Siyasetçinin haydutu tweet’inden bellidir



Artı Gerçek

Haydut devlet olur da haydut siyasetçi olmaz mı? Onlara sadece bir kaç örnek...


Haydut devlet, artık siyaseten kabul edilen bir tanım. Peki ya haydut siyasetçiler?..
Dünyada örnekleri çok.
Genellikle seçimle iş başına geliyorlar.
Seçimle gitmemek içinse her yolu deniyorlar.  
Kolay değil zorbalık uygulamak ve etrafındakilere de bu yöntemleri kabul ettirmek.
Genellikle akraba ya da akraba kadar yakın hissettiklerini çevrelerine topluyorlar. 
Nedendir bilinmez ama ille de damatlar...
Ne derlerse ne yaparlarsa haklı olduklarına inanıyorlar, inandırıyorlar. 
Ülkelerinde adam kayırmaca, yakınlarına çıkar sağlama, yolsuzluk, gelir adaletsizliği almış başını gidiyor. 
En çok din, milliyetçilik ve hatta ırkçılığa ya da dış mihraklar gibi korkulara sarılıyorlar. Bu korkulara karşı da güçlü devlet, güçlü yönetim gibi faşizan sloganları kullanıyorlar. 
Kimden söz ettiğimi kestirmek zor değil. 
Bu siyasetçilerden birinin attığı bir tweet, bir kez daha dünya gündeminin ilk sıralarına yerleşti. 
ABD Başkanı Donald Trump’ın, birisi Filistin diğeri Somali asıllı ABD Kongresi’nin iki Müslüman kadın üyesinin İsrail’e girişinin yasaklanmasını isteyen tweet’iydi bu. 
“İsrail, ABD Kongre üyeleri Rashida Tlaib ile İlhan Omar’ın ülkeye girişine izin verirse zafiyete düşer”miş. Zaten bu isimler, “ülkenin yüz karası”ymış.
ABD’de uzun süreçlerden geçerek Kongre’ye seçilmiş 2 siyasetçi için kullanılan bu sözcükler, haydutluk değilse nedir? 
Bir başkan, ülkesinin milletvekilinin bir başka ülkeye girişinin yasaklanmasını bir başka haydut devlet yönetiminden talep ediyor. 
Ne mi oldu?
Trump’tan aldığı cesaretle, İsrail’in hükümeti kuramamış geçici Başbakanı Benyamin Netanyahu, Filistin’i ziyaret etmek isteyen Omar ve Tlaib’in İsrail’e girişine izin verilmeyeceğini duyurdu. 
Tlaib’in büyükannesi ve ailesinin bir bölümü halen Filistin’de yaşıyor. Filistinlilerin görülmeyen ya da gözden uzak tutulmaya çalışılan bir dramı daha bu yasakla görünür hale geliyor. Ülkelerinden şu ya da bu nedenle uzakta yaşayan Filistinliler, ailelerini görebilmek için bile İsrail devletinin iznine ihtiyaç duyuyorlar. Binlerce Filistinli, İsrail girişinde geri çevriliyor, yıllardır ülkelerine giremiyorlar. ABD Kongre üyesi bile olsa… 
Üstüne üstlük de bu haydutluğu, ABD’nin başkanı da teşvik ediyor. 
Her ne kadar İsrail, Tlaib hakkındaki yasak kararından kamuoyu baskısı nedeniyle vazgeçtiğini ilan etti. Ama Tlaib, kendisine tanınan ve lütufmuş gibi sunulan bu yasak kaldırma kararını kınadı ve İsrail’e gitmeyeceğini duyurdu.
Tlaib’in ninesi, torunuyla birlikte incir toplamak istediğini söylemişti daha önce kendisiyle görüşme yapan medya mensuplarına. Netanyahu’nun tavrı şimdi onu da kızdırmış, “gelmesin torunum” diyor. 
Filistinli olmak kolay değil, nineler de haydutluk karşısında boyun eğmiyor. 
Ancak Trump’ın tweet’i bu kez amacına ulaşmış gibi de görünmüyor. 2020 yılındaki seçimler için Yahudi oylarına oynayan Trump’a ABD’deki en etkili İsrail yanlısı lobi gruplarından da kendi partisi içinden de sert tepkiler geldi. 
Son seçimlerde partisi en çok oyu alsa da Netanyahu parlamento çoğunluğunu elde edememişti. Koalisyon hükümeti de kuramadı. Hem kendisi hem de bakanlar kurulu aleyhine yolsuzluk davaları ayyuka çıkmışken Eylül ortasında İsrail’de erken seçim var. O da gündem değiştirme eyleminde pek başarılı olmuş gibi görünmüyor. Tam tersine, İsrail’in sınırdışı uygulamalarının medyada tartışılması, Netanyahu’ya tepkiyi de beraberinde getirdi. 
Hemen bir başka coğrafyaya ve tweet’e geçelim. 
Tweet sahibi yine Trump.
Bu kez muhatabı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping..
Şi’ye övgü düzdükten sonra “Şi, Hong Kong sorununu hızlı ve insani biçimde çözmek isterse bunu yapabilir. Bir görüşme yapalım mı” diye soruyor. 
Hong Kong, İngiliz kolonisine dahilken 1997 yılında yapılan özel bir anlaşmayla 50 yıllığına ve belli şartlarla Çin’e bırakıldı. 2047 yılına kadar yani. Her ne kadar Hong Kong özerk bir yönetime sahipse de Çin’e bağlı bir şirket gibi yönetiliyor. Yaklaşık 1200 kişilik bir komisyon, Çin’in onayından geçen kişiler arasından baş yöneticiyi seçiyor.
2017 yılı seçimlerinde bu yönteme karşı aylar süren şemsiye eylemleri yapılmıştı. Ama sonunda Çin yanlısı diye bilinen Carrie Lam, baş yönetici seçildi. 
Geçtiğimiz aylarda da Lam’in suçluların iadesi konusunda Çin ile vardığı bir anlaşma yine protestoları ateşledi. Her ne kadar Lam, bu kararı geri aldığını açıkladı ama protestolar durmuyor. 
700’den fazla gösterici gözaltına alındı. Polisin kullandığı plastik mermiler, bazı göstericileri kör etti. 
Şimdi askeri bir müdahale konuşuluyor. 
Trump, “hızlı ve insani çözüm önerisi” derken bu müdahaleyi mi kastetti diye sormak geliyor insanın içinden. 
Son durak Birleşik Krallık. 
“Elimi kolumu sallaya sallaya AB’den çıkarım, kimse bana karışamaz” havasındaki ülkenin çiçeği burnunda başbakanı Boris Johnson’a karşı parlamentoda birlik havası esmeye başladı. Ana muhalefetteki İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, bu zorbalığa karşı parlamentodaki tüm siyasi partilere ve muhaliflerine bir mektup yazdı. “Johnson Hükümetini güvensizlik oyu ile düşürelim. Benim başkanlığımda geçici hükümet kuralım ve erken seçime gidelim. Anlaşma olmadan AB’den ayrılma planını ancak böyle engelleyebiliriz. Halka da AB’den ayrılmayı isteyip istemediğini bir kez daha sorma fırsatı yakalarız” dedi. Zorbalığa karşı atılmış olumlu bir adım.
“Zorbalık bu örneklerle mi sınırlı” sorusuna muhatap olmamak için “diğerlerini de siz sıralayın” diyorum.