İçimdeki bu esrik güzelliği, çocukluk umudunu benimle beraber yaşayan aşkım ayakta tutuyor, biliyorum. Gözleri simsiyah bir hüzün olan, ağzı şeker kokulu ve hayatından hep endişe ettiğim, o kadındır aşkım. Bir gün içimden çıkartacağım onu. Bir gün ansızın bir yolda karşısına çıkacağım onun. Aşkım, o benim. Onu ben yarattım, onu içimde ben beklettim onca yıl; onca acı, onca sıkıntı, onca çile boyunca. Bilsem ki çıkmayacak o içimden, bilsem ki bir yolda ansızın karşıma çıkmayacak, durur muyum bu sahtekâr, bu içi geçmiş dünyada? Hep, o hareket, şakağıma dayadığım o soğuk, o dost tabancayla: Puhhh!.. Çok basit, çok yakın ama çok uzak bir sesle… Ama yok; aşkım var içimde, yürüdüğüm yolda. Beklediğim müjdem var.

O gelecek ve ben insan olacağım! O gelecek, ben bu çağdan kurtulacağım!.. Aşkımın iki düşmanı var: Bayağılık ve faşizm. İkisi de yüreğime, aşkımın şatosuna saldırıyorlar. Kapattığım bir iki pencereye. Onca yenilmişlikten gelen dirençle izin vermiyorum onlara, son bir dirençle. “Aşkımı, o rüyayı alamazsınız benden!” diyorum onlara. Onun için yaşadım ben bu karanlık şehirlerde. Bunca yoksunluğa, bunca yutkunarak yaşamaya onun için katlandım. Biliyorum, içimde o; yolumda. Biliyorum, düşündüğümden, duyduğumdan da mükemmel olacak o. Çünkü ben de hesaplamadım kaç yıldır, kaç yoldur acı çektiğimi. Biliyorum, insan kendi çektiklerine biraz kördür. Belki de iyidir böyle olması.

Yoksa dayanma gücümüz nereden gelirdi?.. Aşkımın iki düşmanı var, demiştim. Biri bayağılık. Acımasızca kemirir bayağılık, aşkı. Ilık bir ihanet, aptal bir inanç gibi boğar aşkı. İşte, günlük hayat, televizyonlar; işte paranın kızgın suları, işte yazılanlar, işte duyduklarımız. Bayağılıktan korunmak, kaçmak, mümkün mü?

İşte, o ayartılan bedenimizin bitip tükenmek bilmeyen istekleri. Ruhumuz… Ruhum… Kim bilir, hangi dağın tepesinde, o ayazda, o onulmaz yalnızlığında?..

Bayağılığın örgütlenmiş biçimi, faşizmin ise yaklaşan ayak seslerini duyuyorum. Uzun saçlı, küpeli Heavy Metalciler konserlerinde “Türküm! Doğruyum! Metalciyim!” “En Büyük Türkiye!” “En Büyük Özal!” diye bağırıyorlar. Gencecik kızlar ve oğlanlar Kürt insanı için “Kürt köpekler” diyebiliyorlar. “Bir iki Neo-nazi piçini dövmekte ve arabalarını yakmakta sonsuz faydalar vardır,” diyen Engin Ardıç prim yapıyor. Sanat, İletişim, İktidar gibi bir kitap yazmış olan Ertuğrul Özkök bugün, “Türk nesli güzelleşiyor,” diyebiliyor. Beş parasız gariban Türk köylüleri askere gönderdikleri kardeşlerini uğurlarken, “Mehmetçik adamın …na koyar!” diye bağırabiliyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün kongresinde, bir sürü adam parmaklarıyla bozkurt işareti yapıyorlar. Metalciler ay yıldız ve bozkurt takılarıyla hava atıyorlar!.. Dini ve ırksal saldırganlık, öfkelerinin odağına Kürtleri ve solcuları alıyor. İnsanlar, basit, sıradan dünyevi hazlarla uyuşturulduktan sonra atomize ve robot bireyler hâline getirilip sonra da faşizmin kitle ruhu için uygun hâle sokuluyor. Artık bir emir yetecek onlar için! Benim derdim, binlerce yıldır içimde büyüttüğüm, içimde beklettiğim gözleri simsiyah hüzün olan, ağzı şeker kokulu aşkımla… Ama bayağılık ve yaklaşan faşizm var bu ülkede, bu dünyada. “Omuzlarıma atılıyor şu kurt köpeği çağ / oysa benim kanım kurt kanı değil.” İnsan bu dünyada aşkı için çile çekmeli bence, aşkı için beklemeli. Bayağılık ve faşizm, aşkımı yaşamama izin vermiyor. İşte ben aşkım için politiğim, aşkım için anti-faşistim. “Çünkü benim kanım kurt kanı değil / ancak bir benzerim öldürebilir beni.” (Vedalaşmaların İlmini Yaptım Ben, Osip Mandelştam, s.20).

Beni ne bayağılık, ne faşizm öldürebilir. Beni, aşkım öldürsün istiyorum! İşte bu yüzden, ben, sonuna dek politik ve anti-faşistim!