Son günlerde AKP’nin “Libya zaferi” gündemde.Türkiye’nin Libya’ya müdahalesi gerçekten dengeleri değiştirdi mi, ya da Libya’da dengeler ne ölçüde değişti? Her şeyden önce Hafter güçlerinin Ulusal mutabakat Hükümeti-UMH’ye Vatiyye üssünü kaptırmasının, tartışmasız olarak stratejik bir önem taşıdığı doğrudur. Bu hamle, Türkiye hanesine “büyük bir zafer” olarak yazıldı. Ondan sonraki gelişmeler, bir kısmı spekülatif olmakla birlikte, yine Hafter güçlerininin aleyhine, doğal olarak UMH ve AKP lehine yazıldı.  

Son bir hafta içinde neler olmuştu? Vatiyye zaferinden sonra UMH güçleri Tarhuna kentini de ele geçirdiler. Tarhuna, Hafter güçleri için Trablus’un batısındaki son kale olarak değerlendiriliyor. Çünkü Vatiyye üssünden sonra Libya Ulusal Ordusu-LNA’nın Trablus operasyonu için en önemli ikmal noktasıydı  Tarhuna.. Lakin bu kente UMH milisleri (GNA) girerken, hiçbir çatışma olmadı. Üstelik çatışmasız olarak Tarhuna’ya giren milislerin kenti ele geçirdiklerine dair dünyaya duyurmak amacıyla yayınladıkları videolar, başka bir gerçeği de ele verdi. Kentte inanılmaz bir yağma eylemi görüntülere yansıdı. Katar’ın el Cezire televizyonun muhabiri Tarhuna zaferini, milislerin kurşun sıkarak kutlamalarını yansıtmak isterken, arkada dükkanları yağmalayan milislerin görüntüleri de kadraja giriyor. Elbette ki buna “yağma değil, ganimet” diyorlar. Ancak el Cezire’nin muhabiri ve kameramanlarının bu gerçeğin ifşasında bilerek yer almadıklarını biliyoruz. Çünkü istemeden Tarhuna’dan yansıttıkları bu görüntüler, Suriye kentlerinin cihatçılar tarafından yağmalandığı 2012’li yılları anımsattı.

Tarhuna bir zafer mi, Türkiye için bir tuzak mıydı?

 Haziran günü Tarhuna kentine giren milislerin (ve Suriyeli paralı askerlerin) herhangi bir çatışmayla karşılaşmamaları üzerine şu tartışmalar yürütüldü: Libya Ulusal Ordusu çekildi mi, Hafter kaçtı mı? LNA bu konuda gün boyu hiçbir açıklama yapmadı. Keza Hafter de suskundu. Ancak o günün akşamı LNA sözcüsü Ahmed el Mismari, “BM Libya Destek Misyonunun  5+5 sürecine verdiğimiz onaya dayanarak güçlerimizi çektik. Güçlerimiz Trablus’un dışında yeniden konumlandırdık” açıklamasını yaptı. Bu arada UMH milisleri Sirte kentinin kapılarına kadar dayandılar.

Hafter yanlısı kaynaklar da LNA’nın taktiksel olarak geri çekildiğini ve bunun tamamen politik bir hile olduğunu ileri sürdüler. Libya Ulusal Ordusu Hava Kuvvetleri’nde görevli bir askeri pilot olan Abdülkadir Ubaydi twitter  hesabından, “ordumuzun geri çekilmesi düşmanın gücünden değil, siyasi bir taktiktir” paylaşımını yaptı. [1] İddia ettikleri şey şudur: Bu çekilme ile Hafter bütün dünyaya, barış istediğini ve asıl savaşının ülkedeki yabancı paralı askerlere karşı olduğunu göstermek istedi. Dolayısıyla yabancı askerlerin Libya’dan çıkarılması talebini BM’ye de taşımış olacak. Elbette ki burada hedef gösterilen ülke Türkiye’dir. Şöyle bir kurgu var; Suriye’den Libya’ya taşınan paralı askerlerden sorumlu tutulan Türkiye’den bu militanlarını çekmesi istenecek, ama Türkiye bunu kabul etmeyecek. Daha doğrusu etmeyeceği umuluyor. O zaman tepkiler Türkiye’ye yönelecek, böylece LNA güçlü bir destek kazanmış olacak… Esas olarak temel hedef, UMH’nin askeri gücünü oluşturan milislerin tasfiyesi edilmesidir. Aslında “Ulusal Mutabakat Hükümeti kurulması ve milis terörünün tasfiyesi ya da ulusal orduya entegre edilmeleri”, BM gözetimindeki Suheyrat anlaşmasının gereğiydi aynı zamanda. Ancak UMH milislerin tasfiyesini kabul etmedi ve bu milis gücüne ısrarla “Libya Ordusu-GNA” demeye devam etti. Ancak son birkaç aydır Türkiye’nin Suriye’den  paralı asker taşımasının sürekli gündemde olması, Tobruk Meclisinin (ve LNA’nın) UMH güçlerinin radikal unsurlardan ve yabancı paralı askerlerden oluştuğunu bütün dünyaya ilan etmesine olanak sağladı. Nitekim Tarhuna kentinin UMH’ye kaptırılmasından bir gün sonra, Tobruk Meclisi Başkanı Akila Saleh’ten de tam olarak bu yönde bir açıklama geldi.  Saleh “teröristlere karşı savaş” vurgusu yaptı ve dedi ki; “silahlı kuvvetlerimiz Trablus’taki hükümetle değil teröristlerle savaşıyor. Ulusal birliği tekrar sağlayabilmek için milisleri kovma konusunda kararlıyız.” LNA lideri Halife Hafter de terör vurgusu yaptı ve Türkiye’yi işaret etti. Keza Mısır Cumhurbaşkanı Sisi de, Libya’daki yabancı paralı askerlerin ülkeden çıkarılması talebini dile getirid. Akile Saleh ve Halife Hafter’le birlikte Kahire Bildirgesini ilan eden Sisi, bu taleplerle bir ateşkes çağrısı yaptı ve topu Birleşmiş Milletlere attı.

Kahire bildirgesi, milislerin silahlarını Libya Ulusal Ordusuna teslim ederek tasfiye edilmelerini, yabancı paralı askerlerin ülke dışına çıkarılmasını ve BM gözetiminde 5 + 5 girişiminin çalışmalarını tamamlamasını talep ediyor.[2] UMH’yi doğrudan destekleyen Türkiye ve Katar dışında, hiçbir ülkenin buna itiraz etmeyeceği hesaplandı. Çünkü zaten BM güvencesiyle üzerinde mutabakat sağlanan maddelerden oluşuyor. Ek olarak “Türkiye’nin paralı askerleri” ile ilgili uluslararası topluma çağrı yapılmış oldu ve destek de aldı. Önce Arap Parlamentosu Başkanı Meşal bin Fehm el-Silmi’den Kahire Bildirgesine, “Libya'da siyasi çözüm için bir yol haritası belirliyor, Libya halkı arasındaki çatışmaları sonlandırmayı ve paralı askerleri tüm Libya topraklarından çıkarmayı amaçlıyor” diyerek destek verdi. Ardından Rusya, Fransa, BAE, Suudi Arabistan ve Ürdün de destek verdi.

Elbette ki Serrac hükümeti bu bildirgeyi kabul etmedi, tam tersine “savaşa devam” dedi.. UMH milisleri sözcüsü  Muhammed Kanunu,  Sirte ve güney petrol sahalarını hedef göstererek, kuvvetlerine “sonuna kadar çatışma talimatı” verdiklerini söyledi ve “zafer yolları” isimli yeni bir harekat başlattıklarını duyurdu. Bu arada “darbe üstüne darbe alan” Hafter’in ülkeyi terk ettiği iddiaları ortaya atıldı…

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar: Teyide muhtaç bilgiye göre Hafter Libya dışına kaçtı!

Adı üzerinde, “teyide muhtaç”!..  Ama hiçbir zaman teyid edilemedi, hatta yalanlandı… Ve aslında bu iddianın sadece bir “temenniden ibaret” olduğu da ortaya çıktı. Kimi kaynaklara göre Hafter, UMH güçleri karşısındaki yenilgisinden sonra ülkeden kaçtı ve Venezuella’ya sığındı!. Kimine göre Mısır’a gittiğinde aslında ülkeyi ter etmişti. Bir süre Mısır’da kalacak ve sonra emekliliğe ayrılarak Venezuella’ya yerleşecek!...Bazı kaynaklar da, Hafter’in  ilkin BAE’ye sığınmak istediğini, ama BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed’in gelmesine izin vermediğini ve şimdilik Venezuella’ya gitmesini tavsiye ettiğini iddia ettiler. Bunlara göre geçtiğimiz Pazar günü Hafter Venezuella’ya sığındı bile!..[3] Bu iddianın arkasındaki isim, Venezuella’nın ABD destekli muhalif lideri Juan Guaido'dur. Guaido, geçtiğimiz Pazar günü Hafter’in uçağının Venezuella’ya indiğini teyit ettiklerini söyledi. Fakat aslında Hafter’in Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile gizli tutulan bir dizi anlaşma için bu ziyareti gerçekleştirdiği, özellikle anlaşmaların petrol ticaretini de kapsadığı yazıldı. O yüzden bunu “kaçtı ve oraya sığındı” şeklinde haberleştiren birçok kaynak, daha sonra bu haberlerini yayından kaldırdılar.[4] Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da, muhtemelen kendisine verilen ilk bilgilere dayanarak Hafter’in Libya dışına kaçtığını, “teyide muhtaç” bir bilgi olarak paylaştı ve “desteğimiz sayesinde Libya'da denge ciddi şekilde bozuldu” dedi.[5]  Ancak Akar’ın bu açıklamalarıyla eş zamanlı olarak Hafter’in  kendi makam odasında Almanya’nın Libya Büyükelçisi ve beraberindeki heyeti kabul ettiği görüntüleri yayımlandı.[6] Meğer Hafter Libya’daydı ve kendi makamındaydı!.. Almanya’nın Libya Büyükelçisi  Oliver Owcza da, Hafter’le Bingazi’de görüştüğünü ve bu görüşmede güvenilir bir ateşkes için Birleşmiş Milletler himayesindeki 5+5 ateşkes görüşmelerine yapıcı biçimde devam edilmesi konusunda “Genaral Hafter’i” teşvik ettiğini açıkladı. AKP medyasının “Hafter, Libya'dan kaçtı!” manşetleri, A Haber’in  “Libya'dan kaçan darbeci Hafter hangi ülkeye sığındı?” başlıklı açık oturumların videoları hala duruyor,[7] ama Libyalı kaynaklar, Hafter’in “Mısır üzerinden savaş uçaklarıyla  ülkeye döndüğünü yazdılar… İddiaya göre Rusya Hafter kuvvetlerine, Mısır üzerinden 10 adet daha Mig-29 verdi Daha önce de sekiz adet vermişti.  Bunun dengeleri yeniden değiştireceği, fakat bu kez hedefte Trablus yerine Misrata’nın yer alacağı da söyleniyor. Rüzgarın yeniden yön değiştirme olasılığını arttıran bu gelişmelere rağmen AKP lideri Erdoğan, hala dolu dolu bir “Libya zaferi” anlatıyor, hatta Libya’nın Çöl Aslanı Ömer Muhtar’ın torunlarının da Türkiye’nin yanında savaştıklarını söylüyor. Ancak Ömer Muhtar’ın gerçek torunları Erdoğan’a cevap vermekte gecikmediler…

Ömer Muhtar’ın torunlarından Erdoğan’a: Askerlerini Libya’dan kovacağız!

10 Haziran’da gerçekleşen kabine toplantısından sonra açıklama yapan Erdoğan, Ömer Muhtar’ın torunlarını zikrederek şunları söyledi: "Darbeci Hafter ile destekçilerinin Trablus ve Libya'yı işgal planı hamdolsun hezimetle sonuçlanmıştır. Uluslararası meşruiyeti haiz milli mutabakat hükümeti, darbecileri Trablus'tan tamamen söküp atmayı başarmıştır. Çöl Aslanı Şehit Ömer Muhtar'ın torunları sağdan soldan topladıkları lejyonerler ile Libya'yı işgale yeltenenleri Trablus kapılarında bozguna uğratmıştır.”[8] Erdoğan, Ömer Muhtar’ın kabilesinin de Türkiye’nin yanında yer aldığını ve UMH’yi desteklediğini ima etti. Aslında bunun alt yapısında şöyle bir özgüven yer alıyor: Başlangıçta Ömer Muhtar’ın kabilesi ve hatta bizzat oğlu Muhammed Muhtar, Erdoğan’ı destekliyordu. 2012 yılında Ankara’yı ziyaret eden Muhammed Muhtar, o zamanlar Başbakan olan Erdoğan’la görüşmüş, “Erdoğan bizim için ikinci Ömer Muhtar" demişti. Keza Erdoğan daha önceleri birkaç kez Ömer Muhtar’la ilgili göndermeler yapmıştı.  Örneğin Kaddafi’nin öldürülmesinden sonra ilk Libya ziyaretinde Misrata’daki konuşmasında “Ömer Muhtar'ın tarih yazan siz kahraman torunlarını da bütün yüreğimle selamlıyorum'' demişti.  Dahası da var, Erdoğan bu ziyaretini özellikle Ömer Muhtar’ın ölüm yıl dönümüne denk getirmişti. 2016 yılında Libya’ya giden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Recep Tayyip Erdoğan’ın selamını Ömer Muhtar’ın torunlarına götürmüştü. Bunun verdiği rahatlıkla Erdoğan Libya’da son günlerdeki  “zafer” ile Ömer Muhtar’ın torunlarını bir kez daha ilişkilendirdi. Ama bu kez Ömer Muhtar’ın gerçek torunlarının sert tepkisiyle karşılaştı.

Ömer Muhtar’ın mensup olduğu Menife Kabilesinin ileri gelenleri, Erdoğan’ın açıklamalarına aynı gün yazılı olarak cevap verdiler. Ömer Muhtar’ın doğum yeri olan Bi’r el-Aşhab’daki  kabileler meclisinin imzasını taşıyan ve Erdoğan’ın sözlerini kınadıklarını söyleyen kabile reisleri şu açıklamayı yayınladılar:

“Erdoğan’ın özellikle Libya'da savaşmak için binlerce paralı asker ve yabancı terörist gönderdiği halde bu sözleri söyleme konusundaki cüretine karşı şaşkınlığımızı ifade ediyoruz. Çünkü bahsettiği Ömer Muhtar'ın torunlarının hiçbirisini bugüne kadar yanında bulamadı, kendisinin bölgedeki karanlık projeleri uğruna savaşacak hiçbiri yanında olmadı… Erdoğan eliyle gerçekleşen Türk istilasının açık ihlallerinden savaş suçlarına kadar Libya’da bütün yaptıklarını izliyoruz... Daha önce atalarımızın yaptığı gibi Türk işgalcileri Libya'dan çıkarmak için bütün gücümüzü ve olanaklarımızı ölümüne kullandığımızı ilan ediyoruz, atalarımızın yolundayız…  Ayrıca yakın zamanda açıklanan Mısır girişimine verdiğimiz desteği de teyit ediyoruz.  Kardeş Mısır'dan u çabayı devam ettirmesini ve Osmanlı istilasına karşı kardeşlik ve komşuluk görevini yerine getirmesini istiyoruz….”[9]

Görüldüğü gibi Kahire Deklarasyonuna bir destek de, Erdoğan’ın kendisini desteklediklerini ileri sürdüğü Ömer Muhtar’ın gerçek torunlardan geldi.

Öte yandan Libya ajandasını başlangıçta gizli tutan, fakat sonradan Türkiye üzerinden denkleme giren ABD de Sisi’nin ateşkes çağrısına destek çıktı. ABD’nin Libya Büyükelçiliğinin resmi twitter hesabından yapılan açıklamada, “Ortak Komisyon 5 + 5'in misyonun ateşkes formülleri üzerinde barındırdığı görüşmelerinin yeniden başlamasından hemen sonra, bu seslerin ulusal düzeyde gerçek siyasi diyaloga girmesini bekliyoruz. Mısır ve diğer ülkelerin BM liderliğindeki siyasi müzakerelere geri dönüşü ve ateşkes ilanını destekleme çabalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Tüm partileri, mücadeleyi durdurmak ve BM liderliğindeki siyasi müzakerelere geri dönmek için iyi niyetle katılmaya çağırıyoruz” denildi.[10] Ardından ABD Başkanı Donald Trump ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi'nin telefonda bir görüşme gerçekleştirdikleri açıklandı. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, iki liderin ateşkes görüşmelerinin yeniden başlatılması ve Libya'daki tüm yabancı güçlerin ayrılmasının yollarını ele aldıkları belirtildi.

Buraya kadar Türkiye’den bu ateşkes çağrısına hiçbir olumlama yapılmadığı gibi, aksine “Hafter güçlerini Libya topraklarından söküp atma” üzerine “kararlı” bir tutum yinelendi. Fakat BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Libya Ulusal Ordusu arasında 5+5 Ortak Askeri Komisyonun üçüncü ayağı için masaya oturulacağını duyurdu.  Bu adımın Erdoğan ile Putin’in 10 Haziran’da gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinin ardından gelmesi dikkat çekti. Erdoğan-Putin görüşmesinin detayları hakkında bilgi verilmediği için, Türkiye’nin nasıl ikna olduğu tam olarak bilinmiyor. Lakin Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren kısım, Libya’daki yabancı paralı askerlerin ülke dışına çıkarılması ile milislerin tasfiyesi vurgusudur. Trump da Libya'daki tüm yabancı güçlerin ayrılmasını Sisi ile görüşmüş. Öyleyse gelinen noktada, taraflar müzakereye oturduklarında, bu milis sorunu ve özellikle dışarıdan taşınan paralı askerler meselesi kimin hanesine yazılacak? Elbette ki bu konunun en fazla muhatabı olan ülke Türkiye’dir.

Türkiye Aleyhindeki “militan transferi dosyası” oldukça kabarık

Düne kadar Türkiye de dahil, Suriye karşısında ittifak yapan bütün ülkelerin muhatap aldıkları kaynak, Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) adlı kuruluştur. Ve bu kuruluş, uzun zamandır Libya’ya askeri güç transferi ile ilgi Türkiye’yi teşhir eden raporlar yayımlamaktadır. En son yayımladığı raporda, Türkiye’nin Libya’ya paralı militan transferiyle ilgili baş vurulan baskı yöntemlerinin yanı sıra,  “çocuk yaştaki paralı asker” transferini de içeriyor. SOHR’un raporuna göre Türkiye’nin Libya’ya gönderdiği paralı askerlerden ölenler arasında 18 yaşın altında 20 çocuk bulunuyor. Rapora göre çocuk yaştaki askerler, iş verilecek bahanesiyle  Afrin'e görülüyorlar. Burada yaşlarını büyük gösteren sahte kimlikler hazırlanıyor. Eğitim kamplarında silah eğitimi verildikten sonra Libya’ya gönderiliyorlar. Raporda, Fırat Kalkanı bölgesindeki muhalif liderlerin çocuk başına  3000 dolar aldıkları iddiasının yanı sıra, “çocukların ailelerinden gizli olarak Libya’ya gönderildikleri, hatta bir ailenin Afrin’de çalışıyor zannettikleri çocuklarının Libya’da olduğunu bir videodan öğrenmeleri” gibi detaylar da var.[11]  Bu ve benzeri bir çok yayın dışında ayrıca Libya Ulusal Ordusu da Türkiye’nin Libya’ya gönderdiği gruplar ve liderler hakkında dosya yayımladı. Bu dosyada Suriyeli muhalif grupların liderleri isim ve fotoğraflarıyla birlikte, taşıdıkları asker başına ne kadar para aldıkları da dahil bir çok bilgi yer alıyor…[12] Açıkçası bütün bunların faturasının bir şekilde Türkiye’ye kesileceği hesaplanıyor ve bu yüzden adeta suç dosyaları oluşturuluyor. Bu demektir ki, fatura kesim tarihi yaklaşmakta…

Sonuç itibarıyla şu anda Hafter’den Sisi’ye ve Trump’a kadar hemen herkes, Libya’daki paralı askerlerin ülke dışına çıkarılması gerekliliğini dile getiriyorlar. Elbette Rusların Wagner’i de kastedilmekle birlikte asıl görünen şey, AKP’ye, “Libya’da dengeleri değiştirdin, ama şimdi paralı askerlerini al!” deme vaktinin yaklaştığıdır. Belki ileride bu cihatçıların Libya’dan sonra hangi ülkenin yolcusu olacaklarını da konuşuyor olacağız, ama AKP’den taşıdığı paralı askerleri çıkarmasını istemekten daha ağır olan şey bu ‘suç dosyaları’dır. Yani Libya’ya kadar uzanan cihatçılar Türkiye’nin başına bela olacak gibi görünüyor…


[1] https://twitter.com/pilot_beka/status/1268713173214990337