Bazı günler, yazacak tek satır, edilecek tek söz kalmamış, bütün sözler ve sesler tüketilmiş gibi gelir ya; ben de öyleyim. Suya yazar gibiyiz.

Yolsuzluk, hırsızlık, uyuşturucu, kadın ticareti, insan kaçakçılığı… Milisleştirilmiş güvenlik güçleri, silahlandırılmış sivil milisler… Bel altı kasetlerle, şantajlarla, tuzaklarla çalınan ülke geleceği…

Meğer gerçekten “özel” değil genel bir durum varmış!

Devasa bir suç örgütüne karşı, kaderine terk edilmiş, umutsuz, çaresiz yığınlar…

Herkes gibi soruyorum ben de; bizi kendi başımıza bırakan siyasal muhalefeti niye biz de kendi başlarına bırakmayalım o zaman!

CHP’yi uzun yıllar siyasal İslam’ın kuyruğuna takmış Deniz Baykal’ın ait olduğu kirli ilişkiler ağından CHP yeni mi haberdar oldu?

Sedat Peker’in bugüne kadar anlattığı suç şebekesine ilişkin, İYİP ya da CHP’ye hiç mi belge, bilgi gelmemişti?

Eski devletin iki önemli partisinin, her şeyden en az Sedat Peker kadar haberi olmadığına inanmak mümkün değil.

Diyelim yeni haberleri oldu, bakalım Deniz Baykal’ı ve partideki uzantılarını tasfiye edecekler mi? O da yetmez, bu kirli ilişkilere bulaşmış kim varsa deşifre etmeye, arkaik devlet savunucusu kim varsa hepsini temizlemeye cesaret edecekler mi?

CHP’nin önüne tarihi bir fırsat düştü. Yıllardır ayağına pranga olan bagajdan kurtulup, evrensel değerlere bağlı gerçek bir sosyal demokrat parti olma fırsatı.

Sağın biraz daha solunda olmayı birleştirici siyaset sanan CHP’nin, halktan kopmakla suçladığı AKP’den bir at başı farklılık ile siyaset yapmayı daha fazla sürdürme olanağı kalmadı.

Baskıdan, zulümden, yoksulluktan, soyulmaktan yılmış, öfkeli kitlelerin sadece iktidardan kurtulmak için oy verebileceği Millet İttifakı, seçimi kazansa bile iktidar ömrü uzun olamaz.

Çünkü onlar da halktan kopuk, onlar da gelmekte olanı analiz etmekten aciz ya da daha kötüsü bu sistemi revize ederek sürdürülebilinir kılmayı tercih ediyor.

Esnaflarla, muhtarlarla, gençlerle, kadınlarla konuştuklarına bakmayın. Dinliyor ama o kadar anlamıyorlar ki, bir CHP’li ya da İYİP’li çıkıp ekranda aşağı yukarı aynı sözcükleri kullanarak “halk da tepki vermeli” diyor.

Halk dediğiniz daha nasıl tepki versin?

Köylüler derelerin başında, çiftçiler ağaçlarının… İşçiler fabrikaların önünde, gençler üniversite bahçelerinde… Kadınlar meydanlarda, LGBTİ+ bireyler sokaklarda… Gazeteciler cezaevlerinde, siyasetçiler mahkemelerde…

Ve hepsinin karşısında sizin “devletiniz” var; jandarmasıyla, polisiyle, savcısıyla, hakimiyle!

Sizin lütfedip sembolik temsiliyetle yetindiğiniz ‘oralarda’ halk dayak yiyerek, işkence görerek direniyor.

Yalnızca iktidardan desteğini çekmiş kitleler yok. Aynı zamanda korkunç bir yılgınlık, yalnız bırakılmışlık duygusu ve öfke birikiyor, ülke havuzunda. Havuzun taşmasını önlemek için iktidara gelmek yetmez, aynı zamanda önlerine evrensel demokratik hukuk değerlerine bağlı, adil paylaşımı sağlayacak, ikna edici, cesaret verici bir gelecek vizyonu koymak gerek.

Tabandan gelen ve giderek yükselen taleplerin önümüzdeki yıllardaki belirleyiciliğini görmemek, bugünkünden daha büyük bir kaos ve yıkım demek.

İzmir HDP’de Deniz Poyraz’ın katledilmesine, HDP’ye yönelik Kobane ve kapatma davalarındaki hukuksuzluğa “terör” gerekçesiyle mesafeli duran İYİP ve CHP’nin “terör” tanımını gözden geçirmesi için daha ne lazım?

İYİP ve CHP’nin HDP’ye de değil demokrasiye ve hukuka sahip çıkmasını engelleyen, “Godfather-Büyükbaba” dışında neredeyse tüm şeması ortaya çıkmış suç şebekesinin ithamları mı, yoksa kendi ideolojik saplantıları mı?

Bunca kirli çamaşır ortaya çıkmışken, herhalde kimseyi iktidardan gelecek “terörle yan yana” suçlamasına karşı HDP’ye mesafe koyduklarına ikna edemezler.

Mesafe konulması gereken terör odakları da gün gibi ortada, hukuk ve demokrasiyi yeniden inşa etmenin yolu da.