Libya basınında haftanın en çok tartışılan konusu, “Arap baharının mucidi” olarak bilinen Fransız yazar Bernar Henri Levy’nin 10 yıl aradan sonra tekrar Libya’ya gelmesidir. Bu geliş için Arap basınında “katil olay mahalline neden geri döndü?” sorusu ele alındı. Özel uçağıyla gelen Levy’nin UMH milislerinin kontrolündeki Misrata havaalanına inişiyle birlikte, Serrac hükümeti bütün eleştiri oklarının hedefi oldu. Gittiği her yerde “ajan provakatör” olarak anılan Levy, bu kez gazeteci sıfatıyla Libya’ya geldiğini söylendi. Ancak yoğun eleştirilere maruz kalan Ulusal Mutabakat Hükümeti, Levy’in Libya’ya gelişinden haberdar olmadıkları yönünde açıklamalar yapmaya başladılar. Önce Libya Müslüman Kardeşlerin siyasi kanadı olan Adalet ve İnşa Partisi'nden Abdurrahman el Şatır, resmi Twitter hesabından UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa’ya sorular yönelterek, Levy’nin gelişiyle ilgili UMH’nin bir organizasyonu olmadığı imasında bulundu. Libya Devlet Yüksek Konseyi üyesi sıfatıyla El Şatır şunları yazdı: “Libya’ya giriş yapan kişi gazeteci değil Fransız ajanıdır. İçişleri Bakanlığı bu ajanın uçağının inişini, ülkeye ayak basışını ve hareketini kolaylaştırdı mı? Güvenliğini sağlamak için birilerini yetkilendirdi mi? Bu nasıl oldu ve sizin hazırlığınız nerede? ” Bunun üzerine UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa, UMH’nin hiçbir gazeteciyi Libya’ya davet etmediğini söyledi.

Oysa o sırada bir güvenlik yetkilisi yerel kaynaklara; “Fransız Siyonist düşünürün Misrata havaalanına iniş yaptığında giriş vizesinin bizzat kendisine verilmesini UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa organize etti” açıklamasını yaptı. Kaynağa göre; “UMH Dışişleri Bakanlığı tarafından tahsis edilen vizenin kendisine verilmesine rehberlik eden İçişleri Bakanlığı, Levy’nin uçağına iniş izni verdi, koruma ve kentte ikamet edeceği yerin güvenliği için ekipler görevlendirdi. 

Ancak UMH yetkilileri bu sorumluluğu üstlenmekten kaçındılar ve yoğun eleştirilere maruz kalınca da, Levy’nin ülkeye girişi ile ilgili olarak sorumlular hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdular. Aslında bunun için gerekçeleri de hazırdı. Çünkü iddialara göre UMH yetkililerinin bir kısmının ziyaretle olan bağlantısını reddetmek için yurtdışında oldukları bir zamanda Levy’nin gelmesi sağlandı. Örneğin Levy’nin Libya’ya gittiği 25 Temmuz Cumartesi günü UMH Başbakanı Fayez el Sarraj İstanbul’daydı ve Erdoğan’la Vahdettin Köşkü’nde basına kapalı bir görüşme gerçekleştirdi.

Gittiği her yeri kana boğan, bu yüzden “kanın filozofu” lakabıyla da anılan bu provokatörün belli ki Libya’da yeniden bir misyon üstlenmesini isteyenler var, ama kimse açıktan sorumluluğu üzerine almak istemiyor. Bu bağlamda Levy’nin ‘nasıl bir misyon için Libya’ya çağrıldığı’ konusu, yerel medyanın birinci gündemini meşgul etti. Zira ateşe verdiği Libya’nın küllerini üflemeye gelmediğine göre, belli ki yine bir felaket senaryosunun yönetmeni olarak boy gösteriyor tekrar. Bu bağlamda Levy’in Libya’ya geliş sebepleri tartışılıyor. İkinci olarak da bu “davetin” zamanlamasına dikkat çekiliyor. Çünkü Türkiye’nin Sirte ve Cufra’ya yönelik operasyon hazırlıklarına karşı Tobruk Meclisi, Mısır ordusunu yetkili kılmıştı. Üstelik Mısır ordusunun Libya’ya müdahale iznini parlamentodan aldıktan sonra, Türkiye’nin savaşta ısrar etmesi halinde artık Mısır’la karşı karşıya gelmesinin kaçınılmaz olduğu bir zamanda Levy Libya’ya geliyor. O’nu kimin çağırdığı konusu, bu bağlamda tartışılıyor ve deniliyor ki, Türkiye Mısır ordusuyla bir savaşı göze alacak durumda değil, ama “kırmızı çizgilerinden vazgeçmeye de niyetli değil.” Böylesi bir sıkışmışlık halinin olduğu bir dönemde eli kanlı bir provokatörün yazacağı raporla “uluslararası toplumun harekete geçirilmesi” hesapları yapıldığı düşünülüyor.

Ama en çok da “gittiği her yere ateşi taşıyan bu provokatörün kim olduğu ve hangi bölgeleri cehenneme çevirdiği hatırlatıldı tekrar… Çünkü nerede bir emperyalist yıkım planı varsa, Levy ilk kıvılcımla birlikte orada görünür!...

Küresel Komplocu Bernard Levy Kimdir?

Libya halkı çok tanır kendisini. Çünkü sözde barışçıl isyanların başladığı ilk günlerde bu Fransız, silahlı milislerin başında poz vermeye başlamıştı. Sokaklarda, tankların başında, harita üzerinden taktik ve strateji dersi verilen toplantılarda ve çatışmanın olduğu her yerde, adeta bir “komutan” edasıyla boy gösteren Bernard Levy vardı. Libya’ya gelene kadar, her coğrafyada vardı, her kaosun arkasından o çıkıyordu. Afganistan dağlarından, Sudan sahillerinden, iki kıtaya yayılan “renkli devrimler”den de bilinir. Aynı hızla Darfur’dan Irak Kürdistan’ına, oradan Tel Aviv siyonist yerleşim birimlerine uzandı. Sonra ilgisi ‘Arap Baharı’na yöneldi. Mısırlıların isyanlarına son anda “yetişti”, Tahrir meydanında boy gösterdi. Mısırlıların öfkesi karşısında duramayacağı anlaşıldıktan sonra Hüsnü Mübarek’ istifa etmesi söylendiğinde Levy Kahire’deydi ve “bu devrim için kendi cebimden çok harcama yaptım” demişti. Bu da “halkın devrimini çalmanın faturası” demekti. Sonra ver elini Bingazi… Libyalılara “baharı getirme” misyonuyla Bingazi’de, Misra’ta, Sirte’de boy göstermeye başladı. “Kaddafi’yi Libya’dan uçurursak, Esad listemizde sonrakinin kim olduğunu öğrenecektir!” diyerek, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’i Libya’ya fiili olarak müdahale etmesi konusunda ikna etmekle övünen kişidir aynı zamanda. Libya’ya müdahale başladığında da, “müttefik uçakları tarafından tahrip edilen Kaddafi tankları" diyerek sahadan “NATO’nun askeri başarılarını müjdeleyen” fotoğraflar paylaştı, yerle bir edilen Libya için şunları demişti: “Ben bu süreçte küçük bir rol üstlendim ve bu küçücük müdahalemle oynadığım olumlu rol için şükrediyorum. Aksi takdirde Libya çökmüş ve kan içinde boğulmuş olacaktı.”

Yani Levy’e göre Libya halkı kanda boğulmaktan kurtuldu ve güllük gülistanlık baharını yaşayacaktı. Ama Libya çölleri kanla sulandı ve hala aynı kanlı süreç devam ediyor. Ama bu “iyilik meleği filozofumuz” tekrar Libya’da boy gösterdi ve yine Libyalıların iyiliği için!... Libya’ya geliş sebebini şöyle açıkladı: "Uzun süredir acı çeken Libyalıları desteklemek için buradayım ve her şeyin bitmesi gerektiğini düşünüyorum." Levy’nin bu güzelleme sözlerini aktaran da, UMH yanlısı Libya Al-Ahrar gazetesidir. Geliş biçimiyle ilgili olarak Ulusal Mutabakat Hükümeti eleştirilince de, “Aldığım vize Libya İçişleri Bakanlığı'ndan değil ama normal ve sağlam bir vizedir.” diyerek birilerini korudu. Diyor ki, “Beni gönderen gazete için rapor yazmak üzere, düzenli bir vize ile Libya'ya geldim!” Hangi gazete bu? Kendisinin açıkladığına göre, Amerikan Wall Street Journal… Bu gazete için “Tarhuna’daki toplu mezarları raporlamak için geldiğini söylüyor. Tarhuna kentinden, yüzleri maskeli askeri korumalarla birlikte çekildiği fotoğrafının yanı sıra şu paylaşımı yaptı: “Bu şehirde, çocuklar da dahil 47 cesedin bulunduğu topu mezarlar kazıldı. Hepsinin elleri arkada bağlı ve son zamanlarda Hafter’in profesyonel ajanlarının ellerinde acı çektiler. Bu benim üzüntüm ve kızgınlığım. Tarhuna ile Dayanışma!” Yani “Hafter güçlerinin savaş suçlarını belgeleme” görevini üstlenmiş. Peki bunu kendisinden kimler istemiş olabilir?

Bu noktada yine oklar Türkiye’ye yöneliyor. Öncelikle Libyalı kaynaklara göre, Bernard Levy'nin raporundan en çok fayda bekleyenler UMH ve Türkiye’dir. Çünkü Libya Ulusal ordusunun ve yetkilendirilen Mısır ordusunun Sirte operasyonuna hazırlık yaptıkları bir dönemde Levy çağrılıyor ve kendisine bir “savaş suçları raporu” yazdırılıyorsa, amaç sadece şu olabilir; “Libya Ulusal ordusunun silahlı milislere ve İslamcı teröre karşı mücadelesini çarpıtmaktır. Bu da, ziyaretin arkasında Türkiye ve UMH’nin olduğunun kanıtıdır.”

Dahası da var; yerel kaynaklarda Levy’nin Libya’ya gelişiyle birlikte yürüteceği faaliyet çizelgesini kapsayan UMH İçişleri Bakanlığının bir programına yer verildi. Fotoğrafı yayımlanan programa göre; “Tarhuna kentinde toplu mezar araştırmaları” ve bu süreçte Levy’e eşlik edecek güvenlik birimlerinin görev tanımı da yer alıyor. Yani her ne kadar “ilgimiz yok, araştırıyoruz” deseler de, bu ziyaretin doğrudan UMH tarafından planlandığı konuşuluyor. Ve elbette ki Türkiye de bununla ilişkilendiriliyor. 

Rus gazeteci Sargon Hadaya, “Bernard Henry Levy'nin Misrata'yı ziyaretinin, Siyonistler ile Müslüman Kardeşler arasında organik bir ittifakın varlığını teyit ettiğine” işaret ediyor ve şunları soruyor: “Bu ziyareti medya üzerinden reddetmek ya da kınamak yeterli değil, Levy Misrata’ya nasıl geldi ve Türk istihbarat servisleri orada yok muydu? Ziyareti kim organize etti ve bunun için bir gündemi var mı?” Türkiye’yi işaret eden bu tür paylaşımlarla birlikte denildi ki, “Ziyareti organize edenler bellidir ve gündemleri hazırdır.”, çünkü Levy’nin paylaştığı “Tarhuna’daki toplu mezarlar” konusu sadece Levy’nin değil, aynı zamanda ve asıl olarak ABD ve Türkiye’nin gündemidir. Kimi analistler, Türkiye’nin Sirte operasyonunu durdurmak için uluslararası topluma bu gündem üzerinden çağrılar yaptığını ve esas olarak Libya’daki paralı asker suçlamalarını bertaraf etmek için AKP’lilerin “Tarhuna suçlarını” sürekli öne sürdüklerini hatırlatıyorlar. Nitekim yerinde bir hatırlatmadır. Çünkü hatırlanacağı üzere AKP sözcüsü Ömer Çelik katıldığı bir televizyon programında; “Fransa’nın suçlu olduğuna ve o toplu mezarların üstünü örtemeyeceklerine” işaret ederek şunları söylemişti: "Fransa Libya'da suç işlemiştir ve işlediği suç da oradaki toplu mezarlarla ortaya çıktığı için şimdi kendisini bir insan hakları rolüne büründürüp Türkiye'yi suçlama gibisinden suçtan kurtulma telaşıyla söz üretiyor." Belli ki Hafter’i destekleyen Fransa’ya karşı yine bir Fransız’a “Tarhuna’daki suçlar” üzerine rapor yazdırılmak istendi. Ama bu Fransız’ın eli kanlı olduğunun unutulacağı sanıldı ve tepkiyle karşılanacağı hesaba katılmadı. Bu yüzden evdeki hesap tutmadı; ve Levy kovuldu! Üstelik kendisini kim çağırdıysa, bu çağrısının arkasında da durmadı. Yani provokatör Levy üzerinden “stratejik” bir hamle kurgulandıysa da, sonuçta sorumluluklarından kaçınma ve “saklanma” stratejisine geri dönüldü. Libya’da yüze çarpan sıkışmışlık hâli dışında yine elde bir şey yok!...