Bu haftanın en önemli olayları hiç kuşku yok ki, KRT programcısı, eski Ülkü Ocakları Başkanı Afşin Hatipoğlu, Yeni Çağ gazetesi yazarı Orhan Uğuroğlu ile Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’ın eş güdümlü saldırılara uğramasıydı.

Milliyetçi/ sağ kesimden isimlerin saldırıya uğraması ilk değil. Geçen yıl da İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in danışmanı ve KRT Programcısı Murat İde ile yine Yeni Çağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ benzer saldırılardan paylarını almışlardı.  

Eriyen iktidar ortakları tabanlarına ulaşabilen, seçmenlerinin kafasını karıştıran milliyetçi kalemleri ve kendi içinden çıkmış partileri öncelikli tehdit olarak görüyor belli ki.

Ahmet Hakan’a atılan yumruğun  işe yaradığını görünce ‘caydırıcı faktör’ sürdürmeye karar verdiler herhalde.

Ancak bu kez önemli bir fark var. Önceleri sopa kullanarak yapılan saldırılara,  “henüz” göstermekle yetinseler de silah da eşlik etmeye başladı. Mesaj yeterince açık.  

Nitekim bazı bilgiler almış olacak ki, Yavuz Selim Demirağ  biri “Gazetecinin vasiyeti” başlığını taşıyan benzer nitelikte peş peşe üç yazı yazdı.

Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk de “Demirağ'ın Ankara’da bir  'saldırılacaklar listesi'nin varlığından bahsedildiğini ve listede bulunanlardan 11'ine saldırının gerçekleştirildiğini söylemesi de üzerinde önemle durulması gereken önemli bir iddia değil mi?" diye yazdı.  

Aslına bakarsanız “saldırılıcaklar listesi” bir sır falan değil. Hatta iddia da değil.

Haziran 2018 tarihinde,  seçimlerin hemen sonrasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yandaş gazetelere verdiği “Teşekkür” başlıklı tam sayfa ilanda 59 gazetecinin ismini tek tek sayarak “Aşağıdaki isimleri yazılmış zevat-ı muteber (!) aylar süren yoğun ve yorucu bir iftira kampanyasından yüzlerinin akıyla çıktılar (!). Allah var ya, partimizi yılmadan kötülediler. Yüksünmeden ithamlarını sıraladılar. Yorulmaksızın MHP husumetini derinleştirdiler. Kendilerine çok şey borçluyuz (!). Yaptıklarını, yazdıklarını, yıktıklarını, yorumlarını hiç unutmayacağız” dedi.   

Bahçeli’nin “borçluyuz” sözcüğünün yanına koyduğu “ünlem” işareti dikkatinizi çekmiş miydi bilmem. Şimdi “borçlarını” öderken MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın'ın "Bu hareketin delisi çoktur. Talimat falan dinlemezler" açıklaması kimseyi şaşırtmamalı.

Tam bu noktada, çok öfkelendiği Yalçın’a verdiği “Siz herkese her şeyi diyecekseniz ama başkaları size hep temenna mı sunacak? Hayırdır sn. devletlular! siz ağa mısınız bey misiniz?” yanıtından anlaşılan Özdağ’a şunu sormadan geçemeyeceğim: 

Bahçeli’nin bu ilanı verdiği 26 Haziran 2018 tarihinde AKP’de olan ve 13 Eylül 2019’a kadar da görev yapan Selçuk Özdağ, bu ilana neden sesiniz çıkmadı?

Sayın Özdağ ve saldırıya uğrayan gazetecilere “geçmiş olsun” dileklerimi iletmekle birlikte, hukuk sınırları ve evrensel demokratik ilkelerin dışına çıkmayı onaylamanın, sessiz kalmanın bumerang etkisini illa deneyimlemek mi gerekiyor?

Gerçi deneyimin bile öğretemediği bir insan topluluğu yaşıyor bu coğrafyada, o da ayrı konu. Ve de epey uzun konu.

Ama siyasal ve toplumsal muhalefetin bu milliyetçi/devletçi damarı  aşamaması; dikta rejiminin kurumsallaşmasında ve topluma ağır bedeller ödetmesinde büyük pay sahibi.

Hadi kimseyi dinlemiyorlar, tarihten de ders almıyorlar bari “devlet aklı”nı dinleseler.

Cevat Öneş önemli bir isim.

O’nu kendi yazısından alıntılayarak tanıtayım: “1966-2005 yılları arasında, Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) görev yaptım. Yıkıcı faaliyetler, darbeler, terör, silahlı çatışmalar, provokasyonlar, siyasi-ekonomik-sosyal istikrarsızlıklar, sosyo-psikolojik birikimler gibi ülke-toplum güvenliğini ilgilendiren çözümlemelerinin, öncelikle siyasetin ve devlet kurumsal yapılarının nitelikleriyle bağlantılı olduğunu, yaşayarak gözleme imkânlarımız oldu.

Bodrum Gündem adlı  internet gazetesinde yazan Cevat Öneş, yazılarının büyük bölümünü Türkiye’nin siyasal analizine ayırıyor.

Cevat Öneş’in özellikle son yazısı doğrudan muhalif milliyetçi kesimlere ve aynı dönemde İçişleri Bakanlığı yapan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e mesajlar içeriyor.

Öneş, 2021’in ilk gününde yazdığı “Bagaj” başlıklı yazısında muhalefete çok ciddi uyarılar yaparak, şöyle sesleniyor:

Yurt içinde nitelikli demokratikleşme sürecine geçiş, demokrasi güçleri arasında en geniş Türkiye Demokrasi İttifakı’nın gerçekleştirilebilmesi, Küresel ve Bölgesel güç dengeleri arasında, “ Türkiye ve Dünyada Barış “ temel kuruluş ilkesiyle uyumlu şekilde politikalar üretilmesi ihtiyacı, Türkiye siyasetlerinin sorumluluklarının önceliği ve hayatiyetine işaret etmektedir.”

Bu değerlendirmeden sonra doğrudan Akşener’in “memleket masası” önerisine ilişkin olduğu anlaşılan şu ifadeleri kullanıyor:

AKP ve Cumhur İttifakı iktidarlarının sahip oldukları halk desteğine rağmen, çözümleyici, birleştirici demokratik milli hedeflerden uzaklaştırıcı politikalarda ısrarcı olmaları sebebiyle, Türkiye Demokrasi İttifakı içerisinde, bir şekilde yer almalarının yararlı olamayacağının tespitinin şimdiden yapılması gerekir.”

Ve devam ediyor:

6-7 milyon vatandaşımızın desteğini alabilen Halkların Demokratik Partisi (HDP) yaklaşımında da, sağ-sol milliyetçi/ulusalcı tarafların ezberlerini terk etmeleri zamanı gelmiştir. HDP’nin sorunun kaynağı değil, çözümün anahtarlarından olduğunun görülebilmesi, milli çıkarlar yönünden de öncelikli önemi haizdir.”

Son olarak şu bölümü de ekleyerek bitireyim:

Türkiye Demokrasi İttifakı’nın çok parçalılığı, çok farklı görüş ve ideolojik yapıları, işbirliği şartlarının oluşturulmasında sakıncalar yaratabilecek görüntüler de verebilmektedir. Ancak Türkiye’nin yeni bir Anayasa yaparak, çıkış sürecinin başlatılabileceği gerçeği dikkate alındığında, çok parçalı yapı, kurtuluş/kuruluş döneminde olduğu gibi avantaj yaratıcı şartları da oluşturabilecektir. Tüm Türkiye vatandaşlarının, farklı renkleriyle, benim Anayasam diyebileceği bir sivil yapının inşasının mümkün olacağı gerçeği görülebilmelidir. Öncelikle Türkiye siyasetlerinin öncü kadrolarının tarihi sorumluklarının sınanmakta oldukları bir sürecin içerisine girildiği hususuna da işaret edilmelidir.”

Tabii acaba onların tarihin bu noktasında ağır bir sorumlulukla karşı karşıya olduklarından haberleri var mı?