1982 Anayasası yürürlüğe girdiğinden bu yana defalarca değişikliğe uğradı. Başlangıçta bu değişiklikler, bir askeri darbe dönemi ürünü olan anayasanın katı - vesayetçi yapısını yumuşatmaya yönelik düzenlemelerdi. Nitekim bunlar Meclis’te çoğu kez iktidar ve muhalefetin anlaşması ile -referanduma gerek olmadan- gerçekleşti.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) döneminde de, 2004’ten başlayarak 2017’e kadar bazı değişiklikler yapıldı. 2007 öncesi yapılanlar daha öncekilerle aynı nitelikteydi. 2007 ve 2017 değişiklikleri ise devletin yapısı ve işleyişi konusunda farklılıklara yol açtı ve önemli tartışmalara neden oldu.

2007’de, cumhurbaşkanı seçiminin -muhalefetin öngörüsüzlüğüyle ve yapay gerekçelerle- mecliste tıkanması üzerine cumhurbaşkanının genel oyla seçileceğine ilişkin düzenleme yapıldı. Muhalefetin bu anlamsız tıkama girişiminin yol açtığı değişiklik yüzünden Sn. Erdoğan, 2014’de genel oyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı oldu.

2017 değişikliğiyle ise, anayasadan başbakan ve -tüzel kişiliği olan- bakanlar kurulu (hükümet) yapıları çıkarıldı; yürütme gücü ve yetkisi tek başına cumhurbaşkanına verildi. Üstelik cumhurbaşkanına, -1961’den 47 yıl sonra ilk defa ve yeniden- ‘partili’ olma imkanı da getirilmişti. Erdoğan, ‘partili’ olmakla yetinmedi, hemen AKP’nin başına geçti, ‘partici’ oldu.

Tek Parti Dönemi Gibi

Oysa Türkiye, 1950’de çok partili sistem içinde ilk iktidar değişikliği yaşadığında merhum Celal Bayar, DP Genel Başkanlığından ayrılmış, sade bir parti üyesi olarak kalmayı seçmişti. Böylece Erdoğan, 1950’den önceki ‘Tek Parti’ dönemini kendine örnek almış oldu.

2018’den bu yana Türkiye, adına ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ denilen, hiçbir çağdaş demokraside örneği olmayan garip bir modelle yönetiliyor. Aslında tam da yönetilemiyor, bir anlamda sürükleniyor.

2017-18 sürecinde bu modele geçerken umut ve vadedilenlerin hiçbiri gerçekleşmedi.  Tek kişi yönetimi nedeniyle istikrar sağlanacağı, ülkenin artık koalisyon gibi farklı partilerin işbirliğine muhtaç olmayacağı tezi, yolun başında iflas etti. Ülkeyi 2003’ten bu yana tek başına yöneten bir siyasal parti, eski politikalarını yerden yere vuran başka bir partinin ideolojik ve politik kuşatmasına teslim oldu.

Ekonomi, dış politika, istihdam, hukuk, huzur, güven ve gelecek beklentisi konularında Türkiye 2000’lerden bu yana görülmedik ölçüde vahim sorunlarla karşı karşıya. Pandemi süreci, güdümlü medyayı işgal eden hamasetin ötesindeki gerçek durumla yüzleşmeyi sağlayan bir ibret vesilesi oldu. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesi, kişi ve kurum bazında yurttaşlarına gerekli desteği verirken, Türkiye işsizliğin kitleselleştiği, insanların umutsuzluğa, gelecek kaygısıyla bunalıma sürüklendiği bir yer haline geldi.

Şimdi, ‘vaziyet ve manzara-i umumiye’ böyleyken ve bütün yetkiler durumdan tek başına yetkili ve sorumlu tek kişi elinde toplanmışken, AKP Genel Başkanı yeniden anayasa değişikliğini gündeme getirdi.

“Erdoğan ne yapmak, nereye varmak istemektedir”

Erdoğan’ın konuyu gündeme getirmekteki amacının ne olduğu sorgulanırken, iktidarın diğer ortağı Sn. Bahçeli, Erdoğan’ın ne yapmak, nereye varmak istediğini kendi veciz üslubuyla açıkladı;  “… mevcut sisteme müzahir ve müstahak yeni bir anayasanın yazılmasının mecburiyet” olduğunu söyleyerek, tartışmalara sınır ve hedef koydu. Böylelikle de Sn. Bahçeli, anayasa tartışmaları acaba olumlu bir değişikliğe vesile olabilir mi düşüncesiyle tartışmaya katılmaya, masaya oturmaya niyetlenebilecek muhalefet çevrelerine gereken ikaz ve uyarıyı yapmış oldu.

Erdoğan’ın anayasa değişikliğini gündeme getirmesinin, bütün yetkiler elindeyken yeni bir anayasa tartışması açmaya kalkışmasının nedeni ne olabilir? İlk akla gelen Erdoğan’ın -hep olduğu gibi- gündem değiştirmek konusundaki maharetidir. Nitekim kaç gündür, şöyle ya da böyle bu konuyu tartışıyoruz. Bu amacına bir ölçüde erişmiş sayılır.

İkincisi, muhalefetle masaya oturmayı başarabilirse, bazı ödünler karşılığında ilk turda 50+1 koşulunun ve tarafsızlık üzerine yeminin anayasadan çıkarılmasını sağlamaya çalışabilir. Ve bu konuda bir referandum olanağı yakalayabilirse genel seçimi ve  -1923’te imkansız olan- üçüncü kez adaylığını buna eklemeye kalkışabilir.

Bahçeli’nin rejime “müzahir ve müstahak” bir anayasadan söz etmesinden sonra bazı sözde yetkililerin cuşa gelerek Gazi Meclis ruhundan, 1921 Anayasası'ndan, yeniden kuruluştan söz etmesi ‘kraldan çok kralcı' görünme gayretinden ve hamasetten ibarettir, boştur. Erdoğan için önemli olan bir kez daha seçilmesinin yolunu açmaktır, gerisi teferruattır.

Meclis’te anayasa değişikliği için bir önerinin en az 360 oy alması şarttır. 360 oy alamayan bir öneri, doğrudan kabul edilmiş sayılamayacağı gibi referanduma da götürülemez.

Şu anda Meclis’te iktidarın da, muhalefetin de 360 oyu yok.  O nedenle uzlaşma olmadan anayasa değişikliği yapılamaz. Muhalefetin masaya oturmaması halinde anayasa değişikliği tartışmaları sadece Erdoğan’ın gündem değiştirme çabasına alet olmaya yarar.

Gündem: Ekmek / Hürriyet ve Adalettir

İnsanların ‘ekmek, özgürlük ve adalet’ dertlerinin can yaktığı bir dönemde kimsenin bu tür masallarla oyalanma lüksü yoktur.

Türkiye’nin gündemi gelir ve geçim derdiyle boğuşan insanlarının ekmeğini çoğaltmak, üretimin bereketini, çalışanın, üretenin gelirini arttırmak  ve adaletle paylaşılmasını sağlamaktır.

Türkiye’nin gündemi özgürlüklere getirilen baskı ve kısıtlamalardan kurtulmaktır. Basının özgür, üniversitelerin özerk, yargıçların bağımsız ve tarafsız olmasını sağlamaktır.

Türkiye’nin gündemi ülkede buyruğun değil, hukukun egemen olmasını sağlamaktır. KHK hukuksuzluklarına, haksız tutukluluklara, eziyete, her alanda yaşanan haksızlıklara, kayırmalara, ayrımcılıklara son vermek, hakkaniyetli, adaletli, merhametli bir yaşama düzenine kavuşmaktır.

Bu koşullarda muhalefet, gelecek seçimden sonra gerçekleştirmek üzere elbette bir anayasa hazırlığı çalışması yapmalıdır. Türkiye’nin çoğulcu, eşitlikçi, dayanışmacı, insan hak ve özgürlüklerine dayalı, inançlara saygılı,  demokratik hukuk devletinin sağlam temellerini oluşturan bir anayasaya ihtiyacı açıktır.

Ancak bunun yolu bugünkü sisteme “müzahir ve müstahak” bir anayasa için masaya oturmak değil, ekmek, özgürlük ve adalet arayışında olan tüm yurttaşların en geniş birlikteliğini sağlamak için ayağa kalkmak ve hep birlikte, çoğala çoğala sandığa, seçime yürümektir.

Yeni anayasayı, huzura, özgürlüğe , kardeşliğe ve adalete susayan milletin demokratik iradesiyle seçimden sonra gelen yeni Meclis yapabilir ve yapmalıdır...