Ülke yıllardır söylenegelen “karpuz gibi ikiye bölündü” aforizmasından uzaklaşalı çok oldu. Artık evde tutmakta zorlandıkları “yüzde 50” de yok. Azınlığa düşmüş bir iktidar var. Ama bu kimseyi boş yere umutlandırmasın. Sandık sonucuna rıza gösterip, kolayca gideceklerine herhalde sadece muhalefet partileri inanıyor. Yani seçim yapmanın koşulları kalırsa…

Yasal süreye bakılırsa üç yılı daha olan seçimleri nasıl tümden “şekilden” ibaret kılabileceklerinin, az seçmenle çok oy çıkartabileceklerinin hesaplarını yapmalarından anlaşılmıyor bu sadece. İktidar odaklarının ve çevresinde kümelenmiş tetikçilerin söylem ve eylemlerindeki yükselen şiddet ve baskı dalgası, sürekli genişlettikleri kitle hedefleri ile de mesaj veriyorlar zaten. 

Azınlığın çoğunluk üzerinde dikta kurduğu pek çok ülke örneği dururken, örgütlü, silahlı, kendi ağızlarından ifade ettikleri gibi “her tür donanıma sahip” çıkar gruplarının azınlık olması; ancak bu gerçeğe göre strateji belirlemiş, bütünlüklü bir siyasal mücadele için ayrımsız bir araya gelebilmiş muhalefet olması durumunda anlam ifade edebilir.

Dolayısıyla ezilen, dışlanan, itilip kakılan, her tür zorbalığın muhatabı olan ülkenin üçte ikisi bayram falan kutlayamıyor. 

Ama onlar kutlayabilir!

-Rosa Kadın Derneği ve (TJA) Özgür Kadın Hareketi’nin kapılarını kırarak, 8 Mart’ta eylem yaptıkları, 5 aydır bulunmayan Gülistan Doku’nun peşini bırakmadıkları, şiddete uğrayan kadınlara destek verdikleri için tutuklayan, kadınları şiddetle ölümle baş başa bırakanlar bayramı kutlayabilir.

İfadelerini alma gereği bile duymadan tutuklama isteyen savcı, 3,5 yaşındaki Dilgeş’i “millet iradesi” ile seçilmiş annesi Gönül Aslan’la bayram sabahı cezaevine yollayan hâkimler gönül rahatlığıyla çocuklarına bayram şekeri verebilir.

-Avukatlar Ebru Timtik, Aytaç Ünsal’ı adil yargılanma gibi Anayasa teminatı altındaki haklarını kullanabilmek uğruna ölüm orucuna mecbur bırakanlar bayram kutlayabilir. 

Yalancı tanıklar, ortada olmayan delillerle 18 avukat hakkında 159 yıl hapis cezası verenler, Timtik ve Ünsal’ın talep ettikleri delilleri toplamayan, tanıklarını dinlemeyen, son sözlerini dahi sormadan mahkûm edenler bayram kutlayabilir. Onları ilk duruşmada tahliye eden yargıç heyetini dağıtanlar da bayram kutlayabilir. 

Adil yargılanma hakkı için bedenini ölüme yatıranların ülkesinde Mustafa Koçak’ın, İbrahim Gökçek’in, Helin Bölek’in ailesi, dostları, sevenleri değil elbet, bayram yapacak olanlar. 

-AİHM kararlarına rağmen cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş’ın, Osman Kavala’nın, Ahmet Altan’ın sevenleri, yüzü aşkın gazetecinin aileleri değil, yasaların gücün elinde oyuncak olduğu adalet mekanizmasındaki dişliler kutlayabilir bayramı.

-Küçük erkek kardeşi, anne ve babasıyla birlikte kaymakam korumasının tehditlerine maruz kalan, silah çekilen CHP Yüreğir Gençlik Kolu Başkanı Eren Yıldırım’ı, “Şaka bir tarafa, İzmir’de birçok ilçede farklı camilerden Çav Bella çalındığını gördük. İzmir İl Müftülüğü bu konuda bir açıklama yapacak mı?” tweet’i nedeniyle CHP’li Banu Özdemir’i tutuklayanlar bayram yapabilir. Hele de maaşlarını hak etmenin mutluluğuyla trol ordusu ve trolleri gerekçe yapacak hale getirilmiş yargı unsurları… Gönül rahatlığı ile çoluk çocuk bayram yapabilirler. 

-Cezaevinde kalamayacak durumdaki hastalara, işkence görenlere rapor vermeyen, işkencecilerle suç ortaklığı yapan hekimler de gönül rahatlığıyla bayramı kutlayabilir.

-Bayram günü Müslümanların ilk ziyaret ettiği mezarlıklarda, başucunda durup dua okuyacağı mezar da mezar taşı da bırakmayan “kahramanlar” iç huzuru ile ölülerine dua okuyabilirler bayram sabahı.

-Başka kimler? Mesela üç kuruşluk yangın koruma rölesi ve kaçak akım rölesi bulunmadığı için yanarak can veren Hüseyin Yurtsever’ın evi bayram değil yas evi olurken İstanbul Finans Merkezi inşaatının müteahhitleri bayramı kutlayabilir.

-Çöp dökmeye çıkan genci öldüresiye döven, müdahale eden anne babasına biber gazı sıkan, astım hastası babanın göğsünü tekmeleyen bekçiler de bayramı kutlayabilirler.

-Urfa’da okulun bahçesinde tek başına tamirat yaparken maskesiz olduğu için, maskesiz polisler tarafından hakarete uğrayıp darp edilen öğretmenin bayram kutlayacak hali yok. Görevi olmadığı halde okulunu güzelleştirmeye çalışan öğretmene prim yerine bayramı zehir edenler bayramı kutlayabilir.

Ülkede bayramı kutlayanlar, kutlayamayanlardan birkaç örnek…

Bu yılın şubat ayında Konda’nın yaptığı “Adalet ve Yargıya Güven” konulu araştırmayı hatırlayalım.

“Hukuk konusunda, hata yapan resmi kurum veya devlet olsa bile yargı bizi korur mu?” sorusuna “hayır” diyenlerin oranı yüzde 65. 

“Devletin hiçbir kurumu veya memuru hukuk kuralları dışına çıkmıyor” kanaatinde olanlar ise sadece yüzde 22. Ülkenin yüzde 78’i devletin kurum veya memurlarının hukuk dışında davranış sergilediğini düşünüyor.

KONDA’nın “Bu toplumda bir güç merkezi mi olsun, yoksa yayılmalı mı” konulu araştırmasından çıkan sonuçlar çok daha ilginç. Toplumun yüzde 75’i gücün bir merkezde toplanması değil yayılması görüşünde. Ve bugünkü durumdan hoşnut değil. 

Başta dediğim gibi azınlık, çoğunluğa rağmen bu rejimi dayattığı gibi şubat ayından bu yana daha da artırarak baskı rejimini kurumsallaştırmaya çalışıyor.

Eh, bu kadar kolay “at oynatılan” ülkede elbette bayram kutlamayı onlar hak ediyor. Bizler yitirdiklerimiz, yitireceklerimiz, hüznümüz ve kaygılarımızla sarmaladığımız umutlarımızı gelecek bayramlara havale ediyoruz.