Türkiye, 2014’den 2019’a, beş yıllık süre içinde -referandumla birlikte- yerel ve genel seçimler için altı kez sandık başına gitti. Her seçimde iktidar ülkeye sözde daha iyi bir gelecek ve istikrar va’dediyordu. Özellikle ‘Türk Tipi Başkanlık’ rejimi için yapılan referandum ve ardından yapılan Meclis ve cumhurbaşkanlığı seçiminde bu vaatler görülmedik boyutlara ulaştı.

Gerçek tam tersine oldu. ‘Partici Cumhurbaşkanı’nın yürütme erkinin bütün yetkilerini ‘tek başına’ kullanmasının yanı sıra, yasama ve yargıyı vesayeti altına alan konumu, hem ülkeyi yönetilemez hale getirdi, hem de siyasal ve sosyal yapıda derin karşıtlıklara, giderek bölünmelere, ekonomide dar boğazlarla dolu kriz ortamına yol açtı. 

Bu durum karşısında, geçen beş yılda altı kez sandık başına sürüklenen Türkiye’nin çok uzak olmayan bir gelecekte iktidar tarafından yeniden seçime zorlanması her an gündeme gelebilir, görünüyor. 

Aslında, 16 Nisan 2017 anayasa değişikliğine göre “TBMM ve Cumhurbaşkanı seçiminin, beş yılda bir ve aynı günde” yapılması öngörülüyor. (Madde 77) Son seçimler 2018 Haziran’ında yapıldığına göre, bu hesapla önümüzdeki seçimlerin 2023 Haziran’ında yapılması gerekiyor.

Anayasanın bu maddesine dayanarak iktidar bloku sözcüleri de sıklıkla seçimlerin 2023’te yapılacağını söylüyorlar. Doğal olarak bu sözlerin, başka birçok alanda örneklerini gördüğümüz gibi, gerçekle ilgisi yok. İktidar, kesinlikle kendisi için uygun gördüğü bir tarihte ‘erken seçim’ yapmaya kalkışabilir, kalkışacaktır.

DÖRT YILI AŞAN SEÇİM YOK!

Bu kesinlik iddiasının bazı gerekçeleri var. Birincisi, Türkiye, siyasi ortamı baştan beri oldukça gergin, toplumsal taleplerin de yüksek olduğu bir ülke. Bu ülkede, çok partili sisteme geçtiğimiz 1946 yılından bu yana hiçbir iktidar seçime gitmeden varlığını dört yıldan uzun sürdürmeyi başaramadı.

Seçimler hep dört yılda bir ve çoğu kez dördüncü yıl dolmadan yapıldı. 1982 Anayasası’nın ilk metninde de 12 Eylül yönetimi (yine 77. maddede) seçimlerin beş yılda bir yapılmasını öngörmüştü. Buna karşılık bu hüküm bir kez bile gerçeklik kazanamadı. 1983’ten sonra ilk seçim hemen dördüncü yılda, 1987’de yapıldı.

Beş yıl hükmü hiç yürürlük kazanamazken, 1946’dan bu yana değişik dönemlerde üç ya da üç buçuk yılda seçim yapıldığı da oldu. Örneğin, 1957 seçimlerini Demokrat Parti (DP), kendi içinden ayrılan ve yeni kurulan Hürriyet Partisinin gelişmesini ve öteki muhalefet partileriyle (CHP ve MP ile) güçbirliği yapmasını önlemek için öne almıştı. 1977 ve 2002 seçimleri de, ilkinde güvenlik, ikincisinde ekonomik nedenlerle ülke yönetilemez hale geldiği için koalisyon hükümetleri tarafından öne alınmak zorunda kalınmıştı.1

Geçmişte seçimi dört yılı bile beklemeden yapmayı zorlayan nedenlerin tümü şimdi de var. Bir yandan AKP’nin içinden ayrılan tanınmış siyasetçilerin önderlik ettiği yeni partiler, öte yandan sosyal ve ekonomik sorunlar, iktidarı kendisi için uygun gördüğü ilk eşikte seçim istemeye mecbur bırakacak görünüyor. Üstelik, AKP’nin işine gelmeyen seçim sonucunu yok sayıp beş ay içinde yeniden seçime gitmeyi zorladığı ve gerçekleştirdiği -Türkiye tarihinde bir ilk- örnek de ortada. 

Bu açıdan, iktidarın 2023 söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını, seçimi daha erken bir tarihe almaya ihtiyacı olacağını bilmek ve buna göre bir yol haritası çizmek gerekiyor. 

ERDOĞAN’IN YENİDEN ADAYLIĞI İÇİN…

Öte yandan iktidarın, Anayasada yazılı tarihi beklemesini engelleyen ve kendileri açısından erken seçimi zorunlu kılan bir başka önemli neden daha var. O da halen görevinin ikinci dönemini dolduran Cumhurbaşkanının yeniden (üçüncü kez) aday olabilmesi için seçimin erkene alınmasını gerektiren anayasa hükmü.

Anayasanın 101. maddesine göre “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır.” Ve “Bir kimse EN FAZLA İKİ DEFA cumhurbaşkanı seçilebilir.” (101/2)

Sn. Erdoğan ilk defa 2014’te halk oyuyla seçildiğinden, 2018’den bu yana ikinci dönemini sürdürüyor. Birinci döneminde anayasa değişiklikleriyle yetkileri arttırıldı, ancak seçim usulü açısından bir yenilik ve değişikliklere göre kendisine bir ayrıcalık getirilmedi. Bu konu tartışmasız. Seçimler 2023’te yapılırsa ikinci dönemini de doldurmuş olacaktır ve tekrar aday olması mümkün değil. 

Anayasa değişikliklerini hazırlayanlar da bu gerçeğin farkında. Bu nedenle, Erdoğan’ın üçüncü kez aday olmayı düşünebileceği varsayımından yola çıkarak, anayasaya bunu sağlayacak yeni bir hüküm yerleştirilmiş.

2017 değişiklikleriyle getirilen 116. maddede, seçimlerin TBMM veya Cumhurbaşkanı tarafından yenilenmesine karar verilmesi halinde, her iki seçimin birlikte yapılacağı öngörülüyor. Ancak anayasa değişikliklerini hazırlayanlar bununla yetinmemiş, maddeye, ikinci dönemini sürdüren cumhurbaşkanının üçüncü kez aday olmasının yolunu açacak bir fıkra daha eklemişler.

Buna göre, “Cumhurbaşkanının İKİNCİ DÖNEMİNDE Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı BİR DEFA DAHA aday olabilir.” (Madde 116/3)

Üçüncü kez adaylığının önünü açmak için konulmuş bulunan bu madde işlerlik kazanabilirse, Erdoğan, yarışa cumhurbaşkanlığının sınırsız olanaklarını daha da abartılı biçimde kullanarak katılacak, böylelikle seçim haksız, eşitliksiz, adaletsiz bir ortamda yapılacak, kuşkusuz bu ortamın sonuca da etkisi olacak.

Konuşmalarında sürekli 2023 (zaman zaman da 2053 ve 2071) vurgusu yapan Erdoğan’ın üçüncü kez yeniden aday olmayı düşündüğü açık olduğu için, seçimlerin 2023’e bırakılamayacağı, iktidar için uygun ilk fırsatta Meclis’in seçim kararı almaya zorlanacağı da açıktır. 

SEÇİM KARARI İKTİDARIN ELİNDE DEĞİL

İşin pratiğine gelince, bu kez erken seçim kararı almak o kadar kolay değil. Çünkü Anayasanın 116. maddesi TBMM üye tam sayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebileceğini söylüyor. (Madde 116/1)

2017 değişiklikleriyle TBMM üye tam sayısı -neye yarar bilinmez- 600’e çıkarılmış olduğuna göre, bu çoğunluk sayısı 360. Oysa iktidar blokunun Mecliste üye toplamı şu anda 339’dan (AKP 291, MHP 48) ibaret. Bu durumda iktidar ve muhalefet bloklarının sadece kendi oylarıyla ‘erken seçim’ kararı alabilmesi mümkün değil.

Bu kararın alınabilmesi için sayının 360’a tamamlanabilmesi, bunun için de muhalefet blokundan bir parçanın (partinin yahut bir kısım milletvekilinin) iktidarın önerisine destek olması gerekiyor. İktidar bu amaçla muhalefet partileri üzerinde orta vadede sonuç almayı umduğu değişik senaryolara yönelik siyasi tavırlar geliştiriyor. Bu konuları ayrı bir (veya birkaç yazıda) ayrıca irdelemeye çalışacağım.

Burada kritik ve tehlikeli olan gelişme, muhalefetin, (özellikle de ana muhalefetin) “erken seçim istiyoruz!” popülizminin tuzağına düşmesi olasılığında yatıyor. 

İşlerin iyi gitmediği bir ortamda seçim istemek elbet her iddialı siyasetin doğal hakkıdır. Erken yapılacak bir seçimde muhalefetin önde gelen sözcüleri de elbette yeniden milletvekili seçilebilir ve erken seçim onlar için kişisel açıdan bir sorun olamaz. Ancak, önümüzdeki seçimde amaç, muhalefetin oylarını ve Meclisteki sayısını bir miktar arttırması değil, Meclis çoğunluğunu elde etmesi, daha da önemlisi yeni bir cumhurbaşkanı seçmeyi başarabilmesidir.

Bu açıdan, muhalefetin her vesileyle “seçime hazırız "söylemi ve hele bu söylemin tutsağı olarak iktidarın önerdiği tarihte seçime sürüklenmesi, Türkiye demokrasisi için bir tuzağa dönüşebilir. Önceki yıllarda dokunulmazlık konusunda -sn.Baykal döneminde başlayan- görünüşte iddialı, ama yanlış söylemin sonuçta muhalefete zarar veren bir sonuca yol açtığını unutmamak, geleceğe ilişkin doğru bir strateji kurmak için yararlıdır.

İktidarın seçimi kendisi için en uygun tarihte yapmak istemesi nasıl doğalsa, muhalefetin de böyle bir zamanlama için siyasi bir yerindelik hesabı yapması doğaldır. O nedenle muhalefet partileri iktidarı haklı olarak eleştirirken, erken seçim söyleminden olabildiğince uzak durmalı, böylelikle kendi ayaklarına ateş etmek tehlikesini bertaraf etmeye çalışmalıdır.

Bugünkü gidişe dayanılması, tahammül edilmesi, sürdürülmesi ne kadar zor olsa da galiba ülke için doğru olan seçimin zamanında yapılmasıdır.

Ziya Paşa merhumun meşhur sözüdür: “Tiz refdar olanın payine damen dolaşır.”


Birincisi Demirel’in, ikincisi Ecevit’in başbakanlığındaki bu iki koalisyonda da MHP’nin iktidar ortağı olduğunu buraya not düşelim ve seçim sonuçlarının araştırmasını yakın tarih meraklılarına bırakalım.