Ağar söylüyorsa ciddiye alınır



Artı Gerçek

Eski AKP’liler kendi yarattıkları ‘Frankenstein’ ile mücadele edecekleri bir siyasi arenada var olmaya çalışacaklar.


‘Olağan’ günlerde geçen birkaç ‘sıradan’ haber, iktidarın siyaseti yeniden dizayn yöntemleri üzerine müthiş ufuk açıcı veriler sundu.

En popüleri Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile CHP’li Sinan Aygün arasında geçen ‘rüşvet’ konulu, çok boyutlu çatışma oldu. Meselenin ayrıntıları hem AKmedya hem de bağımsız (iktidardan) medyada yeterince yazıldı, çizildi. Bir süre daha da gündemde kalacak gibi gözüküyor.

Konu bu denli gündem oluşturmasına rağmen önemli bir iddia hak ettiği ilgiyi görmedi. Mansur Yavaş sorulara yanıt verirken “Yüksek yargı mensuplarından birisi bir başka siyasi partinin grup başkan vekilini arayarak ‘Eğer Mansur Yavaş istinafa gitmezse ceza alır’ diye tehdit ediyor. Bir yargıtay üyesinin haddi midir rantlı işe bulaşmak tehdit etmek?” dedi.

Bir hâkim, hem de bir yüksek yargı üyesi, bir belediye başkanını elindeki ‘yetkisini kötüye kullanmakla’ tehdit etmiş.

Adaleti yerine getirmekle görevli hâkimler-iddialara göre- suç işliyorsa, gerisini yine Mansur Yavaş’ın aktardıklarıyla düşünün:

Ankara’da bir grup var, işlerini hatırla, tehdit, şantaj, rüşvet, siyasi bağlantı gibi yollarla çözüyorlar.”

Yavaş’ın sözlerini doğrulamak istercesine Sinan Aygün bu çerçeveye çok geçmeden kriminal şahsiyet Sedat Peker’le samimi görüntülerini ekledi.  

Bütün bunlar hayatın ‘olağan’ akışı içinde yer aldı.

Hemen hemen aynı günlerde basına Mehmet Ağar’ın açıklaması yansıdı. Bir toplantıda konuşan Ağar, “Bu büyük milliyetçi muhafazakâr iktidarı parçalamak için siyasi teşebbüsler var, Allah göstermesin… Tabii ben geçmişte devlet hizmetinde olan kimseyi üzmek istemem ama onların da bizleri üzmemesini istemek hakkımız. Yeni kurulacak partileri mutlaka vazgeçirmek lazım. Aksi takdirde çok ağır sonuçları olur” dedi.

Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu, Abdullah Gül gibi isimleri hedef alan Mehmet Ağar’a “bahsettiğin ağır sonuçlar nedir, sen birilerini üzecek hangi araçlara sahipsin?” diye, muhatapları bile sormadı. İktidar partisinde resmi hiçbir görevi olmayan Mehmet Ağar’ın eski İçişleri Bakanı, eski Adalet Bakanı, eski Emniyet Genel Müdürü olması ve bu makamlardaki icraatları ile ün salması “devlette devamlılığın” en büyük kanıtı olduğundan muhtemelen.

Ağar’ın tehdit kokan sözleri, sallanmakta olan iktidar blokunun kendi tabanlarına yönelen yeni partilerden ölesiye korktuklarının itirafı ve göze alabileceklerinin en açık ifadesiydi.

İktidarda kalmaları neredeyse “hayat memat” meselesi haline geldiğinden “Abdullah Gül” örneğinde olduğu gibi helikopterli ziyaretle yetinmeyeceklerinin de mesajı veriliyordu.

Ahmet Davutoğlu’nun başında olduğu Gelecek Partisi kurucularından Ayhan Sefer Üstün, Artı TV’ye açıklama yaptı ve “Ağar söylüyorsa ciddiye almak lazım” derken, herkesin bildiği ‘sır’dan bahsediyordu aslında.

Adalet koridorlarında dokunulmaz kılınan o ‘sır’ Kızıltepe, Dargeçit ve son olarak Ankara JİTEM davalarında gün gibi ortada olsa da ne tanıklıklar, ne kanıtlar, aralarında Mehmet Ağar’ın ve İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın’ın olduğu 17 sanığın beraatını engelledi. “Cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek”ten yapılan yargılama, yıllarca sürdükten sonra 13 Aralık’ta sanıkları AKlamayla son buldu.

Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran Çiller'in tanık olarak dinlenmesi talebi ise "dönemlerinde işlenen cinayetlerin faillerinden birebir haberdar olmayacaklarının açık olması" gerekçesiyle reddedilmişti.

Mansur Yavaş’ın “çete” iddiaları, Sinan Aygün’n yanında boy gösteren Sedat Peker, yeni partilere mesaj veren Mehmet Ağar ve JİTEM davasından yansıyanlar tesadüfen bir araya gelmedi.

Aynı isimler CHP’li Mehmet Şeker’in talebi üzerine Darbeleri Araştırma Komisyonu’na gelen ve ilk kez resmen kabul edilen 1996 tarihli MİT raporunda da birlikteydiler. “Çiller Özel Örgütü”nün doğrulandığı raporda yer verilen örgüt şemasında Tansu ve Özel Çiller, Mehmet Ağar, Sedat Peker ve Alaaddin Çakıcı gibi isimler sıralanmıştı.

Raporun "Ciddi Bulgu ve Belgeler" bölümünde MİT, JİTEM, Kontrgerilla ve ülkücü mafya işbirliği ile oluşturulan ‘Özel Büro’nun, infazlardan eroin kaçakçılığına, Azerbaycan'da darbe girişiminden Eşref Bitlis ve Behçet Cantürk'ün öldürülmesine tüm suçların merkezinde olduğu belirtiliyordu. Özel Büro'nun Abdullah Çatlı ve Alaaddin Çakıcı'yı kullandığı ifade edilen raporda, Özer Çiller, Tansu Çiller, Korkut Eken, İbrahim Şahin, Mehmet Ağar, Mehmet Eymür gibi isimlerin karıştığı iddia edilen suçlar da sıralanıyordu.

Birbirinden bağımsız gibi duran bütün bu hukuksuzluğun ve alenen dillendirilen tehdit ve şantajların sahiplerinin yaslandıkları mirası anlamadan, rejimi adlandırmak da mümkün değil.

Ben de dahil pek çoğumuzun “yeni rejim” diye tanımladığımız bu yönetim biçimi aslında eskinin devamı. Tek farkı, milliyetçi/Türkçülerin güce ortak olma karşılığında şeri bir düzene rıza göstermesi.

İktidardaki ittifak bundan böyle, yalnız Kürtlerin seçme seçilme, örgütlenme haklarını değil kendi bağırlarından çıkmış siyasilerin örgütlenme, kendi tabanlarından ayrılan dindar muhafazakârların seçme seçilme haklarını da tanımayacağı mesajını veriyor.

Eski AKP’liler şimdi kendi yarattıkları ‘Frankenstein’ ile mücadele edecekleri bir siyasi arenada var olmaya çalışacaklar. Bakalım içerideki ‘öfkeli çocukları’ da Suriye’dekiler kadar sevimli bulacaklar mı?

YAZARIN TÜM YAZILARI