Davutoğlu’nun adı son günlerde yeni kurulacağı iddia edilen bir parti ile sıkça anılmaya başlandı. Hatta önümüzdeki günlerde sokağa inerek çalışmalarını hızlandıracağı yönünde haberler de basında yer aldı.

Geçtiğimiz günlerde facebook'ta yayınladığı uzunca bir bildiriyle Davutoğlu, mevcut ayrıştırıcı ve çatışmacı siyasetin doğru olmadığını; Cumhurbaşkanlığı başkanlık sisteminin sıkıntıları olduğunu; Cumhurbaşkanı’nın tarafsız kalması gerektiği gibi “kendi çapında” bir takım “heyecan” uyandıran cümleler sarf etti. Kimlerin heyecan duyduğu bu bahiste pek önemli değil. Şahsen ben bu heyecanı duyanlardan değilim.

Davutoğlu’ndan demokratikleşme adına beklenti taşıyanlara sadece şunu hatırlatmak isterim. Öz yönetim direnişleri döneminde başbakandı ve çatışmalardan yerle bir olmuş Diyarbakır Suriçi’nin Toledo olacağını söyleyen kişiydi. Bir de çatışmalar sürecinde Mardin’de açıkladığı bir Kürt sorunu çözüm paketi vardı. Sonra hiç olmamış gibi hızlıca unutuldu. Hepimizi “stratejik derinliklerde” boğan fantazması güçlü bir siyasetçi Davutoğlu.

Davutoğlu temas ve çalışmalarını sadece yurt içinde aktif olarak yürütmüyor. Aynı zamanda yurt dışında da, kuracağı yeni parti için destek, tanıtım arayışları içinde. Bu yazının başlığı “dört kanatlı kuş” benim değil, Davutoğlu’nun 20 Mart’ta Viyana’da yaptığı konuşmada Türkiye’yi tarif etmek için kullandığı bir metafor. Buna aşağıda değineceğim. Ama önce konferansla ilgili bir kaç kısa bilgiyi sizlerle paylaşayım.

Konferans ve konuşma içeriği Türkçe basında hiç yer bulmadı. Almanca basında ise sadece Avusturya haber ajansı (apa) ve bir kaç gazetede yer buldu. Toplantının duyurusu da kamuoyuna yapılmamıştı.

Viyana’daki dostlardan edindiğim bilgilere göre, Avusturya Ordusu’nun da desteklediği ve İnsan Bilimleri Enstitüsünün organize ettiği panelde Davutoğlu ve ekibi, eli silahlı korumaların eşiliğinde büyük güvenlik önlemleri; dinleyicilerin kimliklerinin kontrolü; dinleyici soru soracaksa daha salona girmeden hangi soruyu soracağının soruşturulması gibi uygulamalarla ortamı iyice germişler. Avrupa üniversiteleri, akademisyen ve öğrencilerinin alışık olmadığı bu uygulamalar nedeniyle konferansın iptal edilmesine varıncaya kadar bir gerginlik yaşanmış. Diplomatik bir krizin yaşanması ihtimaline karşı Avusturya Ordusundan yetkililer devreye girerek, bu militarist ve anti demokratik koşulların kabul edilmesi yönünde görüş bildirmiş ve bu sayede konferans yapılabilmiş.

Erdoğan’ın yurt dışı seyahetlerinden bildiğimiz çoğu zaman kısıtlayıcı, kimi zaman korumaların şiddet uyguladığı olayların bir benzeri Viyana’da da görülmüş.

Peki Davutoğlu’nun Türkiye ile ilişkilerin oldukça gergin olduğu Avusturya’da ne işi vardı? Konferans sonrası Avusturya ordusuyla da bir toplantıya katıldığı gazete haberlerinde yer aldı. Avrupa’nın küçük ordularından biriyle yapılan bir toplantı sadece basit bir görüş alışverişinden mi ibaretti? Yoksa Almanya ile doğrudan iletişime geçmeyi tercih etmeyen Davutoğlu, Almanya’nın tarihsel ortağı Avusturya üzerinden Almanya ile mi görüşmüştü? Bunlar ilk akla gelen sorular...

Konuşmanın içeriğine bakılırsa Davutoğlu sanki Erdoğan’ın isteği ile Avrupa’ya gelmiş gibi görünüyor. Türk konsolosluk yetkililerinin de bu konferansta saf tutmuş olmaları, Davutoğlu’nun devletten ve dışişleri bakanlığından habersiz gelmediğini gösteriyor.

Davutoğlu’nun yapmış olduğu konuşmanın tamamını aktarmayacağım. İsteyen ve Almanca bilenler bu linkten (20 Mart 2019) içeriğin büyük bir bölümünü okuyabilir. Fakat Davutoğlu’nun tüm konuşmasında ilginç olan yan Türkiye’yi “dört kanatlı bir kuş”a benzetmesi ve Türkiye’nin bu özelliğiyle kabul edilmesi gerektiğini anlatmış olması. Kuşun bir kanadı NATO ve ABD’yle bağlantılı olan transatlantik kanat. İkinci kanat Avrupa Birliği. Ve Türkiye AB’nin kapısında yıllardır bekletilmiş olsa da (Davutoğlu AB’nin ayrımcılık yaptığını iddia ediyor), hala Avrupa içindeymiş. Üçüncü kanat, Rusya ve Çin’in de dahil olduğu asya bölgesi. Davutoğlu’na göre Rusya ve Türkiye, bölgenin istikrar vadeden iki gücüymüş. İran ve Ortadoğu’daki güçler ise kuşun dördüncü kanadı.

Davutoğlu’na göre bu dört kanat koordineli bir biçimde birbirine bağlı olursa, bu kuş daha hızlı ve güvenli bir biçimde uçabilirmiş.

Stratejik derinlik yaklaşımıyla Türkiye’nin dış politikasını neo-osmanlıcılık hayalleriyle savaş politikasına sürükleyen Davutoğlu’nun ilginç fantaziler taşıdığını biliyoruz. Dört kanatlı kuş fantazisi de bundan farksız değil.

Dört kanatlı kuş, batı mitolojilerinde bile olmayan bir metafor. Fakat 120 milyon yıl geriye giden ve tüm kuşların atası olduğu varsayılan bir “dört kanatlı dinazor”dan söz etmek mümkün. İlk kuşların nasıl uçmayı öğrendiği konusunda bu dinazorlar, bir takım ip uçları da veriyor. Buna göre yerden yukarıya doğru yükselerek değil, yüksekten boşluğa atlayarak uçma yetenekleri evrimsel olarak gelişmiş  Günümüzde ise dört kanatlı kuş artık yok ve hepsi iki kanatla idare etmeye devam ediyor. Bu kanatlardan biri demokrasi, insan hakları diğeri ise özgürlük ve hürriyetler. Kuşu havada tutan, bu değerlerin evrensel ölçülerde uygulanabilmesi ve ayaklar altına alınmaması...