İktidar kanadı, her gün bir başka isimle, bir başka boyutuyla ortaya dökülen tüyler ürpertici yolsuzluk, ahlaksızlık, uluslararası suçlar nedeniyle ağır töhmet altındayken; yanıt vermesi, hukuku işletmesi gerekirken, bunu da fırsata çevirmeye çalışıyor.

Kamuoyu Sedat Peker’in ifşalarıyla meşgulken onlar, kadın hareketinin yıllara yayılan büyük emeğiyle kazanılmış tüm hakları budamaya, çocukları ‘azgın azınlığın’ isteklerine kurban etmeye hazırlanıyor.

Çocuklara ve kadınlara karşı harekata girişen iktidar, bir yandan İstanbul Sözleşmesi, bir yandan da 4. Yargı Paketi ile  her tür hukuksuzluğun, kanun dışılığın sembolü haline gelen ‘Reislik’i, toplumun kılcal damarlarına kadar yaymaya, özlemini duyduğu “otorite-itaat” eksenli toplum düzenini kalıcı kılmaya çalışıyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin “yerli ve milli” olmadığını iddia edenlere MHP dahil Meclis’teki tüm partilerin onayıyla imzalandığını, uluslararası bir sözleşmenin adının İstanbul olmasının bile bunun kanıtı olduğunu anlatmanın yararı da yok, gereği de.

Konu, İstanbul Sözleşmesi’nin aileden değil, ev içindeki tüm bireylerden; kadın, çocuk, erkek, genç, yaşlı ayrımı yapmadan hiç kimsenin şiddet uygulayamayacağından bahsetmesi. Etnik köken, inanç, cinsiyet, cinsel yönelim fark etmeksizin kimsenin ayrımcılığa maruz kalmaması konusunda devleti sorumlu kılması.

Yani İstanbul Sözleşmesi yaşamın tüm alanlarında eşitliğin sağlanması, eşitsizlik nedeniyle oluşacak tüm hak gasplarını, şiddeti önlemeyi garantiye alıyor.

Aynı zamanda devletin, çocukların eğitimden mahrum bırakılmasını, küçük yaşta zorla evlendirilmesini, istismara uğramasını önleyecek tedbirler almasını istiyor.

Tabii bütün bu koşullar, demokratik hukuk devletini çoktan geride bırakmış, anayasayı ve yasaları işlevsiz kılmış bir iktidarın, itaatkar kullar yaratmak üzere aileden başlayarak tüm toplumu köleleştirme hedefine ters düşüyor.

Hukukun temsilcisi olması gereken yüksek yargı organı Danıştay da, “Reislik” makamına göre dizayn edildiğini  verdiği kararla ilan etti.

Yüzlerce başvuruyla “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının durdurulması” talebi ne yazık ki Danıştay’da ikiye karşı üç oyla reddedildi.

Reddedilme gerekçesinde ise başvurucuların “Sözleşmenin feshi durumunda oluşacak telafisi güç veya imkansız zararlar doğması” argümanına yanıt vermek yerine söyle deniyor:

“Cumhurbaşkanlığı kararının 9 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle verilen yetkiye istinaden tesis edilmiş olması nedeniyle, davanın durumu ve uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. Maddesi’nde öngörülen koşulların oluşmadığı…”

Yani kendi kendine yetki vermek sonra kendine verdiğin yetkiyle Meclis’te yapılmış kanunu yok saymak hukuka uygun bulunmuş.

Oysa Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, Meclis yetkisinin gasp edilmesi ve Anayasa’nın çiğnenmesi anlamına geliyor. 

Kritik olan konu, Erdoğan’ın AKP-MHP’nin çoğunluğa sahip olduğu Meclis’ten geçirmek yerine kendisini Anayasa’nın üstünde konumlayarak, bir imzayla sözleşmeden çekilmeyi niye tercih ettiği?

İstanbul Sözleşmesi’nin bu şekilde kadük edilmesinin önemi; temel insan haklarını ve ülkenin geleceğini ilgilendiren başka uluslararası sözleşmelerden de bu yöntemle çıkmanın yolunu açmasından geliyor.

Yalnız kadınları değil, ayrımsız, ‘ötekisiz’ eşitlikçi ve çoğulcu yaşamı hedefleyen herkesi ilgilendiren ‘Tek Adam’ın tek bir imzası elbette ki hiçbir mücadeleyi engellemeyecektir.

Ama iktidar kadınlara ve çocuklara açtığı savaşı öylesine istikrarlı sürdürüyor ki, defalarca getirip geri aldığı çocukların zorla evlendirilmesi, çocuk istismarcılarının affı gibi konuları bu kez de 4. Yargı Paketi ile dayatmaya hazırlanıyor.

“Reform” diye sundukları; kendi marjinal çevrelerindeki suçluları koruma, kurtarma, kadını ve çocuğu bir reisin malı olma haline indirgemeyi hedefleyen bir yargı paketi ile daha karşı karşıyayız.

Bu kez de cinsel istismar, kasten öldürme, işkence gibi “katalog suçlar” için “somut delil” şartı getiriliyor.

Bir çocuğun istismar sırasında kameraya kaydı, ses kaydı yapması falan gibi somut deliller yani! Ya da kadının saldırı anını kameraya çekmesi mesela!

Açıkça ifade edemedikleri şu; kadına ya da çocuğa yönelik cinsel suçlarda hiçbir erkek tutuklanmayacak, tutuklansa da ‘somut delil’ yoksa, mahkum edilmeyecek.

İktidarın kadın ve çocuk üzerinden zorladığı sınırı tarif etmekte her sözcük yetersiz kalıyor.

Ayrımsız tüm muhalefet partilerinin birlikte kamuoyunun önüne çıkıp, HDP için yapamadıklarını, hiçbir gerekçe uyduramayacakları , koşul öne süremeyecekleri çocuklar ve kadınlar için yapması; cinsel saldırganların önünü açan bu inanılmaz hukuksuzluğa  ‘dur’ demelerini bekliyoruz.

Biz zaten siz olsanız da olmasanız da haklarımızdan da hayatlarımızdan da İstanbul Sözleşmesi'nden de vazgeçmeyeceğiz.