Saray medyası görmezden gelse de Berat Albayrak’ın istifası ya da “görevden af talebinin kabulü” dünya medyasında hatırı sayılır ölçüde yer almaya devam ediyor. 

İngiltere merkezli Financial Times gazetesinde istifanın ve yarattığı, yaratacağı depremin etkilerini ele alan yazılardan birisi de gazetenin Türkiye muhabiri Laura Pitel imzasını taşıyor. 

Erdoğan ailesinin dramasının Türkiye ve Erdoğan’ın geleceği açısından ne anlama geldiğini ayrıntılarıyla ele alıyor Pitel bu yazısında. Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Gazeteciliğin unutturulduğu Türkiye’de artık böyle haberler, analizler görebilmek neredeyse mümkün değil. Saray medyası demeç gazeteciliği ya da propagandistlik yapıyor. Muhalif medya da sınırlı olanaklarla kaynaklara erişebildiği kadar haber yapabiliyor. Özlemişiz böyle haberleri, analizleri... 

Pitel iktidar içinden, dışından, kimisinin ismini vererek kimisinin de vermeden birçok kişiyle konuşmuş, değerlendirmiş olan biteni. 

Bana göre en dikkat çekeni, TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı) Analisti Selim Koru’nun sözleri: “Herkes için çok açık ki, Erdoğan’dan sonra ailesi artık önemli bir etken olmayacak.” 

Erdoğan, damadı olmasının yanı sıra “veliaht” gözüyle bakılan damadı Albayrak’ı siyaset sahnesinden -geri dönmesi neredeyse imkansız şekilde- sildi. 

Ama aynı zamanda kendi hanedanlığının da sonunu getirmiş oldu. 

Bundan böyle aile içinden birinin Berat Albayrak konumuna gelebilmesi için yıllar gerekir ki, bu iktidarın o kadar zamanı olmadığı artık çok açık ortada. 

Erdoğan ailesinin bundan böyle değil hanedanlık, aile şirketi olarak bir arada durması da zor. Nifak düştü bir kere…

Bundan sonrası saray kavgası. Veliaht olmasa da “ikinci adam kim olacak” konulu post savaşları şimdiden başladı bile. 

Bu filmi önümüzdeki günlerde canlı canlı izleyeceğiz zaten. 

Ama istifasını açıkladığı günden beri kendisinden haber alınamayan Berat Albayrak’ın akıbetini merak edenlere nasıl bir Türkiye yarattığı ya da yaratılmasına nasıl ciddi olarak katkıda bulunduğunu Pitel’in yazısından hareketle anımsatmak istedim.   

Önce Pitel’in yazısından bazı veriler: 

Onun döneminde sıradan insanlar ağır bedeller ödediler. İşsizlik arttı, yaşam standartları geriledi. 2013’te 12 bin 500 dolar olan kişi başı milli gelir geçen yıl 9 bin dolara düştü.

Şimdi de bazı eleştiriler:

Yazdıkları yüzünden 80’li yılların ilk döneminde (1982-1983) Baba (Sadık) Albayrak’ın 9 ay Silivri’de hapis yattığına dikkat çeken Pitel, “Albayrak’ın avukatlarının Albayrak ve yönettiği şirket hakkındaki yolsuzluklar ve vergi kaçakçılığı iddialarını yazan gazetecilere karşı cevabı ağır oldu” diyor. 

Berat ve Serhat Albayrak tarafından kurulduğuna yaygın bir şekilde inanılan Pelikan Grubu için eski AKP milletvekili Aydın Ünal’ın sözlerine yer vermiş Pitel: 

“İktidar partisi içinde her dostça uyarıyı ihanet diye damgalayan ve farklı her görüşü engelleyen sinsi bir paralel yapı.” 

Küstahlık ve dizginlenemeyen bir şekilde her şeye hakim olmakla suçlanan Albayrak için “Cumhurbaşkanı ile iyi ilişkiler içinde olan ama damatla hiçbir zaman anlaşamayan bir işadamı”, Çok zor bir kişi. Her şeyi bildiğini düşünüyor” sözlerini kullanmış. 

Eski bir hükümet yetkilisi de “Tek seferlik yöneticilik deneyimiyle hükümetten yargıya, dış politikadan medyaya büyük bir nüfuz alanı yarattı. Ahtapot gibi. Vantuzları her yerde” yorumu yapmış. 

Devlette ve AKP içerisindeki anahtar pozisyonların tümüne kendisine bağlı isimleri yerleştirmesi nedeniyle aynı kabinede yer aldığı arkadaşlarıyla da sık sık çatıştığına dikkati çekmiş Pitel. “Ülkenin maço İçişleri Bakanı” diye tanımladığı ve parti başkanlığı konusunda Albayrak’ın rakibi olarak görülen Süleyman Soylu’nun da çatıştığı isimler arasında olduğu hatırlatmasını yapmış.   

Onun özel sektörde bile nasıl bir hakimiyet kurduğuna ilişkin olarak da Odeabank CEO’su olmasının Albayrak tarafından engellendiği şüphesi taşıyan Kerim Rota ile konuşmuş: 

“Türkiye’nin bir aile şirketi haline getirilmesinde, bankacılık sisteminin ve iş insanlarının da bazı sorumlulukları olduğu görüşündeyim. Albayrak, özel bankalardaki atamalar ve işten çıkarılmalara müdahale ettiğinde hiç bir banka sahibi ya da CEO’nun sesi çıkmadı.” 

Biraz da seçim stratejisinin belirlenmesi konusundaki eleştirilerden...

Pitel’in konuştuğu AKP içindeki bazı isimlere göre, birincisinden daha büyük bir yenilgiyle sonuçlanan İstanbul seçimini yenilemek Albayrak’ın fikriydi. 

Pitel, Cumhurbaşkanının, geçen yıl Financial Times’ta yer alan Merkez Bankası’nın rezervlerindeki kaybın nasıl gizlendiğine ilişkin bir haber üzerine “gazeteye açıkça saldırdığını” anımsatmış: 

“Ama nihayetinde kasaların sadece  boş olmadığını, net olarak negatif olduğunu anladı, yani bankanın sahip olduğundan daha fazla döviz borcu var.” 

Pitel bu durumu önce bir Albayrak yanlısına yorumlatmış. O kişi, “Euro ve Dolar’ı her gün izleyen Erdoğan, Merkez Bankası’nı mı bilmeyecek?” diye sormuş. 

Ama parti ve hükümet içinden bazı kişilerle de görüşmüş Pitel. Onlar da, “Albayrak’ın Cumhurbaşkanı’na erişim imkanları eşsizdi, İstanbul’da aynı evde yaşıyorlardı, Cumhurbaşkanı her tür bilgiyi ondan alıyordu” görüşünü dile getirmişler. 

Ekonomist Atilla Yeşilada da bu görüşü doğrulamış: 

“Berat Albayrak, cumhurbaşkanını herşeyin kontrol altında olduğuna inandırmış. Bana söylendiğine göre, Albayrak, Erdoğan’ı çevrelemiş, insanlar ona doğrudan ulaşamıyor. İnsanların kimi gördüğünü kontrol edebilirsen bilgileri de kontrol edebilirsin. Sanırım Albayrak Erdoğan’ın gözlerini gerçeğe kapamış” yorumu yapmış Yeşilada. 

Pitel, Yeşilada’nın bu görüşlerine karşı, şimdi kendi partisini kuran Eski Ekonomi Bakanı  Ali Babacan’ın görüşlerini de yazısına eklemiş: 

“Burada iki senaryo var. Birinci senaryo; bu olumsuz tablodan gerçekten haberi yok, ona bambaşka tablolar sunuluyor. Öyleyse hep beraber endişelenmeliyiz. İkinci senaryo; olan biteni biliyor ama vatandaşlara farklı anlatıyor. Bu da bir başka vahim tablodur.”

Erdoğan bunları biliyordu ya da bilmiyordu... 

Damadını istifaya götüren şey kişiseldi ya da ekonomikti…

Ya da Erdoğan’ın bekasını tamamen Donald Trump’ın ABD başkanı seçilmesine bağlayan bir strateji izlemişti. 

Bunun da ötesinde bizim henüz bilmediğimiz bir şekilde ABD’de yeniden gündeme gelebilecek dosyalar için bir günah keçisi lazımdı. 

Bunların hepsi olabilir, hiçbiri olmayabilir. 

Albayrak’ın Erdoğan’dan aldığı güçle yarattığı dehşet ortamı artık bitti.

O artık sarayda istenmeyen damat.

Pelikanlarıyla birlikte çekip gitti. 

Akıbetini merak edenler araştırsın dursun.   

Bundan sonrası mı?

Tablo artık daha da karanlık.

İhanetin nereden, ne zaman, nasıl geleceği belli değil. 

Sarayda korku, dağları bekliyor.