24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra Erdoğan 10 Temmuz 2018 tarihinde yemin ederek, şu tarafsızlık üzerine ettiği meşhur yemin, Cumhurbaşkanı olarak yeni sistemde yani Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sistemi'nde görevine başladı.

Başka bir ifade ile de bugün (dün) Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içinde Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığının ikinci sene-i devriyesi.

Bilanço acaba nasıl?

Ekonomi alanında yaklaşık her şey çok daha kötüye gidiyor.

Uluslararası mukayeseli göstergelerde Türkiye her vatandaşın canını yakacak kadar kötü noktalara çekilmiş durumda.

AKP sözcüleri de utanmadan, sıkılmadan uluslararası göstergelerin kasıtlı bir biçimde Türkiye aleyhine düzenlendiğini iddia edebiliyorlar.

Tüm anayasal ilkeler, tüm kurumlar ayaklar altında.

Kayyım atamaları ile, değiştirilmeyen baraj sistemi ile, YSK’ya yapılan atamalarla, yazılı ve görsel basın üzerine uygulanan baskı ile yani seçmenin bilgi edinme hakkı ayaklar altına alınarak Anayasanın ikinci maddesindeki temel ilkelerden demokrasi ilkesi çok büyük oranda aşındırılmıştır.

Hukuk devleti ilkesi ise artık sıfırlanmış gibi gözükmektedir.

Sadece hukuk devleti değil artık ortada bir devletin varlığı bile tartışmalıdır.

Bu köşede kısa süre önce yazdım, bu devletin artık bir devlet protokolü bile mevcut değil.

Protokol listesi bile olmayan bir devlet için ne denir, gerçekten bilemiyorum.

Kurumlar tek tek yok oluyorlar.

Yargı kurumu sıfırlanıyor; bu konuda İYİ Parti milletvekili, eski Bakan, Prof. Dr. Ahat Andican’ın TBMM kürsüsünden yaptığı yargı konuşmasının izlenmesini dilerim.

Yürütme tek bir kişiye indirgenmiş durumda.

Basın diye bir kurum yok artık.

Üniversite de yok.

Demokrasilerin Kabe’si diye adlandırılan Meclis de yok olma yolunda.

Yeni anayasal sistemde zaten Meclis’in fonksiyonları çok büyük oranda tırpanlanmış idi. 

Meclis büyükelçi tayinlerinde, rektör tayinlerinde, Anayasa Mahkemesi yargıcı atamalarında tamamen devre dışıdır.

Meclis’te AKP artı MHP çoğunluğu muhalefet partilerinin etkin muhalefet etme haklarını dahi kullandırtmamaktadır. 

Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yönetilmektedir ülke.

Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile düzenlenemeyecek konular bile yine Cumhurbaşkanlığı üzerinden TBMM’ye getirilerek konu iyice dejenere edilmektedir.

Bu günlerde TBMM’de görüşülen ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemeyecek olan Barolar meselesinin Meclis’e gelişinden Adalet Bakanı'nın haberinin olmaması manzaranın iyi anlaşılması için çok iyi bir örnektir. 

Eskilerde de Meclis’in demokratik performansı çok parlak değildi, çok sayıda kamu harcamasını denetleyemeyen bir Meclis idi ama bugün eskisini bile aratan bir durum mevcuttur.

Meclis bütçe hakkını kullan(a)mamaktadır.

Bütçe hakkını eksiksiz kullanamayan Meclis’e Meclis demek kolay değildir.

TBMM  adına denetim yapmakla görevli Sayıştay da görevini yapamamaktadır.

Meclis maalesef artık klasik görevini yapamaz durumdadır.

AKP her istediği yasayı muhalefet ile hiçbir uzlaşma aramaksızın çıkarabilmektedir Meclis’ten.

Muhalefet partileri bu koşullarda kendi pozisyonlarını sorgulamak durumundadırlar.