Sedat Peker, “Deli Çavuş” hesabından bir dizi paylaşım daha yaptı. “Türk” medyası genel olarak Peker’in 5’li çete denilen ekibin üyesi, müteahhit Mehmet Cengiz hakkındaki iddiaları üzerinde durdu, dönemin Hürriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök hakkındaki sözlerini görmezden geldi. Peker tweet zincirinde şunları söyledi:

“21-Hem de onlara da prim verilirdi. Tüm halkı temiz toplum masallarıyla uyutmaya devam ederken biz devrin başbakanıyla bu filmleri çeviriyorduk. Bu hikayeyi tüm Türkiye ilk defa öğreniyor (bana lütfen inanın, temiz toplum diye bir şey yoktur…

22-…çünkü insan kirlidir. Sadece güzel kandıranlar vardır.). Bu sahtekar ertuğrul özkök varya, o tarihteki temiz toplum projesinin başında o vardı. O zaman da prim alıyordu, şimdi de prim alıyor. mehmet cengiz telefon konuşmasında milletin a…na koyacağız diyor,..”

Ben yazımı yazdığım sırada Özkök’ten Peker’in iddiaları hakkında bir açıklama gelmemiş ve bir gazeteci Ertuğrul Özkök’ü arayıp iddiaları sormamıştı. Özkök hakkındaki iddiaları ya görmeyen ya da satır aralarına gizleyen kimi “muhalif medya” ise Özkök’ün sitesindeki yazısını alıntılayarak itibar pompalama çabasına girişmişti.

Peker’in iddiaları şaşırtıcı değil çünkü Hürriyet bir devlet gazetesiydi, yayın yönetmeni de devletin silahşörüydü. Ergenekon davasına bütün gücüyle karşı çıkan Hürriyet, Özkök’ün yayın yönetmenliği sırasında Orhan Pamuk, Ahmet Kaya ve Hrant Dink’i manşetlerinden hedef göstermiş, insan hakları savunucusu Eren Keskin’e hakaretler savurmuştu.

Hürriyet gazetesi devletin servis ettiği montaj fotoğrafları kullanarak Ahmet Kaya hakkında “Vay Şerefsiz” manşeti atmış, Hrant Dink’in ölümüyle sonuçlanacak bir sürecin en önemli aracısı olmuştu. Orhan Pamuk o dönemi 6-7 polis korumasında bir cehennem hayatı yaşayarak atlatabilmişti.

Hürriyet ve Özkök’ün devlet yönlendirmeli salvolarından bugün herkesin içler halisi durumuna üzüldüğü Boğaziçi Üniversitesi de nasibin almış ve gerek Ermeni Soykırımı, gerekse Kürt öğrencilerin tiyatro oyunları nedeniyle manşetten infaz edilmişti. Yani bağımsız akademi sadece AKP-MHP rejimini rahatsız etmiyordu, eski vesayet rejimini de ediyordu.

Bugün Ertuğrul Özkök, Peker’in yenilir yutulur cinsten olmayan ağır ithamlarıyla karşı karşıya. Ancak gerek “muhalif” Türk medyasının kendisine kol kanat germesi, gerekse “laikçi” kesimin sahip çıkması nedeniyle bu rezilliği de yarasız beresiz atlatacaktır. Çünkü bu topraklarda devlet adına kurşun atan da, manşet atan da şereflidir!

Çünkü İttihat ve Terakki döneminden bu yana devletin politikalarına karşı çıkan herkes, başta gazeteciler olmak üzere “vatan hainidir.” Suikaste uğramaları, linç edilmeleri, hapse atılıp sürülmeleri caizdir. Devlete ve suçlarına sahip çıkanın ise matbaa verilerek, kaynak açılarak ve medya üzerinden yasadışı yollarla prim vs verilerek zenginleşmesine göz yumulur.

Manşet üzerinden prim alan, iş bağlayan, patron adına iş takip eden gazetecilerden beklenen şudur:

  • Kendilerine servis edilen haberleri manşete taşımak.
  • Ermeni Soykırımı’nı her koşulda inkar etmek.
  • Kürtleri terörle özdeşleştimek ve onlara yönelik hak ihlallerini görmezden gelmek.
  • Ege’de faşist bir çizgide milliyetçilik yapmak.

Gerçeği perdeleme görevi üstlenen bu gazeteciler o perdenin arkasında her istediğini yapabilir. Halkın haber alma hakkı, bağımsız yorum, insan hakkı, demokrasi ve bağımsız yargıyı dert etmezler. Yargının tek ilgilendikleri yönü, patronu ve işlerini ilgilendiren kısmıdır, gerisine gözlerini kaparlar.

“Yetmez ama evet” diyenlere ağza alınmayacak hakaretler edenler, eski Türkiye’nin bugünden daha iyi olduğuna inanıyor. O dönemin avantajlarından yararlananlar için elbette doğru. Ancak toplum için değişen bir şey yok. Bugün, dünün devamı hatta dünün çocuğudur. Kürdün, insanın, bağımsız düşüncenin yasaklandığı, baskı altına alınıp yönlendirdiği bir toplum çürür, Türkiye de çürümüştür. Altılı Masa, bu çürümeye geçici bir pansuman olur. Yıkılıp yenisi inşa edilmeden bu topraklara huzur gelmez.