bugün dünyanın dört bir yanında, sorgu odalarında, cezaevlerinde, tecavüz de dahil olmak üzere cinsel şiddetin her türlü biçimi, kadınlara, erkeklere hatta çocuklara karşı kullanılıyor. tarih boyunca cinsel şiddet, en sık başvurulan işkence yöntemlerinden biri oldu.

diğer yandan, özellikle sivil halkın hedef alındığı savaş ve çatışma ortamlarında taciz ve tecavüzün, adeta bir savaş silahına dönüştüğüne dair de çok fazla, çok ağır, çok dayanılmaz veri var elimizde. bosna savaşı’nda tecavüze, sadece baskı yapmak amacıyla değil, boşnak kadınlara sırp çocuklar doğurtarak etnik temizlik yapmak için de başvurulduğunu biliyoruz.

taciz ve tecavüz de, başka insan hakları ihlalleri gibi, titiz raporlamalar, uluslararası kampanyalar, saldırıdan sonra ayakta/hayatta kalkmayı başarmış olanlara yönelik destek vb. değişik veçheleri olan bir mücadeleyle engellenmeye, en azından sınırlanmaya çalışılıyor. savaş ortamında bütün bunlardın ne kadar zor olduğunu söylemeye bile gerek yok.

diğer yandan insan hakları konusunun, devletler arasındaki mücadelede araçsallaştırılmaya ne kadar uygun olduğunu defalarca gördük. nitekim abd son otuz yılki suçlarının neredeyse hepsini insan haklarını -ve afganistan örneğinde kadın haklarını- bahane ederek işledi. suriye savaşı sırasında da benzer vakalara şahit olduk.

şimdi önümüzde yeni bir örnek var.

özellikle mavi marmara davasından tanıdığımız, ihh mütevelli heyet üyesi avukat gülden sönmez’in çağrısıyla başlayan ve vicdan konvoyu adı verilen bir kampanya bu. istanbul’dan 6 mart’ta yola çıkacak ve kadınlardan oluşacak bir konvoy 8 mart’ta suriye sınırında bir açıklama yapmayı hedefliyor. kendi web sitelerinde amaçlarını şöyle tanımlıyorlar:

1-Suriye’de savaşın başından bu yana başta kadınlara yönelik işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen dramlarına dikkat çekmek
2-Suriye’de savaş sebebiyle haksız bir şekilde tutulan tüm kız çocukları ve kadın mahpusların serbest bırakılması için çağrı yapmak
3-Tüm insanlığa savaşlarda kadınların korunması için etkili tedbirler almaya davet etmek

tamam, türkçe pek parlak değil, konunun da yabancısı olduğu belli olan birileri kaleme almış ama ilk bakışta niyetler halis diye düşünebilir insan. fakat yine sitede yer alan “neden vicdan konvoyu?” başlıklı bölüm fikrimizi değiştiriyor:

“Suriye’deki savaş sırasında kadınlara yönelik cinsel saldırı, işkence, hukuksuz tutulmalar, uluslararası hukuka göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliğindedir. Bilinen tek gerçek şudur ki; Suriye Rejimi kadınlara tecavüz ve saldırıyı bir savaş silahı olarak kullanmaktadır. Kadınlara yönelik yapılan ihlaller ve suçlar sadece rejim askerlerince değil Şebbiha adlı silahlı çeteler ve terör örgütlerince de işlenmektedir.

Bizler Dünyanın dört bir yanından kadınlar olarak Suriye hapishanelerinde hukuka aykırı olarak tutulan ve işkence edilen kadınların seslerini duyurmak ve serbest bırakılmaları için dünyaya bir çağrı olarak ‘Kadınlar İçin VİCDAN KONVOYU’nu yola çıkarıyoruz.”

suriye’de savaştan önce de, cezaevlerinde insan hakları ihlallerinin yaygın olduğuna dair bizzat kendim dinlediğim anlatımlar oldu, tanıklıklar ve veriler de var. bütün bunlar, en azından bana, bugün de suriye hapishanelerinde cinsel şiddet ve eziyet uygulandığına dair iddiaların doğru olduğunu düşündürüyor. ancak suriye’de bulunan yakın tarihin en acımasız ve gözü dönmüş topluluklarından olan tekfirci gruplarının cinsel şiddete bir savaş silahı olarak başvurmanın da ötesinde, bunu savaşçıları için bir vaat olarak kullandığından, hristiyan, alevi, ezidi kadınlara, kız çocuklarına yönelik vahşetten bütün dünya haberdar. ele geçirilen yaralı kadınların bacaklarından vurularak kıpırdayamaz hale getirilip toplu tecavüze maruz bırakıldıktan sonra öldürülmeleri gibi, kolay kolay akla gelmeyebilecek yöntemlere başvurulduğunu da biliyoruz ve yeni duymuş da değiliz! kaldı ki, suriye devletiyle ilgili iddiaları da yeni duymuş değiliz.

öyleyse neden şimdi ve neden böyle?

ben bunun suriye’de türkiye’nin birlikte hareket etmeyi seçtiği grupların, tam da bu konudaki sicillerini unutturmak, gerçekliği tersyüz etmek değilse bile en azından çarpıtmaya yönelik bir kampanya olduğunu düşünüyorum.

konvoyla ilgili haberlerde başka ülkelerden de katılımcılar olacağı da söyleniyor. türkiye’de kadın hareketinin cinsel şiddetle mücadele konusunda ciddi bir birikimi var, o birikimden yararlanmaya neden gerek duyulmadığını sorma ihtiyacı bile hissetmiyorum. ama bu kervanın neden yola düştüğünü konusundaki gerçekliğin de kolay kolay örtülemeyeceğine inanıyorum.