Devalüasyon kavramı sabit kur rejimleri için geçerli bir kavram, idari bir karar gerektiriyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu esnek kur sistemlerinde devalüasyon kavramı kullanılmıyor ama artık gelinen noktada bu ayrım da anlamını yitiriyor. Ne zaman TL bir nefes alma girişiminde bulunsa Erdoğan bir olanak bulup konuşuyor, o dehşet faiz teorisini tekrarlıyor ve TL değer yitirmeye (depreciation) devam ediyor; süreç adeta bir idari kararlar zinciri, sürekli devalüasyonlar görüntüsü vermeye başlıyor.

Türkiye’nin devalüasyonlar tarihi ve arkasından yaşananlar ilginçtir.

Türkiye’de ilk devalüasyon 7 Eylül 1946’da Recep Peker’in Başbakanlığı döneminde gerçekleşti.

Bir ABD doları 1.32 TL’den 2.82 TL’ye yükseldi.

Ardından sıkıntılı bir dönem geldi ve 1950’de Demokrat Parti tek başına iktidara geldi, kurucu parti CHP muhalefete geçti.

İkinci büyük devalüasyon 4 Ağustos 1958’de Demokrat Parti iktidarında yapıldı, ABD doları 2.80 TL’den 9 TL’ye çıktı ve arkasından, iki sene geçmeden, maalesef 27 Mayıs 1960 darbesi geldi.

Üçüncü önemli devalüasyon 10 Ağustos 1970’de Demirel (AP) iktidarında yapıldı, TL ABD dolarına karşı yüzde 70 değer yitirdi, bir sene geçmeden 12 Mart muhtırası yaşandı, iktidar devrildi ve Türkiye çok uzun sancılı bir döneme girdi.

Dördüncü devalüasyon 24 Ocak 1980’de yapıldı, TL yüzde 49 oranında devalüe edildi. 24 Ocak’tan yaklaşık sekiz ay sonra 12 Eylül menfur askeri darbesi geldi.

1994 senesinde arka arkaya yapılan inanılmaz hatalar sonrası Nisan ayında TL iki günde yüzde 73 değer kaybetti.

2001 krizinde bir dolar 684 bin TL’ye çapalanmış iken esnek kur rejimine geçildi ve dolar 1.2 milyon TL oldu.

2001 krizinden bir sene sonra yapılan erken seçimde TBMM’deki tüm partiler Meclis dışı kaldılar, AKP yüzde 34 oranında oy alarak tek başına iktidar oldu, seçim öncesi TBMM’ye giremeyen CHP muhalefet partisi oldu.

Bu seçimde seçmen sadece koalisyon hükümetini değil tüm Parlamento’daki partileri cezalandırdı.

3 Kasım 2002’de AKP iktidar geldi böylece.

Son günlerde TL’nin değer kaybını izliyoruz; bu yazıyı 3 Aralık 2021’de yazıyorum, TL 3 Aralık 2020’den günümüze yani bir senede dolar karşısında yüzde 78, avro karşısında da yüzde 66 değer yitirmiş.

Bu süreç de esnek kur sistemi içinde bir tür devalüasyon.
Bu devalüasyonun da arkasından önemli siyasi çalkantıların geleceği muhakkak.

Temennimiz bu çalkantıların demokratik bir hukuk devleti kuralları dâhilinde iktidarın serbest seçimlerle el değiştirmesi biçiminde tezahür etmesi.

Başka alternatifler de düşük ihtimaller de olsa olası ama bunların düşünülmesi bile korkunç; bu alternatiflerin başında da AKP’nin ilk genel seçimleri belirsiz bir süre erteleyecek anayasal (!!!) bahaneler üretmesi.

Bu da 12 Mart müdahalesi, 12 Eylül darbesi gibi bir faciaya tekabül eder.

İlginç bir döneme giriyoruz.