzdeki günlerde kimse ona hatırlatmak zorunda kalmasın. 

Sonra da sözü, Myanmar’daki askeri darbeye getirdi. Ülkeden generaller gibi Myanmar olarak değil, kendisine darbe yapılan ve ev hapsinde tutulan Nobel Barış Ödülü sahibi, Aung San Suu Kyi’nin de tercih ettiği gibi (Suu Kyi’nin Müslüman Arakan azınlığa karşı generallerin yürüttüğü soykırıma sessiz kalmasının da onu kurtarmaya yetmediği konusunu tartışmayı sonraya bırakalım) Burma diye söz etti. Generallere iktidarı devretmeleri,  gözaltına aldıkları siyasileri serbest bırakmaları, iletişim kısıtlamalarını kaldırmaları ve şiddetten kaçınmaları çağrısı yaptı. “Demokrasilerde güç, asla halkın iradesini alt etmek için kullanılmamalı” diyerek aslında bütün darbecilere de mesaj vermiş oldu. 

Mısır’da darbeci general Sisi’yi de bu ilkeden hareketle karşısına alır mı, o biraz zor görünüyor. 

Rusya’ya mesajları sertti. Putin muhalifi Alexei Navalny'nin siyasi nedenlerle hapse atıldığını, yolsuzluğu ifşa ettiği için hedef alındığını ifade etti. “Navalny derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmalıdır” dediğinde dünyanın başka ülkelerinde siyasi rakiplerini aynı gerekçelerle hapiste tutanlar paylarına düşeni almışlar mıdır? 

Biden, “Savaş değil diplomasi" konusundaki en net mesajını Yemen konusunda verdi. ABD’nin Obama döneminde Yemen’de Husilere karşı Suudi Arabistan liderliğinde oluşturulan koalisyona verdiği silah dahil her tür desteği kestiğini açıkladı. Bunu yaparken de klasik bir diplomasi söylemi olarak, “Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğü ve güvenliğine destek vermeye devam edeceğiz” demeyi ihmal etmedi.

Bunun üzerine Suudi Arabistan’ın “ABD’ye teşekkür açıklaması” Biden’ın konuşmasının bütününe bakmaya zahmet etmeyecek Suudlar için kullanışlı bir iç politika malzemesi haline getirildi. Biden’ın dış politikadaki yaklaşımlarından rahatsız olanların da Yemen’de savaşın bitirilmesi meselesini değil “Suudi toprağında gözümüz yok” anlamına gelecek açıklamasını, üstelik de Suudi Arabistan’a destek diye okumaları da dikkat çekiciydi. 

Son yıllarda dünyanın en büyük sorunlarından biri haline gelen göçmenlik için de Biden net ifadeler kullandı. “Biz, şiddetten ya da zulümden kaçanlar için güvenli topraklar sunduk. Bizim bu konudaki açık kapı politikamız diğer ülkelerin de kapılarını açmalarını sağladı” diyerek Trump’ın göçmenlere yönelik nefret söyleminin Avrupa’da ve tüm Batı’da karşılık bulmasına sert bir eleştiri getirmiş oldu. Yeniden açık kapı politikasına dönüleceğinin göstergesi olarak ilk yıl, 125 bin göçmen alınacağını ilan etmesi sorunu çözmese de bütün Avrupa’ya da bir çağrı idi. 

Ülkelerindeki bütün sorunları göçmenlere yıkmaya çalışan Avrupalı politikacılar mesajı alır mı dersiniz? 

Konuşmasında ABD’nin dünyaya örnek olması için  LGBTIQ haklarını tanıyacak bir başkanlık bildirgesi yayınlayacağını açıkladı ve bu bildiriyi de yayınladı. 

Bazı ülkelerde LGBTIQ’lar için nefret söylemini en ufak bir rahatsızlık duymadan kullanan siyasilerin durumu ciddiye almaları için böylesi ülkelere yaptırım uygulanacağını da ekledi.  

Öyle anlaşılıyor ki, Biden’ın yaptığı bu konuşmanın ardından ABD’nin dışişleri ekipleri harekete geçmiş. Göreve başlamasının üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen ABD’nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield’ın bu konuşmanın hemen ardından, ilk kez  gazetecilerle bir araya gelmesi tesadüf olmasa gerek. 

Satterfield, Boğaziçi Üniversitesi'ndeki protesto gösterileri çerçevesinde LGBTIQ’lar için;

“Bu dünyada nefret söylemiyle konuşmaya yer yok. Ne ABD'de, ne Türkiye'de”,

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun 15 Temmuz nedeniyle ABD'yi suçlayan açıklamaları için; “temelsiz”,

 S-400 krizi için de "üzücü" ifadelerini kullandı ve “Şunu net bir şekilde belirtmek isterim ki S-400 konusunda Türkiye ve ABD arasında bir çalışma grubu söz konusu değil, olmayacak da” diye  ekledi.  

YPG konusunda da net konuştu Satterfield: 

“ABD'nin YPG politikası değişmeyecek, Suriye’nin kuzeyinde IŞİD tehdidine karşı çalışmaya devam edeceğiz. Kuzeydoğu Suriye’de bu mücadelede SDG ile çalışmaya devam edeceğiz." 

Biden da konuşmasında özellikle altını çizmişti. Herkes bilir ki, Blinken konuştuğunda Biden adına konuşuyordur. 

Satterfield konuştuğunda da biliriz ki Blinken konuşuyordur. 

Biden’ın Türkiye için nasıl bir politika izleyeceğini merak edenler, bugünlerde bir görüşme olur mu diye telefon başında bekleyenler, bu notlara göz atsa yeter.