22 Nisan Dünya Günü nedeniyle düzenlenen “iklim” temalı Liderler Zirvesi için Joe Biden’ın Erdoğan’a yolladığı davetiye, Saray medyasına, “Biden’dan Erdoğan’a mektup” başlıklarıyla yansımıştı. Sonradan bunun çevrimiçi toplantıya çağrılan tüm liderlere yollanan Biden imzalı bir davetiyeden ibaret olduğu anlaşılmıştı. 

O toplantı, sonunda yapıldı. Toplantının kendisinden çok ANKA Haber Ajansı’nın “23 Nisan günü gerçekleşmesi beklenen görüşmenin, iki liderin iklim zirvesinde dün ilk defa internet ortamında biraraya gelmesinin ardından planlandığı öğrenildi. Görüşmenin, Washington kaynaklı Biden'in 1915 olaylarını "soykırım" olarak tanıyacağına yönelik haberlerin ışığında gerçekleşmesi bekleniyor” haberi gündeme oturdu. 

Biden’ın liderlerle bir araya geldiği ilk toplantı olması açısından, Kovid 19 pandemisinden sonra literatürümüze giren adıyla çevrimiçi olarak yapılsa bile, önemliydi. 

Ama zirvede Erdoğan’la Biden’ın yanyana geldiği pek de söylenemezdi. 

Alışılmışın dışında bir konuşma düzeni ve sıralaması vardı. 

Önce Başkan Yardımcısı Kamala Harris konuştu, o salonda kalmadı, ayrıldı. Ardından konuşan Biden, toplantı için kurulan masada liderlerin konuştuğu dev ekranın karşısına oturdu. Sağında Dışişleri Bakanı Antony Blinken solunda da İklim Özel Temsilcisi John Kerry vardı. 

Blinken tarafından tanıtılan sırasıyla BM Genel Sekreteri, Çin, Hindistan, İngiltere, Japonya, Kanada, Bangladeş, Almanya, Fransa, Rusya, Güney Kore, Endonezya, Güney Afrika İtalya ve Marşal Adaları liderlerinin yaptığı konuşmaları Biden oturduğu yerden dinledi. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron konuşurken teknik bir sorun yaşandı. Bu nedenle Macron konuşmasının yarısını Putin’den önce, tamamını Putin’den sonra yaptı. Sorun çözülmeye çalışılırken Putin ve Biden uzun süre, çevrimiçi olarak, aynı salonda, konuşmadan da olsa kaldılar. Birlikte fotoğraflarını çekmek isteyenler için zaman sıkıntısı yoktu yani. 

Bu konuyu köşesinde yazanlardan birisi de zirvedeki bu teknik sorundan söz etmiş ama nedendir bilinmez, Biden’ın bazı liderler konuşurken salonda olmadığını nedense atlamış. 

Aslında toplantının en tartışmalı bölümü de ondan sonra başladı. Marşal Adaları Devlet Başkanı David Kabua’nın konuşmasının ardından Antony Blinken, Biden’in bir süreliğine salondan ayrılacağını anons etti. 

Bunun üzerine Biden koltuğundan kalktı ve gitti. 

Bu kez de sırasıyla Arjantin, AB Konseyi Başkanı Von der Leyen, Suudi Arabistan kralı, Brezilya, Bhutan, Avustralya, Antigua ve Barbuda, Meksika, Gabon, Kolombiya, Türkiye yani Erdoğan ve Şili liderleri ile iklim aktivisti genç Xiye Bastida konuştu. 

Ardından Biden salona girdi, yeniden bir kısa konuşma yapıp Blinken’den yerini aldı. Bu kez de AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Jamaica, Kongo ve Yeni Zelanda liderleri konuşmalarını yaptılar. Liderlerin konuşması bitince Biden toplantıdan ayrıldı ve daha teknik düzeydeki toplantı, Kerry’nin başkanlığında devam etti. 

Diplomasi ve dış politikada simgeler, bazen sözlerden daha büyük anlam taşır. Geçtiğimiz günlerde, AB liderleri Michel ve Von Der Leyen ile Erdoğan üçlüsü arasında sarayda yaşanan oturma düzenine ilişkin kriz, sofagate diye anılmıştı. İsrail ile yaşanan yüksek koltuk krizi, Putin’in Erdoğan’ı Kremlin’de görüşme odasının kapısında bekletmesinin gerisinde yatan şey, hiç de basit bir ihmal ya da unutkanlık değildi. 

Biden’ın ilk toplantısında uygulanan bu protokol de bir ihtiyaç molası olarak açıklanamayacak kadar dikkat çekici idi. 

Aynı kategoriye konulanlar, Suudi Kral Bin Salman, Brezilya’nın faşist lideri Bolsonaro ve Şili’nin neo liberal milyarder başkanı Pinera ile Türkiye’nin cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. 

Yani Biden, kendi davet ettiği mitingde Erdoğan’la Zoom ekranında bile birlikte fotoğraf vermedi.

Bu işaretlerden yola çıkarak açıkçası ben, Biden’ın Erdoğan’ı aramasını beklemiyordum. 

Bunun nedenlerini de şöyle sıralamıştım: 

“Sadece görünenlerden yola çıktığımızda bile Türkiye’nin dış politikada en zayıf günlerini yaşadığını söyleyebiliriz. 

Dış politikada karşınızdakilere açıklarınızı gösterirseniz onun üzerinden tavizler koparmaları için yolu açmışsınız demektir. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıldır yüzleşemediği Ermeni soykırımı meselesi, ülkenin iç barışında ve dış politikada bir türlü kapanmayan en açık yaralardan birisiydi. Bu açık yaralara bir de çözümsüzlüğe mahkum edilen koskoca bir Kürt meselesi eklendi. Şimdi ne zaman bir ülke Türkiye’den taviz koparmaya çalışsa ya da ilişkilerdeki sorunu açığa vurmaya çalışsa nereden yürüyeceğini gayet iyi biliyor. 

Bu sorunlar “ne milli mesele, ne de bizi yıkmak isteyenler” ezberleri ile çözülür, insan hakları meseleleri insanca yaklaşımlar, insan olmakla çözülür. 

İşin özü bu. Gerisi hamaset.”

Demiştim, yine de diyorum. 

Biden’ın “Rusya’ya yaptırım uygulamaya başlıyoruz” diye Putin’i aramasının arkasında yatan şey, “Güçlü olan benim” mesajını vermekti. 

Erdoğan’ı aradığı tarih ve saate bakıldığında da benzer bir mesaj ortaya çıkıyor. 

ABD’nin yeni yönetimi, bir kaç gündür Biden’ın seçim kampanyasında söz verdiği gibi 24 Nisan açıklamasında Ermeni soykırımı kavramını kullanacağının işaretlerini vermişti. 

Ardından İklim zirvesinde Biden, Erdoğan’ı dinlemedi bile. 

Telefon görüşmesinden hemen önce de NATO zirvesinin 14 Haziran’da Brüksel’de yapılacağı ve Biden’ın da zirveye katılacağı açıklandı. 

Bu açıklamanın üzerinden 1 saat geçmeden de Biden’ın Erdoğan’ı aradığı haberleri duyuldu. 

Son derece ince ince hazırlanmış bir oyun oynanıyordu adeta. 

Çünkü klişe sözcüklerle söylersek Türkiye’nin dış politikasının en zayıf noktasından vuran Biden, telefon edip Ermeni soykırımını tanıyorum diyor, ardından da NATO zirvesinde görüşürüz mesajı veriyordu. 

Güçlü bir Erdoğan olsa, “NATO zirvesine katılacağımızı size kim söyledi?” diye bir soru sorardı Biden’a.

Oysa, Saray’dan yapılan açıklamada da NATO zirvesine Erdoğan’ın katılacağı adeta teyit ediliyor. 

Yani bugünlerde AKP ve ortağı iç politikada muhtemelen bol miktarda gürültü çıkaracaktır. Ama daha Ukrayna meselesinde NATO’nun arkasında hizalanan Erdoğan yönetimi, ekonomik olarak da çıkarları açısından da bu çizginin dışına çıkamayacaktır. 

Biden yönetimi ülke içerisinde gelir dağılımının daha adil hale getirilmesi, ırkçılık ve insan hakları konusunda belki de ABD tarihinde eşine az rastlanan bir politika izleyeceğinin işaretlerini veriyor. Dış politikada da demokrasi ve insan hakları meselesinin ABD’nin önceliği olacağı sözü vermesi, bugüne dek tüm dünyada yükselen sağ popülizmi geriletir mi umutlarını da yeşertmişti. 

Ama daha ilk günlerden Ukrayna’da savaşçı bir pozisyon alması,  NATO’yu Çin ve Rusya’ya karşı daha saldırgan bir pozisyona çekmesi bu sözlerine sadık kalmasını zorlaştırıyor. 

Güçlü bir NATO için savaştan medet uman Türkiye’yi yanında tutmak ihtiyacı duyacak ABD yine de umalım Erdoğan yönetimine bugüne dek Batı’nın verdiği “gönülsüz ama koruyucu” desteğini devam ettirmez. 

İncelikle hazırlanmış bir dış politika hamlesi olduğunu kabul etmekle birlikte, bu görüşmenin demokrasi öncelikli bir dış politikaya katkıda bulunacağı kanısında değilim. 

Çünkü Erdoğan yönetiminin bu görüşmenin içeriğine değil, sadece yapılmış olmasına ilişkin bir beklentisi vardı. 

Her ne kadar Erdoğan’ı zor durumda bırakacak bir hamle bile olsa, 100 gün sonra da yapılsa beklenen telefon gelmiş oldu. 

Umalım da savaş ve savaş yanlıları bir kez daha galip çıkmasın.