Önceki hafta sabaha karşı Resmi Gazete’de yayınlanan bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Türkiye gündeminin orta yerine adeta bir ses bombası gibi düştü.

Resmi Gazetedeki ilana göre, 19 Mart 2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile sayın Erdoğan, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Sözleşmesi”nin, Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine karar verildiğini duyuruyordu.

İstanbul’da kabul edilmiş ve imzalanmış olması nedeniyle kamuoyunda ‘İstanbul Sözleşmesi’ diye bilinen bu uluslararası sözleşmenin -haklı haksız tartışılan- içeriği bu yazının konusu değil. Bu konuda sadece, sözleşmeyi ilk imzalayan ülkenin Türkiye olduğunu ve bu imza ve devamındaki süreçten dönemin iktidar sözcülerinin övünç ve övgüyle söz ettikleri aklımızda kalsın, yeter.

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ‘feshedilmesine’ karar verildiği ileri sürülen Sözleşme, 5 Kasım 2011 tarihinde Başbakan Erdoğan imzasıyla TBMM’ye sunulmuş ve 24 Kasım 2011’de Meclis’te ivedilikle ve AKP, CHP, MHP ve HDP’nin oybirliği ile onaylanmıştı.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının -16 Nisan 2017 değişiklikleriyle- halen yürürlükte bulunan 90. maddesine göre:

“Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devlet ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, TBMM’nin andlaşmayı onayladığını bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır, (90/1).

“Usulüne göre yürürlüğe konmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.

Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz, (ek cümle 7.5.2004-5170/7 md)

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır,” (90/5).

Anayasa maddelerinden, okuma yazması olan herkesin açıkça anlayabileceği gibi, bu durumda ortada bir tarım, çevre veya eğitim programı işbirliği yahut karşılıklı kültür yıllları düzenlemesi vb gibi, yürütmenin kendi içinde karar vereceği bir protokol sözleşmesi değil, TBMM’de onaylanarak KANUN HÜKMÜ KAZANMIŞ bir sözleşme, bir KANUN bulunmaktadır.

Şimdi cevaplayacağımız soru şudur: Cumhurbaşkanı, kanunu ‘fesih’ edebilir mi?

‘Fesih’, TDK Sözlüğüne göre sona erdirme, ortadan kaldırma anlamına geliyor. Cumhurbaşkanı, bir kanunu (yasayı) ortadan kaldırabilir mi?

Bu soru günlerdir kamuoyunda tartışılıyor. Meslekten anayasacılar, saygın hukuk bilimcileri  bunun mümkün olmadığını yazıyor, söylüyorlar. Ancak, “yeterince yoğurt bulunursa Marmara Denizinin ayran, dolayısıyla bunun da mümkün olabileceğini” savunan sayın Şentop gibi konuşanlar da var.

Biz bu tartışmalara girmeden Anayasanın maddelerine bakalım.

Cumhurbaşkanının ‘görev ve yetkileri’ başlıklı, -16 Nisan 2017’de değişen- 104/17. maddesinin konuyla ilgili hükümleri şöyle:

“Cumhurbaşkanı, YÜRÜTME YETKİSİNE İLİŞKİN KONULARDA Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ÇIKARABİLİR.

“Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan  temel hakllar ve KİŞİ HAKLARI ve ÖDEVLERİYLE dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı KARARNAMELERİYLE DÜZENLENEMEZ.

“…Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi düzenlenemez.

“Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde KANUN HÜKÜMLERİ UYGULANIR.” (104/17).

Yine bu madde hükümlerinden aklı başında herkesin anlayabileceği gibi, Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olarak ancak ‘Yürütme Yetkisi’ne ilişkin konularda kararname çıkarabilir; kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kararname çıkaramayacağı gibi, kararname ile kanunu ortadan kaldırması (fesih! etmesi) elbette söz konusu olamaz.

Anayasanın bu açık hükümleri karşısında bir kanunun yürürlüğünü ortadan kaldırmaya kalkmak doğrudan doğruya Yasama’nın (Meclis’in) yerine geçmeye kalkmaktır; bu da sadece masum bir yanlış değil, aynı zamanda ‘yetki gasbı’ olarak anayasal bir suç oluşturur.

Resmi Gazetede yayınlanan duyuruda ‘fesih’ kararının 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesine dayandığı belirtilmiştir ki, bu da bir başka gülünesi durumdur. Anayasanın vermediği bir yetkiyi, kendi kendisine veren cumhurbaşkanlığı kararnamesi,  Urfalı büyük şair Nabi’nin ünlü mısralarını anımsatıyor: “İki yoktan ne çıkar? Fikr’edelim bir kerre.”

Değindiğim 104/17. maddede, “kararname ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır,” yazılıyken, anayasaya aykırı hükümler içeren bir kararnamenin ve ona dayanılarak yapılan işlemin geçerliliğinden  söz edilebilir mi?

Vaziyet bu kadar açık ve nettir. 19 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Yasamanın onayından geçerek kanun niteliği kazanmış bir uluslararası sözleşmeyi fesih edemez. Böyle bir sözleşmeden ancak TBMM’nin ayrılmayı hüküm altına alan yeni bir kanunla çıkabilir.

Bu açıdan, 24 Kasım 2011’de TBMM’den bütün partilerin oy birliğiyle onaylanarak kanunlaşmış bulunan “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçinde Şiddetin Önlenmesi ve Bularla Mücadeleye İlişkin Avrupa Sözleşmesi,” halen ve TBMM’nin bunu kaldıran yeni bir kanunu kabul etmediği sürece yürürlüktedir.

Türkiye’nin -hangi değişikliklere uğrarsa uğrasın- bir anayasası var ve anayasa hükümleri herkesi bağlar.

not: Yazının başlığına “Keloğlan’a anlatır gibi’ diye bir üst ek yapma ihtiyacı duydum. Okurlarımdan özür dilerim. Anayasanın açık hükümleri karşısında, sırf ‘ben yaptım, oldu’ dayatmasını desteklemek amacıyla fetva verenlere, gerçekten böyle tane tane anlatmak gerekiyor, diye düşündüm.

Keloğlan, bizim masallarımızda biraz saf, ama iyi ve temiz yürekli bir köy çocuğudur. O tane tane anlatılanı, hele doğru ve güzel olanı anlar; onun anladığını da iyi niyetli olan herkes anlar.

Kötü niyetlilere ise, ne söylense boştur.