Dünyadaki ayaklanmalar ve savaş politikaları



Artı Gerçek

Protestoları konuşmak, onların nedenlerini araştırmak bizi sürüp giden savaşlardan biraz olsun uzaklaştırır mı dersiniz?


Dünya, son günlerde ABD Başkanı Donald Trump hakkındaki soruşturmaları, “Suriyeli Kürtlere ihaneti”ni ve onlarca ülkeyi saran protesto gösterilerini konuşuyor.

Protestoları konuşmak, onların nedenlerini araştırmak bizi sürüp giden savaşlardan biraz olsun uzaklaştırır mı dersiniz?

Kısa bir dünya turu o zaman.

Önce Azerbaycan.

Düşük maaşlar, yolsuzluk ve rüşvete karşı, başkent Bakü’nün çeşitli noktalarında çok da büyük olmayan protesto gösterileri var son günlerde.

Ama Azerbaycan hükümeti göstericilere göz açtırmamakta kararlı.

Ana muhalefet partisi lideri de dâhil onlarca kişi gözaltına alındı.

Bakü sokaklarının görüntülerine bakıldığında göstericiden çok güvenlik görevlisinin meydanları doldurduğunu görmek zor değil. 

Azerbaycan bir anlamda Aliyevler cumhuriyeti.

1993-2003 yılları arasında baba Haydar Aliyev cumhurbaşkanıydı.

Ölümünden hemen önce tahtına olmasa da cumhurbaşkanlığı koltuğuna olaylı bir seçimin ardından galibiyetini ilan eden oğul İlham Aliyev oturdu.

Ülke, 26 yıldır Aliyevler tarafından yönetiliyor. Panama yolsuzluk belgelerinde adı sıklıkla geçen İlham Aliyev, eşi Mihriban Aliyeva’yı da başkan yardımcısı olarak atadı.

Petrol zengini ülkenin gelirlerinde son yıllarda petrol fiyatlarındaki düşüşe bağlı olarak gerileme oldu. Baskıya rağmen sokaklar hareketli.

 

Biraz da Lübnan’a bakalım.

Ne de olsa babadan oğula geleneğinin sürdüğü bir başka ülke de orası. 

1992-1998 ve 2000-2004 yılları arasında başbakanlık yapan ve 2005 yılında bombalı suikast sonucu yaşamını yitiren Refik Hariri’nin oğlu Saad El Hariri önce 2009-2011 yılları arasında başbakan oldu.

Ardından 2016 yılında başbakanlık koltuğuna oturdu. Hâlâ da koltuğunu koruyor.  

1988 yılından beri de kesintiler olmasına rağmen bugün 84 yaşında olan Michel Aun, ülkenin cumhurbaşkanı olarak görev yapıyor. 

Lübnan'da iç savaş sonrası oluşturulan siyasi sistemde başbakanın Sünni olması zorunluluğu bulunuyor. 2018 yılı seçimlerinde Hariri, çoğunluğu Hasan Nasrallah yönetimindeki Hizbullah’a kaptırsa da bu zorunluluk nedeniyle hükümeti yeniden kurdu.

Başta başkent Beyrut’ta olmak üzere büyüyen gösteriler üzerine hükümet geri adım attı. Hizbullah’ın muhalefetine rağmen bir de reform paketi açıkladı.

Paket uygulanana kadar protestocular sokakları bırakmaktan yana değil.

Ülkedeki protestoların temel nedeni ekonomik. BBC Türkçe Servisi’nin hazırladığı ayrıntılı haberdeki bazı verilere bakmak, olayların nedenlerini de ortaya koyuyor aslında.

Suriye'den savaştan kaçan 1,5 milyon kişi Lübnan’a sığındı. Lübnan’ın 6 milyonluk nüfusunun 4’te birine denk geliyor bu rakam.

Kamu borcu oranı, gayrisafi yurtiçi hasıladan yüzde 150 fazla.

Bir de yolsuzluklar meselesi var tabii.

 

Irak'ta ise 2. protesto dalgası başladı.

Ekim ayı başında 100’den fazla kişinin öldüğü ve yüzlerce kişinin yaralandığı olaylar; sokağa çıkma yasağı, internet erişimine engel ve polisiye önlemlerle bastırılmıştı.

Ama gösteriler 2 hafta aradan sonra yeniden alevlendi. Polislerin yanı sıra sokaklara çıkan Şii milislerin göstericilere ateş açtığı ve 10’dan fazla kişinin yaşamını yitirdiği bilgisi geliyor.

Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkelerden birisi olan Irak, tam anlamıyla savaş yorgunu. 1980 İran -Irak savaşından başlarsak o gün doğanlar şimdi 40 yaşındalar ve neredeyse savaşsız bir gün görmediler.

Savaş ekonomisi, baskılar, işsizlik, gelecekten umutsuzluk ve tabii en önemlisi yolsuzluğa karşı protestolar bütün baskılara, önemli noktalara yerleştirilen nişancı milislere rağmen durulmuyor.

 

Güney Amerika ülkeleri de bugünlerde bir kez daha protestolarla anılıyor.

Bolivya’da 2006’dan beri başkanlık görevini sürdüren Sosyalist Hareket Partisi Lideri Evo Morales’in, 4’üncü dönem için az bir farkla da olsa seçim zaferini ilan etmesi üzerine sokaklar karıştı. Muhalifler, seçimlerde hile yapıldığı iddiasıyla, iktidar yanlıları da Morales’e sahip çıkmak için meydanlardalar. Yolsuzluk iddiaları, Morales’e ve partisine güveni zayıflatıyor.

Ekvador'da ise protestolar, Lenín Moreno hükümetinin petrol sübvansiyonlarının kaldırıldığını ilan etmesi üzerine başladı. IMF reçetelerinin uygulandığı ülkede kemer sıkma politikaları en çok yoksul yerli halkı etkiliyor. O nedenle de protestoların başını da onlar çekiyor.

Moreno, eylemler üzerine sübvansiyonları kaldırma kararından vazgeçtiğini açıkladı ama bu kez de gösteriler yerli liderler hakkında açılan soruşturmaların kaldırılması talebiyle devam ediyor.

2010 yılında depremin neredeyse yerle bir ettiği Haiti, o günden beri ancak dış yardımlarla ayakta duruyor. Darbeler ve diktatörlükler arasında gidip gelen Haiti’de 2004-2013 yılları arasında görev yapan BM askeri gücü bile yolsuzluklar ve çocuklara cinsel tacizlerle anıldı. 2017 başında Devlet Başkanı olan Jovenel Moise’in adı da göreve geldiği günden beri yolsuzluk iddialarına karıştı ve göstericiler onun da istifasını istiyor.

Dünyanın belki de en mütevazı politikacısı Jose Mujica’nın ardından Uruguay’da da protestolar var. Binlerce kişi, ülkenin yeni güvenlik yasa tasarısına karşı sokaklara çıktı.

Güney Amerika’da en şiddetli eylemler Şili’de sürüyor. Eylemleri metro zammı tetikledi. Eylemciler bazı binaları ateşe verdiler. “Bize ekmek yoksa size de huzur yok” diyorlar. Ayaklanmaya dönüşen olaylar nedeniyle diktatör General Augusto Pinochet yönetiminden beri ülkede ilk kez olağanüstü hal ilan edildi. 20’ye yakın gösterici yaşamını yitirdi.

Sebastian Pinera, 2010-2014 yılları arasında da Devlet Başkanlığı görevini yürütmüştü. İki dönem üst üste aday olamadığı için 2018 seçimine katılamayan sosyalist Michelle Bachelet’den görevi bir kez daha 2010-2014 yılları arasında da Devlet Başkanlığı görevini yürüten sağcı politikacı Pinera devraldı. Şili, Latin Amerika'nın en zengin ülkelerinden biri olsa da gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında.

Bu eylemlere bakıldığında çok temel bazı kavramlar karşımıza çıkıyor.

Yoksulluk,

İşsizlik,

Gelir adaletsizliği,

Yolsuzluk,

Seçimlere güvenin giderek kaybolması,

Koltuğunu bırakmayan ve bunun için savaş ve iç savaş dâhil her yola başvurmaktan çekinmeyen iktidar sahipleri.

Neo-liberalizmi marksist bir çerçeveden eleştiren Prof. David Harvey, kendisiyle yapılan bir söyleşide neo-liberalizmin sonunun gelip gelmediğine ilişkin bir soruya “Neo-liberalizm canlı ve ayakta ama meşruiyetini yitirdi” diyor, neo-liberalizmin otoriter devletlerle işbirliği yapmadan varlığını daha fazla sürdüremeyeceğini de vurguluyordu. 

Bütün örneklerde görüldüğü gibi ekmek isteyene, gelir adaleti isteyene devlet şiddeti uygulayanlar aslında kendi koltukları kadar bu eşitsizliği ve adaletsizliği korumaya hizmet etmiyorlar mı?

Yoksa sermaye, kendisinin olduğunu düşündüğü parasını har vurup harman savuran bu hizmetkârları hoş görür müydü?

Savaştan, Trump’tan yolsuzluklardan kaçalım derken yine en ortasına mı düştük yoksa?