Her gün bir… Hatta birkaç skandala, hoyratlığa, tacize, cinayete, zalimliğe, iğrençliğe uyanıyoruz. Hemen her gün kız çocuklarına musallat kafalı bir dincinin hezeyanlarını okuyoruz, dinliyoruz.

Her gün bir, hatta birkaç kadının katledildiği (Bugünün haberi: “Kayseri’de Y.T isimli şahıs, boşandığı eşini vahşice katletti”), haberi geliyor.

Her gün bir veya birden çok adaletsizliğe…

Her gün ortaçağdan fırlamış tarikatçıların tehdit ve meydan okumalarına, cüretlerine, kuduruk rantçıların türlü icraatlarına tanık oluyoruz.

Her gün birden çok yolsuzluk ifşasına,

Hemen her gün hükümetin bir teçhiz olma adımına tanık oluyoruz. (Şu anda Meclis’te kamuda çalışma hakkını hükümet yandaşları dışında herkese kapatacak bir kanun geçiyor.)

Kasaba kurnazları amirallerin bildirisinden tezgah üretme peşindeyken ürkütücü salgın haberleri geçiyor ekranlardan…

Salı günün tablosu: 211 vefat, 40 bin küsur vaka,

Çarşamba günün tablosu: 54 bin vaka, 276 vefat!

Birçok bilim insanı, kontrolden çıktı, çıkıyor diyor.

Mail kutumda, SMA’lı bir bebek için yardım çağrısı...

Kürşat Ayvatoğlu’ndan sonra bu kez başka bir AKP’li yanaşmanın görüntüleri düşüyor sosyal medyaya… Birkaç milyonluk bir arabada para saçıyor!

Bir AKP’li vekilin akrabaları tarafından, canlı yayında ve koca ülkenin gözleri önünde kocası ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar, üstünde ‘adalet’ yazan bir kağıdı yırtıyor. Feryat içinde, dizlerini dövüyor…

Hasta yatağında ağır hasta bir çocuk… “Annesini bırakın” diye kampanya yapıyor, vicdan sahipleri…

Her gün kapatılacaklar, tutuklanacaklar, aç bırakılacaklar listesi açıklayan Bahçeli’nin vaktiyle 313 generale “uyarı yapın” çağrısı ile ilgili haberler dönüyor ekranlarda.

Gülistan Doku ile ilgili bir haberde “458 gündür, nerede arıyorsunuz” diye soruyor ailesi.

Nadira’nın kardeşi gözyaşları içinde yardım istiyor.

(Yeldana’ya ne oldu, hala bilmiyoruz.)

Gece yine kapılar kırılmış, tutuklamalar olmuş.

Haber akıyor:

-“AKP’li başkan düğün altınlarını belediye bütçesinden karşılamış…”

-“Dövülerek gözaltına alınan Boğaziçili öğrenci iç kanama geçirmiş”

-“KHK’lıları, kanlarında banyo yapmakla tehdit eden mafyacı, Makedonya’da sahte kimlikle yakalanmış”

-Cezaevlerinde açlık grevleri 132. Güne girmiş.metin, iç mekan, ekran görüntüsü, farklı içeren bir resimAçıklama otomatik olarak oluşturuldu

-Burak Oğraş’ın babası, kendisini Adalet Bakanlığı önünde yakacağını açıklamış.

-Yerli milli patronlar, 2020 yılında, 176 bin 662 işçiyi Kod – 29’dan işten çıkarmış!

- Terör örgütlerine üye oldukları gerekçesiyle 377 kişi ve kuruluşun mal varlığı dondurulmuş.

-AA’nın genel müdürü de görevden alınmış.

-Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı yapılan 8 yabancı, IŞİD terör örgütü üyesiymiş.

-45 yaşındaki maden işçisi Salif Zıvalı, Zonguldak Kilimli'de ruhsatsız olarak işletilen maden ocağında göçük altında kalarak hayatını kaybetmiş.metin içeren bir resimAçıklama otomatik olarak oluşturuldu

-Bir İlahiyat fakültesinde dekan kendine özel tuvalet yaptırıp üzerine “Dekan WC” yazdırmış.

-TMSF yönetim kurulu üyelerinin 43’er bin lira maaş aldıkları ortaya çıkmış. Görevlerinden ayrılırlarsa, bu maaşı 2 yıl daha almaya devam edeceklermiş! (Daha birkaç gün önce Turkcell yönetiminde AKP’lilerin 250 bin, 150 bin euroluk yıllık maaş aldıklarını öğrenmiştik.)

-Kanal İstanbul bölgesinde arazi kapatanların listesi çıkmış. (Gazeteci Murat Ağırel, isim isim açıklamış. Suudiler, Katarlılar ve elbette AKP’liler…  Aralarında TCDD eski Genel Müdürü Süleyman Karaman’ın oğulları da varmış.)

-Datça Kargı Koyu imara açılmış,

-Erdoğan grupta açıklamış, Kanal İstanbul’a karşı çıkanlar Atatürk ve Cumhuriyet düşmanıymış,

-Uluslararası Af Örgütü: Türkiye’de hükümet trol orduları kurdu, demiş,

-Sevgilisinin 13 yaşındaki kızını istismar eden şüpheli, üstüne iğrenç bir savunma yaparak, “Onunla evleneceğim” demiş,

-Aveg.kon araştırmasına göre 1909’dan buyana Türkiye’de öldürülen gazeteci sayısının 124 olduğu saptanmış,

-Çoğu HDP’li 11 milletvekili hakkında 14 dokunulmazlık dosyası Meclis’e gelmiş,

-Beş bin Boğaziçi mezununun imzaladığı açıklama, Üstün Ergüder Meydanı’na serilmiş,

-Musa Anter davasında zaman aşımına 15 ay kalmış,

-Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin eski başhekimi şeriatçı Ali Edizer, “Gergerli, Selo, Melo gibi terör örgütü mensuplarının” (…) cezası öldürülmeleri yahut asılmaları veya el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi” olduğunu yazmış sosyal medyada…

Bunlar çarşambanın haberleri.

Perşembe günü, sabah, uyanıyorum.

Devam…

Yine boğulacak gibiyim… Hiç sektirmiyor. Hiç fasıla vermiyor. Fatih Erbakan, 14 – 15 yaşında kız çocuklarıyla evlenilebileceğini anlatıyor. Yerli milli kanun istiyor. İYİ Partili Ali Kıdık, 40 kayyum şirkette yönetim kurulu üyesi olan THY Basın Müşaviri’nin 41’inci şirkete de yönetim kurulu üyesi olduğunu yazıyor. HDP’li vekil Hüda Kaya, kaçırılan ve 100 gündür haber alınamayan biri hakkında yazıyor. Deniz Yavuzyılmaz, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı’nın 3 yerden toplamda 85 bin lira maaş aldığını yazıyor. Saat 12 suları yazıyı bırakıyorum.

Türkiye her gün işte böyle bir gündeme uyanıyor.

Şu bir günlük ömre zarar haber akışı Türkiye’de neyin kavgasının yapıldığını da gösteriyor. Türkiye; ahlak, edep, onur, vicdan, görgü, hayat tarzı, hak, hukuk anlayışı yönünden de bölündü. İktidar ittifakının temsil ettiği değerler ve siyaset üslubu aşağı doğru yayıldıkça; daha önceleri az çok iyileşerek yol almakta olan çalışan, kadın, çocuk, hayvan, çevre, kent ve nihayetinde temel insan hakları sorunları her geçen gün daha da ağırlaşmaya başladı. Bu tablo, süregelen üç sorun alanına (sınıf mücadelesi, Kürt Sorunu ve sistem partileri arasında siyasi rekabete) bir yenisinin (laik hayat tarzı ile “dini hayatın merkezine alma” arasındaki mücadelenin) eklenmesiyle ortaya çıktı. Böyle dört temel mücadele alanı karmaşık ve karasız ittifaklarla birbirinin içine uzandı. Hükümet partisi, - bana kalırsa son sığınak olarak yöneldiği İslamcı program gündemini zaman zaman geri çekilmelerle (Ayasofya imamı görevden alınmış bugün!) ilerletirken; muhalefet tarafında, laik – demokratik düzeni sahiplenen ezici seçmen çoğunluğunun gücünü devreye koyacak bir siyasal öncülük ve dirayet henüz ortada yok. İslamcılar, hükümeti ‘iktidar’a çevirmek, tutunmak, yerleşmek, başka herkesi iterek devletin iliklerine kadar işlemek istiyorlar. Önümüzdeki birkaç yıl Türkiye’nin kader yıllarıdır. Demokrasiyi savunanlar bugün birleşmezlerse, yarın en küçük bir siyaset alanı dahi bulamayacaklar.