Soru net:

“FETÖ’cü müsünüz?”

Bülent Arınç, bunun kendisine yapılabilecek “en kötü iftira” olacağını söylüyor ve devam ediyor: 

“Bu sözün arkasından başkalarına da sormanız gerekir. Türkçe olimpiyatlarının hepsine katıldım. Meclis Başkanıyken ödül de koydum. Bunların okullarına da gittim. O okullarda da Türkiye aleyhine hiçbir faaliyet sezinlemedim. Benim söylediğim sözleri Binali Yıldırım da söyledi, Sayın Recep Tayyip Erdoğan da söyledi. Çünkü biz inanıyoruz. Biz zahire göre hareket ederiz. Zahire göre derken dış görünüşüne bakarız. Kimsenin kalbini yarıp da bakmadık. Hiçbir istihbarat raporunun, hiçbir emniyetin, askeriyenin istihbaratlarında bunlar 15 Temmuz gibi bir kalkışma yapabilirler diye bir notun gelmediği MGK toplantılarına katılmış biri olarak söylüyorum. Eğer bizi aldatmışlarsa, bizi yanıltmışlarsa bu suç bizim değil. O yüzden kendimi bu noktada bir suçlu olarak görmüyorum. Hele hele FETÖ'cü olarak görmüyorum.”

Bülent Arınç, AKP kurucusu, eski milletvekili ve şimdi de Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi. 

2002 yılından 2007 yılına kadar TBMM Başkanlığı yaptı. Daha sonraki AKP hükümetlerinde ise Başbakan Yardımcısıydı.

Yani 2002-2015 arası yaşanan her şeyden haberi var.

“Hiçbir istihbarat raporunda, askeriyenin istihbaratlarında” olmadığını iddia ettiği o “uyarıyı” unutmuş olamaz herhalde.

Ağustos 2004 tarihli Milli Güvenlik Kurulu kararından söz ediyorum. Hem Genelkurmay hem de MİT tarafından MGK’ya “Nurculuk faaliyetleri ve Fethullah Gülen konulu gündem maddesi” başlığıyla 12 sayfalık bir rapor sunulmuştu. Gülen Cemaatinin yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerinin kapsamlı bir şekilde anlatıldığı raporda şöyle deniliyordu:

“F. Gülen İrticai Grubu devletin bütün kadrolarında, özellikle de Milli Eğitim Bakanlığı, Emniyet Teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nde kadrolaşmayı, bünyesinde bulunan vakıf, okul ve dershanelerde eğittiği gençlerden oluşan bir taban oluşturmayı ve kendisine maddi destek sağlayacak sermayeyi oluşturarak dini esaslara dayalı devlet kurmayı esas alan bir stratejiyi benimsemiştir. Söz konusu grup, bu stratejisi doğrultusunda ‘Hoşgörü ve Barış’ mesajları vermekte ve hiçbir kuvvet tarafından geri adım atmaya zorlanamayacağı bir duruma ulaştığında, mevcut rejimi yıkarak, yerine dini esaslara dayalı bir rejim kurma amacını ılımlı görünümü altında gizlemektedir. Ayrıca, devlete karşı savaş vererek amaçlarına ulaşmanın yıpratıcı olduğunu bilerek sistemle ters düşmek yerine, onunla barışık ama onu içten içe ele geçirici bir politikayı yeğlemektedir.”

Nitekim MGK’da Gülen Grubu’nun faaliyetlerinin izlenmesi ve tasfiye edilmesine ilişkin karar alınmış ve bu karar tüm kurul üyeleri tarafından imzalanmıştı.

Ki bu kararlar arasında Abdullah Gül’ün, Dışişleri Bakanı sıfatıyla 16 Nisan 2003’te ‘Gülen okullarına ve Milli Görüş’e yardım edilmesi için” büyükelçiliklere gönderdiği 3846 ve 3847 sayılı genelgelerin geri çekilmesi de vardı.

Kararda kimlerin imzası vardı?

MGK üyesi askerlerin yanı sıra dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Erdoğan, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu.

Peki, kararlar uygulandı mı?

O tarihte Başbakanlık Müsteşarı olan Ömer Dinçer’in “Türkiye’de Değişim Yapmak Neden Bu Kadar Zor” başlıklı kitabından okuyalım:

“Milli Güvenlik Kurulu’nun tavsiye kararı Başbakanlığa bildirildikten sonra konuyu başbakanımıza açtım. Gelen yazıyı dosyasına kaldırmaya karar verdik. Bu karar metni Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmadı. Hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Konudan MGK toplantısına katılan bakanlar dışında kimsenin haberi olmadı. Bütün toplumsal ve siyasi riski hükümet adına Sayın Başbakanımız, hukuki riski ben üstlenmiştim.”

Sayın Arınç, belki “o toplantıda ben yoktum” diyebilir. Ama haberi olduğunu biliyoruz çünkü o toplantıda alınan kararların uygulanmadığını kendisi de itiraf etmişti. 28 Kasım 2013’te ne diyordu Arınç:

“Varsayılan konuların hiçbiri gerçekleşmedi. Tavsiyeydi. Uygulanmadı.”

Elbette sadece Arınç değil, dönemin başbakan yardımcıları Bekir Bozdağ, Emrullah İşler, Yalçın Akdoğan, Mehmet Ali Şahin ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz da MGK kararlarını uygulamadıklarını büyük bir gururla itiraf etmişlerdi bir zamanlar. 

Onun için kalkıp şimdi “bizi kimse uyarmadı” demeyin artık.