Melih Bulu’yu çok çabuk unuttuk; tepeden inme bir biçimde, büyük bir liyakat eksikliği ile ülkemizin en önemli üniversitesinin başına rektör tayin edildi Erdoğan tarafından sonra da bir paçavra gibi atıldı, gitti gariban yine bizzat Erdoğan tarafından.

Tam ne döndüğünü bilmiyorum ama basına yansıyan haberler bu kapıya konma kararının altında Melih Bulu hakkındaki intihal iddiaları olduğu yönünde; Melih Bulu da zaten YÖK tez merkezinde tezini ulaşıma açmayarak nasıl bir hoca olduğunu bir ölçüde belli etmiş idi.

Melih Bulu ise bu iddialar karşısında ortada bir intihal olmadığını sadece kaynak gösterirken bazı alıntıları “tırnak” içine almayı atladığını, buna da intihal denemeyeceğini, suiniyet taşımadığını iddia etti.

Koskoca bir Boğaziçi Üniversitesi Rektörünü bir “tırnak” için üzmeye değer mi idi yani?

Benzer bir “tırnak” iddiası da Merkez Bankası en son Başkanı için ortaya atıldı ama Marmara Üniversitesi içinde kurulan bir komisyon iddiaları reddetti ama orada da bir “tırnak” sıkıntısı var; Merkez Bankası Guvernörünü de, enflasyondan sorumlu, bir tırnak için üzmeye değmez değil mi?

Ancak, “tırnak” deyip geçmeyin, bu “tırnak” meselesi çok önemli belki de.

Geçenlerde elime bir Paris kitabı geçti, kitap Paris tarihini sokak sokak, şehirdeki önemli isimleri, olayları anlatıyor; bizde de İstanbul için Murat Belge’nin benzer çok güzel bir kitabı vardır, İstanbul’u, İstanbul’un en güzel mevsimi sonbaharında, Murat’ın bu kitabını elinize alıp dolaşmanızı öneririm.

Paris sokakları kitabından (Laurent Deutsch, Paris intime au fil des rues) öğrendiğime göre Sorbonne Üniversitesi bölgesine çıkan Saint-Jacques sokağının bir köşesinde 1552 senesinde ismi Guillaume le Bé olan dönemin çok ünlü bir matbaacısının işyeri var ve Guillaume le Bé hurufat ustası, anladığım kadarıyla bastığı kitaplarda yaptığı alıntılarda o tarihte (1552) bile bizim rektörlerden, guvernörlerden alıntıları vurgulamakta çok daha duyarlı ve ilk kez alıntıları “tırnak” içine almayı getiriyor yazım kurallarına ve tırnak işaretlerini buluyor, kullanıyor.

Fransızcada bugün de yazılarda “tırnak” anlamına “guillemet” kelimesi kullanılıyor ve bu “guillemet” kelimesi de matbaacının isminden “Guillaume le Bé” den geliyor.  

Hikâye çok güzel ama meseleye serinkanlı baktığınızda durum çok sevimsiz aslında.

Fransa’da 1552 senesinde bir matbaacının bulduğu ve alıntı yapma durumlarında gelenekselleştirdiği “tırnak-guillemet” işareti bizim akademinin bir bölümünde hala ciddiye alınmıyor ve “tırnak” içine almadan yapılmış alıntılar için “bu bir intihal (bilimsel çalıntı) değildir, sehven atlamışım” denebiliyor.

İşin başka bir ilginç yanı da bu “tırnak” kullanma mecburiyetinin sehven unutulması keyfiyeti ağırlıklı olarak Erdoğan’ın çok önemli görevlere (Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü, Merkez Bankası Başkanlığı) tayin ettiği profesörlere ilişkin.

Bu “tırnak” hikayesi aslında 2021 senesinde, Guillaume le Bé’nin “tırnak” işaretini kullandığından yaklaşık beş asır sonra ülkemizin iktidar marifetiyle getirildiği kalite düzeyini gösteriyor.

Ancak, burası çok önemli, siz siz olun, bir yazınızda “günaydın” kelimesini kullanırsanız mutlaka benim yaptığım gibi ya tırnak içine alın ki sadece bir alıntı olduğu, size ait olmadığı anlaşılsın ya da bırakın “günaydın” gibi saçma sapan lafları hiç tırnak içine falan almadan doğrudan sabah-ı şerifler hayırlı olsun deyiverin.

Eğitim düzeyinize ve biat derecenize, intihal yeteneğinize göre bakarsanız Boğaziçi’ne rektör, Merkez Bankası’na guvernör, Diyanet İşleri Başkanlığı’na başkan falan olursunuz. 

Bu Cumartesi günü de bir haftasonu yazısı yazdım, kabul ediverin lütfen.  

Ama bizim ülkemizde haftasonu yazılarında bile siyasetten, Erdoğan’dan, DİB’den kaçamıyorsunuz.