Kamuoyunu kayyımlarla, asılsız suçlama ve güdümlü davalarla uğraştırırken arka planda otokrasiyi eksiksiz inşa etmeye çalışıyorlar.

Yani bir görünen gündemleri, bir de görünmez kılmaya çalıştıkları gizli gündemleri var. Birbirine paralel, birbirine bağlı.

Sıcak siyasetin içindeki muhaliflerin, asıl olarak da CHP’nin, iktidarın “gizli gündemini” yakından takip etmesi, kamuoyunu bilgilendirmesi ve önleyici tedbirleri alması gerekmez mi?

Zaten siyasetçi olmanın temel şartlarından biri de bu değil mi?  

Şundan bahsediyorum:

Birkaç gün önce Rusya Federasyonu Merkezi Seçim Komisyonu ile YSK arasında “karşılıklı iş birliğinin geliştirilmesi için protokol” imzalandı. Protokolü Türkiye adına YSK Başkanı Sadi Güven, Rusya Federasyonu adına ise Ella Aleksandrovna Pamfilova imzalamış.

Bu haber gündem olmadı, çünkü iki satırla geçiştirilerek dikkatlerden saklandı.

En önemli haberlerin başına sıkça gelir bu.

90’lı yıllarda da Hürriyet’in kısa haberler sütununu dikkate almayan gerçekte olup bitenleri bilemezdi. En önemli dosyalarımı kısa haberler sütunlarından çıkardığımı hatırlıyorum.

Tabii artık kısa haberler sütununa bile gerek kalmadı, o da ayrı mesele.

O zamanlar da kimi “muhalif” siyasetçiler “milli çıkarlar” paydasında iktidarla ortaklaştıklarından susmayı tercih ederlerdi.

Umarım bu kez öyle değildir, ama yine de ülkenin YSK Başkanı ile Rusya Merkezi Seçim Komisyonu arasında ne gibi bir iş birliği yapılabileceğini sorgulamamış, merak etmemiş olduklarını düşünemiyorum.

YSK Başkanı Sadi Güven, “diğer ülkelerin seçim uygulamaları konularındaki tecrübelerinin paylaşılması açısından” Rusya’daki konferansın önemli olduğunu belirtip “Günümüzde seçimlerin şeffaf ve denetlenebilir şekilde yapılması, sonuçlarının hızlı alınması, seçim tutanakları ve sonuçlarının vatandaşlar ve siyasi partiler ile anlık paylaşılmasının, insan hatalarının en aza indirilmesi, bilişim teknoloji kullanımı ve süreçlerin dijitalleştirilmesi ile mümkündür” demiş.

Bunu söyleyen de hileli seçimlerle meşhur olmuş bir ülkenin Yüksek Seçim Kurulu Başkanı.

İmza töreninde bulunanlardan biri de YSK Seçmen Kütüğü Genel Müdürü Ayhan Okurer. Seçim şaibelerinin odağındaki seçmen kütüklerinin ‘genel müdürü’ yani.

Bilişim sistemini özellikle seçimlerde çok ustaca kullanan Rusya gibi sicili bozuk bir ülkeyle “iş birliği”nin ne anlama geleceğini anlamak zor değil.

Anımsarsanız, mayıs ayında, CHP İstanbul Milletvekili Ünal Çeviköz,  Venezuela Cumhuriyeti’nde Ulusal Seçim Konseyi’nin (CNE) Başkanı ile ilgili soru önergesi vermişti.

Venezuela, Temmuz 2017’de yapılan seçimlerindeki bir milyon hileli oy nedeniyle dünya gündeminde yer almıştı. Rusya’nın Venezuela ve hatta Amerikan başkanlık seçimlerine müdahalesi de öyle…

İktidarın erken seçim ve HDP’yi kapatma niyetinin açıktan tartışılmaya başlandığı göz önüne alınırsa Rusya’yla iş birliğinin önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Tıpkı Rusya Ulusal Muhafızları Heyeti’nin Türk Jandarma Komutanlığı ile iş birliği yapması gibi.

Sonuçta Askerlik Yasası’nın 45. Maddesi’nde değişiklik yapılarak, MGK ve Savunma Bakanı’nın da karar sürecine dâhil edilmesiyle Cumhurbaşkanı’nın yetkisi sınırlanmış gibi oldu. MGK’nın yapısı ve Savunma Bakanı, CHP’ye niye ikna edici geldiyse artık

Konuya dönersek, özellikle de HDP’nin kapatılması ve tabanda oluşan geniş demokrasi ittifakını bölme girişimlerine ve Rusya’yı rehber edinmiş iktidar blokuna karşı, muhalefetin de Rusya’yı iyi izlemesini öneririm.

Moskova İl Seçim Kurulu, eylüldeki yerel seçimlere muhalif partilerin katılmasını engellediği gibi muhalefet adaylarını da tutukladı. Başkanlık seçimlerinin de farklı olmadığını biliyoruz.

Dergipark’ta çıkan bir makalede Tamaş Kraus, bize oldukça tanıdık gelen bir sistem tanımı yapıyor.

Kraus, “Rusya’daki başkanlık sisteminin her türlü ‘kurumsal benzerliğine ve aynılığına’ rağmen Amerika’daki ya da Fransa’daki başkanlık sistemleriyle karıştırılmaması gerektiğini” vurgulayarak, “bu sistem kesinlikle başka bir sosyal temele, başka bir sosyal fonksiyona ve psikolojiye oturmaktadır. Doğal olarak, Rusya’daki başkanlık sistemi özel bir otoriter rejim olup, Yeltsin, Reagan ya da Thatcher’dan çok Pinochet’ye yakın durmaktadır,” diyor.

HDP’nin kapatılması ile başlayan sürecin varacağı yer ancak “Pinochet’ye yakın” bir sistemin tahkimi olur. 

Nitekim Rusya’daki muhalefetin önde gelen isimlerinden dünya eski satranç şampiyonu Garry Kasparov’un  anlattığı seçim süreci de bizim için çok bildik:

 “Özgür bir toplumda, seçim günü uzun bir demokratik sürecin doruk noktasıdır. Bu süreçte özgür medyaya adil ve rakipleriyle denk erişim sağlanır, adaylara sağlanan koşullar makuldür, halka açık tartışmalar yapılır vs. Yaklaşık yirmi yıldır, Rusya bunların hiçbirine sahip değil. Eğer Putin ve yürüttüğü politikalar gerçekten halktan yana olsaydı, kelimenin hakkını verseydi, Putin medyayı hâkimiyet altına almak, rakiplerini yıldırmak ve küçük büyük her seçime hile karıştırmak için bu kadar uğraşmazdı. “

Kasparov’un şu özeleştirisi ise sanki Türkiye’deki muhalefete “şimdi”, “bugün”, geç olmadan yapılması gerekeni söylemekte:

“Satrançta, inisiyatifi elinde bulunduran oyuncunun atak yapması gerektiğini söyleriz; çünkü aksi takdirde bu inisiyatif kaybolur ve her şey karşı atağa bağlı gelişir. Aralık 2011’de inisiyatif bizdeydi ama atak yapmadık. Putin ise aynı hataya düşmedi.” 

Pek çok kritik “hata”yla malul CHP’nin ise artık yeni bir hata yapma şansı hiç yok.

Kasparov’un gösterdiği yolun – seçimlerin getirdiği moral üstünlüğün ve dayanışmanın yarattığı inisiyatifin kaybolmasına izin vermemek, güçlü karşı ataklarla inisiyatifi pekiştirmek – dışında  başka seçenek var mı?