Geçtiğimiz hafta Irak'ın başkenti Bağdat'ta çifte intihar saldırısı gerçekleşti. Tayaran Meydanı'ndaki kalabalık bir pazarda düzenlenen iki intihar saldırısında en az 32 sivil yaşamını yitirdi, 110 kişi de yaralandı. Irak’ın “kanlı Perşembe’si” olarak isimlendirilen bu saldırıyı, beklendiği gibi IŞİD üstlendi ve Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, saldırıların hedefinin Şiiler olduğunu açıkladı.  

En son 3 yıl önce, Ocak 2018'de IŞİD aynı meydanda bu çapta bir intihar saldırısı düzenlenmişti ve bu saldırıda da  35 kişi hayatını kaybetmişti. 3 yıl sonra tekrar bu denli büyük çaplı IŞİD saldırılarının hem yeri hem de zamanlaması dikkat çekicidir.  Her şeyden önce Irak'ta yaklaşık bir yıldır devam eden Corona kısıtlamaları yeni gevşetilmişti ve bundan dolayı meydandaki ikinci el giyim pazarında normalin üstünde bir kalabalık vardı. Yani IŞİD hücreleri, katliamın büyük çaplı olmasını bekledi ve yaptı!...  Bunun üzerine “IŞİD hücreleri uyanıyor” yönlü yorumlara çok sık rastlar olduk.

Birincisi, “IŞİD hangi derin uykulardan uyanıyor” sorusundan önce “İŞİD nasıl hücrelere bölündü ve uykuya daldı?” sorusu daha önemli hale geliyor. IŞİD’in yenildiğinin söylendiği zamanlarda IŞİD militanları belki  silahlarını bıraktılar, belki de hafif silahlarla yolculuğa çıktılar ve saç-sakal keserek sivillere karıştılar, kollarını sallaya sallaya!... Uykuya geçme hali böyle bir şeydir belki, zamanı gelene kadar… Ama zamanı geldiğinde, bütün silahları, bombaları elinin altında hazır ve nazır demektir. Eğer öyleyse, şimdi bu soru öne fırlıyor; IŞİD nasıl bir uykudaydı ve neden şimdi uyanıyor?

Bundan önce, erken seçim kararının alındığı Irak’ta bu denli kanlı saldırıların gerçekleşmesinin iç güvenlik zafiyetiyle ve dolayısıyla iktidarın yönetemem krizyle alakası kurulmadan geçilemez.. Irak iç siyasetinde derin rekabetin ve iktidar hırsının halkın güvenliğini baltalayan bir etkiye sahip olduğu gerçeği var. Bunun yanısıra kimi siyasi figürler, mevcut yönetimi değiştirmek ve hatta ABD’nin ülkede kalıcılaşmasını ister, kimi  de hali hazırdaki hükümetin iktidarda kalmasını sağlamak için “zoraki” alınan erken seçim kararını bozmak ister… Bunun gibi bir çok iç etken sıralanabilir. Öncelikle bu içsel zaafiyetlere bakmak gerekir, sonra IŞİD’i uyandıran dış etkenlerin olup olmadığına bakılır.

Arap basınında da IŞİD’in Bağdat saldırıları çoklu etkenlerbağlamında değerlendirildi. El Akhbar’da yayımlanan bir analiz, bu yönlü kategorik değerlendirmeleri içeriyor. Öncelikle Bağdat Operasyonlar Komutanı Kays el-Muhammedavi,  8 Ocak’ta IŞİD’in uyuyan hücrelerinin takibi ile ilgili bir eylem planı açıklamıştı. Bu eylem planında  “IŞİD'in uyuyan hücrelerini takip etmek” için şöyle bir temel strateji belirlenmişti; “istihbarat çalışmalarına odaklanma, özellikle orduyu teknolojik olarak donatma ve bunun  için ilgili makamlar ve referanslar arasında koordinasyon sağlama…”

Bu eylem planının ilan edilmesine rağmen, yaklaşık iki hafta sonra yaşanan katliam, özellikle uzun bir sakinliğin ardından geldiği için birçok soruya ve spekülasyona kapı araladı. Gazetedeki analize göre bu bağlamda dikkatle irdelenmesi gereken birçok nokta var. Bu noktalar şöyle sıralanıyor: [1]

*Bu eylem biçimi IŞİD’in “eski uzmanlığına”  kavuştuğunun ve örgütün uyuyan hücrelerinin harekete geçtiğinin göstergesidir..

*Irak hükümetinin yeteneklerini sorgulatmak ve ardından onu devirmek için kaos yaratarak bir güvenlik zafiyetinin açığa çıkarılması hedeflendi.

*Irak kurumlarında bu intihar bombacılarının takibini kasıtlı olarak gevşetip, Joe Biden'in Beyaz Saray'daki ilk gününe denk gelen bir eyleme göz yumanlar olabilir. Çünkü Irak hükümetinde bir değişikliği desteklemesi için yeni ABD yönetimine baskı yapmaya çalışanlar var.

*IŞİD, kuşatıldığı bölgelerden güvenlik birimlerini uzaklaştırmak ve merkeze çekmek istedi. IŞİD militanları Irak’ın bazı bölgelerinde takipteydi ve özellikle Kerkük, Diyala, Anbar ve Selahaddin bölgelerinde uzun zamandır IŞİD hücrelerine karşı operasyonlar devam ediyordu. Çünkü bu bölgelerde zaman zaman “İslam Devleti'nin hala ayakta olduğu” yönlü mesajlar içeren eylemler gerçekleştirdi, Haşd el-Şabi savaşçıları ile IŞİD arasında yoğun çatışmalar yaşandı. Bağdat’taki çifte intihar saldırısından iki gün sonra yine Selahaddin’de Haşd el-Şabi ile IŞİD arasında çatışmalar yaşandı ve çatışmada Haşd el-Şabi’nin 11 üyesi hayatını kaybetti.[2] Yani bu çemberde hep IŞİD vardı, hep çatışmalar vardı…

Peki IŞİD militanları buraya nereden geldiler? Suriye’de son topraklarını kaybetme aşamasına geldiğinde militan kadroların Irak’a çekilmeye başladıkları biliniyor. O zamanlar Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Falih Feyyaz, kuşatmayı yarıp Irak’a kaçan ve özellikle Kerkük, Diyala, Anbar ve Selahaddin bölgelerine geçerek sivillerin arasına karışan IŞİD’in buralarda tekrar güçlenmeye başladığına dair ellerinde bilgi olduğunu açıklamış, hatta IŞİD’in yerini alacak yeni bir paravan örgüt kurmaya başladığını da söylemişti. Bu nedenle Irak’ın bu bölgelerinde IŞİD’e karşı operasyonlar süre geldi. Zaman zaman çatışmalar da yaşandı. El-Akhbar’daki analize göre IŞİD’in Bağdat’ın merkezinde eylemler gerçekleştirmesinin bu operasyonlarla da bir ilgisi var. Şöyle ki; operasyonların IŞİD hücrelerini boğmaya başladığı bu bölgede militanlarının hareket edebilmesi için güvenlik güçlerini merkeze çekmeyi planladı. Böylece ülkenin kuzeyinde ve batısında hala güçlü olduğunu ve eylemlerini “aynı ustalıkla” her yerde gerçekleştirebileceğinin mesajını vermek istedi.

*Bu kanlı eylemlerin erken seçimlerle bağlantısı var. Çünkü günlerce süren protestoların ardından hükümet erken seçim kararı almak zorunda kaldı. Tam da erken seçim için son tarihin belirlenmesinin ardından bu saldırıların gelmesi dikkate değerdir. Zira 2003'teki Irak işgalinden sonraki geçen yıllara benzeyen bir süreç söz konusu. Her seçimden önce Irak halkı buna benzer kanlı eylemlere tanık oluyor çünkü.. Yani IŞİD, seçimler öncesi kaos yaratma geleneğini sürdürüyor.

Ama kendini tekrar eden bu kanlı geleneği bilen Iraklı yetkililerin sorumlulukları da sorgulanıyor. Irak Alimler Birliği Başkanı Halid el-Molla’ya göre, Irak hükümeti ve siyasi güçler, yaklaşan seçim çalışmalarına odaklandıkları ve propaganda faaliyetleriyle meşgul oldukları için, en önemli konuyu, güvenlik meselesini ihmal ettiler. Molla, itiraf gibi şu açıklamayı yapıyor: “Irak’ta hala çok sayıda aşırılık yanlısı var ve Irak halkına karşı nefretini ortaya dökmek için uygun ortamı bekliyorlar. Bunun bilinmesine rağmen, açıkçası hepimiz kendimizle meşguldük ve bu radikal ideolojiyle olması gerektiği gibi savaşmadık. Belki de bilmediğimiz yerlerde büyümesi için nedenler yarattık."  

İkinci olarak bu saldırının, ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’ın yemin ederek koltuğa oturmasından bir gün sonraya “tesadüf” etmesi de dikkat çekti. Dolayısıyla bu saldırının, Amerikan işgal güçlerinin yakın zamanda çekilmesiyle de ilgisi var. IŞİD’in bu zamanda harekete geçmesi, ABD askerlerinin çekilmesinden sonra  sahaya ineceğinin mesajı da veriliyor ve  bazı siyasi güçlerin bu geri çekilmeyi ertelemeye iteceği hesaplanıyor. Yani yakında Biden’dan “Irak’ta kalmasını ya da çekilmeyi ertelemesini” isteyenleri duymak şaşırtıcı olmaz!..

El_akhbar’a konuşan özel kaynaklara göre kanlı saldırıların ardından Irak Başbakanı Mustafa Al-Kazimi, güvenlik liderleriyle acil bir toplantı yaptı, İstihbarat çabalarını yoğunlaştırmaları ve güvenlikle ilgili alınan hiçbir istihbarat bilgisini atlamamaları konusunda onlara son bir şans verdi. Aynı zamanda herhangi bir ihmalin kanıtlanması durumunda bazılarının görevden alınacağı uyarısını da yaptı.  Nitekim birkaç gün içinde Iraklı 4 üst düzey güvenlik görevlisi görevden alındı. Bunların arasında istihbarat işlerinden sorumlu İçişleri Bakan Yardımcısı Amer Saddam ve Federal Emniyet Müdürü Jafar al-Battat da bulunuyor. Bu demektir ki, güvenlik açığı ve ihmal kanıtlanmıştır.

Ayrıca kimi analistlerin dikkat çektikleri gibi, herhangi bir kasıt söz konusuysa, bu mesaj doğrudan ABD’nin yeni başkanına yönelik bir “Irak’ta kalma daveti” anlamına geliyor? Buna gerekçe olarak da, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in saldırı sonrasında yaptığı açıklama gösteriliyor. Bakan, "IŞİD hala Irak'ın birçok bölgesinde güçlü bir şekilde hareket ediyor ve iç tehdit devam ediyor. Irak bu tehditle tek başına yüzleşemiyor ve hala dış desteğe ihtiyacı var" demişti. Demek ki neymiş? ABD’ye “gitmeyin, IŞİD tehdidine karşı kalmanız gerek!” dedirtecek bir kanlı ortam hazırlıkları var…

Peki IŞİD sadece Irak’taki “kanlı Perşembe” eylemleriyle mi varlığını duyurdu? Elbette ki değil! Suriye’de uzun zamandır kanlı eylemleriyle sahada varlık gösteriyor.  Geçtiğimiz gün Suriye resmi haber ajansı "SANA", ordu birliklerinin Deyr Ezzor-Palmira yolunda geçen ay çok sayıda sivil ve askeri otobüse saldıran bir terörist grubu imha ettiğini bildirdi. Operasyonda Suriye ordusundan da üç askerin öldüğü, on askerin yaralı olduğu kaydedildi. Ajansın dikkat çektiği şey, Deyrul Zor çölünde cirit atan IŞİD militanlarının el Tanf bölgesinden gelip saldırmalarıdır. Bilindiği üzere bu bölgede ABD’nin el-Tanf askeri üssü var. Dün de Suriye ordusu, sürekli IŞİD saldırısına maruz kalan  Deyrul Zor-Palmira yoluna yönelik başlattığı operasyonda IŞİD grubunu El Şola ve Kobajep  köyleri arasında kuşattı. IŞİD’lilerin burada saldırda kullandıkları araçlarıyla birlikle “imha edildikleri” duyuruldu. Haberde dikkat çeken şu detay da var: "Bu saldırılar, Amerikan işgal güçlerinin Suriye Ordusu üyelerine ve bölgedeki sivillere yönelik saldırılar düzenlemek üzere Irak'tan Suriye'nin El-Tanf bölgesine yüzlerce IŞİD teröristini naklettiği zamana denk geldi.”[3]

Demek ki IŞİD militanları ABD sayesinde Irak-Suriye arasında mekik dokuyor. IŞİD hücreleri sadece Irak’ta değil, Suriye’de de, Fırat’ın doğusunda  ve batısında uyanık uyanık geziyorlar. Suriye ordusuna ve sivil araçlara dönük kanlı saldırılarının yanı sıra Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolü altındaki bölgede de zaman zaman IŞİD saldırıları olduğu bildiriliyor. Son olarak 24 Ocak’ta Kobani’nin IŞİD’ten kurtuluşunun yıl dönümünde Kürt kadınlarını hedef aldı. İki yetkili Kürt  kadının özellikle Kobani’nin kurtuluş gününde kaçırılıp öldürülmesi, “kadınların siyasete aktif katılımını engellemeye dönük bir mesaj” olarak algılandı.[4]  lakin bu hareket, Fırat’ın doğusunda da IŞİD’in hala varlığını sürdürdüğünün ilanıdır  aynı zamanda. Kimi analistlere göre bu mesaj adeta “adrese teslim” bir mesajdır ve doğrudan alıcısının ABD’nin yeni başkanı Joe Biden olduğu kesindir. Çünkü Biden, Trump’ın aksine Suriye’den ABD askerlerinin  çekilmesine onay vermeyecek, daha fazla asker bulundurmayı değerlendirecektir. Sebebine gelince,  bölgeyi kontrol eden Kürt güçlerine daha fazla savunma şemsiyesi kurmak istemesidir ve belki de son zamanlarda artan IŞİD tehdidi, bu savunma şemsiyesi için önemli bir gerekçe oluşturacaktır.

Şimdi başta yanıt bekleyen soruyu soralım:  IŞİD hangi derin uykulardaydı da şimdi uyanıyor? Daha önemlisi, IŞİD hücreleri uykuya geçtiyse, neye dayanarak “IŞİD’in resmen bitirildiği” ilan edildi?  Açıkçası bu soruların doğru yanıtları bir şekilde herkesin bilgisi dahilindedir. Doğrusu IŞİD bitmedi, sadece dağılmasına izin verildi.  Her şeyden önce ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin yıllar süren operasyonları sonucunda bitirildiği ilan edilen bir örgütün gerçekten bitmiş olması için, 10 binlerce ceset olmalıydı ya da bir o kadar tutuklama… Çünkü ABD “başarısını” teşhir etmeyi sever ve IŞİD militanları gerçekten yok edilmiş olsaydı, çarşaf çarşaf ilan edilirdi. Tutuklama desek, o da yok. Çünkü en büyük IŞİD kampı olan el-Hol’da yüzde 80 oranında kadın ve çocuklar tutuluyor. Keza IŞİD’in devasa bir serveti vardı ve “IŞİD bitti” denildiğinde ne  servetinin ele geçirildiğini söyleyen oldu ne de nereye saklandığını… Şimdi “IŞİD hücreleri uyanırken yine devasa bir servete sahip” olduğu yine söyleniyor.  

Peki bu uyanış neden şimdi? Uyanma vaktinin geldiğinin işaretlerini izleyenlere göre ABD’nin yeni Savunma Bakanı olarak Lloyd Austin’ın atanmasına dikkat çekiyorlar. Çünkü Irak işgali döneminde ABD güçlerinin komutasında yer almış bir isimdir. 2010'da, Irak'taki ABD kuvvetlerinin komutasını devr aldığında, kendisini Savunma Bakanı olarak atayan  şimdiki başkan Biden, o zamanlar başkan yardımcısıydı ve devir töreninde hazır bulunmuştu. İkinci olarak Austin, askeri komuta görevini devr aldıktan sonra Irak’ta ABD’li askeri gücün 14 binden 18 bine çıkarılmasını istedi. Obama Irak’tan çekilme kararını açıkladığı 2011’de de Irak’ta 10 bin ABD’li askerin kalması konusunda ısrar eden kişiydi. Ve Irak ile Suriye'de "IŞİD’e karşı askeri harekat planının geliştirilmesini ve uygulanmasını” denetliyordu. Kaldı ki, “Irak'taki terör örgütüyle mücadeleye odaklanılması gerektiği konusunda ısrar eden” de kendisiydi..  Yani tekrar “IŞİD’e karşı savaş” ve “bölgeye asker taşıma” kararları her an beklenebilir.  Ne de olsa “IŞİD’in uyanışını” artık herkes konuşuyor… Önümüzdeki savaş programında neler yer alacak? IŞİD’le “yeniden” yüzleşme mi, yoksa yeni bir “terör tehdidine karşı” yenilenmiş bir savaş konsepti zamanı mı? Bekleyip göreceğiz…