Temmuz ayının 3’ü olarak hem Türkiye’de (TÜİK) hem de Fransa’da (INSEE) enflasyon oranları açıklandı.

Türkiye gibi yaklaşık her şeyin baş aşağı gittiği bir ülkede hâlâ enflasyon, işsizlik, büyüme gibi verilerin önceden belirtilen tarihlerde muntazaman yayınlanmasını önemsiyorum. 

Hem enflasyon hem işsizlik hem büyüme verilerinde bir hile yapılabileceğine inanmıyorum çünkü bu veriler TÜİK’in sitesinde yayınlanana kadar yüzlerce kişinin, TÜİK uzmanın ve çalışanının elinden geçiyor, bu kişilerin tümünün kontrol altına alınması, susturulması bizim bürokrasi kültürümüzde pek mümkün değildir, bu da iyi bir şeydir, bir sayısal hile olsa mutlaka sızar, duyarız diye düşünüyorum ama bu durum ile de yakında karşılaşırsak çok şaşmam. 

Enflasyon, işsizlik, büyüme verilerinin hesaplanmasında kullanılan yöntemler, teknoloji eleştirilebilir ama bu yöntemler de biliniyor, kabul edilemeyecek teknikler, yöntemler kullanılıyorsa uzmanların, iktisat, istatistik, ekonometri profesörlerinin bu yanlış yöntemleri vatandaşa anlatmaları, deşifre etmeleri gerekiyor.

Mesela, bu söylediğim, resmi işsizlik verileri hesaplamalarında işgücü piyasasından artık iş bulma ümidini yitirenlerin çekilmesi ve resmi yöntemlere göre işsiz sayılmamaları üzerinden haklı olarak yapılıyor ve her işsizlik verisi yayınlandığında “gerçek işsizlik” başlığı altında belirtiliyor, iyi de yapılıyor.

Gelelim Türkiye’deki enflasyon meselesine.

Bugün (dün) açıklanan enflasyon verilerine göre Türkiye’de Haziran 2019-Haziran 2020 tüketici fiyat endeksi yüzde 12.62 artış göstermiş durumda.

Aynı gün Fransa’da da Haziran 2019-Haziran 2020 enflasyon oranı, tüketici fiyatları endeksindeki artış yayınlandı.

Fransa’da bu dönemde tüketici fiyatları endeksindeki artış %0.1, evet yüzde sıfır nokta bir yani binde bir.

Başka bir ifadeyle de Haziran 2019-Haziran 2020 döneminde Türkiye’deki fiyat artışları Fransa’daki fiyat artışlarından tam 126.2 kere daha yüksek.

Evet, tam 126.2 kez daha yüksek.

Bu ilginç durumun bir açıklaması gerekiyor.

Hazine ve Maliye Bakanı acaba ekranlara çıkıp bu ilginç duruma ilişkin bir yorum yapar mı?

Bu ilginç manzarayı çok üzülerek sunarken şunları da hatırlatalım, Türkiye dünyada enflasyon oranı en yüksek on dördüncü ülke maalesef.

Bu sıralama kadar hatta daha da üzücü manzara ise bizim içinde bulunduğumuz enflasyon liginin ülkeleri.

Dünyada en yüksek enflasyonlu ülke yaklaşık yüzde on bin enflasyonla Venezuela (Good Fellas, nedense aklıma bu film ismi geldi), ikinci ülke Zimbabwe (yüzde 480); arkadan yüzde yüzün altında ama bizden yüksek enflasyon oranları ile sırayla Güney Sudan, Sudan, Arjantin, Liberiya, İran, Haiti, Etyopya, Uzbekistan, Angola, Zambia ve Sierra Leone geliyorlar.

Ve hemen sonra da Türkiye geliyor.

Şunu da belirtmekte fayda mülahaza ediyorum, en nihai analizde bir ülkede yüksek enflasyon demek devletin kötü işlemesi demektir.

Bu yazıyı yazarken ekranda Ankara’da üzerlerine biber gazı sıkılan avukatları ve baro başkanlarını, patlayan havai fişek fabrikasını, RTÜK marifetiyle karartılan kanalları izliyoruz.

Aslında bu çirkin tablo ile Türkiye’nin içinde bulunduğu enflasyon ligi manzarası yüzde yüz uyumlu çünkü her ikisi de karşımıza işlemeyen devlet mekanizmasının sonuçları olarak çıkıyorlar. 

Hukuk devleti sıfırlanmışsa enflasyon da tavan yapar, avukatlara gaz sıkılır, kanallar da kapatılır.

Evet, Türkiye’de yıllık enflasyon neden Fransa’dan 126 kere (yüz yirmi altı) daha yüksek?

Bu soruya, yerli ve milli olsa da olur olmasa da olur, bir yanıt bekliyorum.

Faizler düşerse enflasyon da düşer gibi iktisat teorisinde çığır açan yerli ve milli yaklaşımlara bile açığım.