AKP kongresi maşallah lebaleb doluydu. 81 ilden otobüslerle Ankara’ya taşıdıkları ‘millet’ de, reisleri gibi korona falan takmıyordu. Onu da geçtik, açlıktan intihar edenler ülkesinde halaylar, şarkılar gırla gitti. En ufak bir mahcubiyet yansımamış yüzlerinde tersine ayrıcalıklı olmanın pişkin ifadesi vardı. 

Kalabalık olduğu gerekçesiyle yaka paça araçlardan indirilenler, evinin bahçesinde maskesiz olduğu için ceza yazılanlar sınıfından olmadıklarını herkesin gözüne sokmakta  sakınca görmemeleri ait oldukları ideolojinin doğal sonucu olsa gerek.

İşte Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesi’nin yerine kadınlara sunduğu çare AKP kongrelerinde sergilenen vicdanın ta kendisi.

Ne diyor Erdoğan, 2023 manifestosunu açıklayacağını ilan ettiği kongrede: “ Gündemimizde, kadınlarımızın haklarını korumayı vicdanlarda değil, kâğıtlarda arayanlara söyleyeceklerimiz var.”

Kadınları uluslararası ve ulusal yasalarla güvence altına almaktan vazgeçtiklerinin, İslamcı vicdana teslim etmeye karar verdiklerinin en açık ifadesi. Tabii LGBTİ+ bireyleri de. Hatta bir adım sonra bütün yurttaşları.

Şunu demek istiyorum: İslami toplum modeli, önce kadınları ve çocukları İslami ideolojiye uygun kalıplara sokmadan başarılamaz.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmanın başlangıç olduğunu biliyoruz. İmam nikahının düzenlenmesi, 4+4+4 uygulaması ile çocuk yaşta evliliklerin önünü açmanın, kadını eğitim ve iş hayatının dışına atmanın alt yapısını oluşturmuşlardı. Nitekim radikal İslamcıl grupların talep listesinde olan nafaka hakkı var sırada. Daha vahimi, aynı gruplar çocukları cinsel sömürü ve istismara karşı koruyan  Lanzarote Sözleşmesi’ni de tartışmaya açtılar bile.  En sonunda AİHS’nin gelmeyeceğinin de garantisi yok.

İstanbul Sözleşmesi’ne “sapıklık” deyip, Allahuekber nidalarıyla  tecavüz  edenlere sesi çıkmayanların vicdanına teslim etmek istiyorlar, çocukları da.

Aslında dillerinin altındaki baklayı çıkardılar. Artık yayın orfanlarıyla, imamlarıyla kamuoyunu hilafete alıştırma egzersizlerine giriştiler. Zaten geçen yıl yapılan 6. Din Şurası kapanış programında  Erdoğan “Hayatın merkezine dini hükümleri yerleştireceğiz” demişti.

Dolayısıyla AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’ın “Daha yeni başlıyoruz… Bugüne kadar yaptığımız her şey aslında hazırlıktı” sözleri “yüz yıllık parantez kapanıyor” diyen zihniyetin bir tür itirafı.

Erdoğan’ın “anayasanın geçerliliğini kaybettiği”ni söyleyerek, yeni anayasa talebini dillendirmesini; hem Mahir Ünal’ın sözleriyle hem de “kurucu anayasa” ifadesiyle birlikte değerlendirirsek,  2053 vizyonlarını anlamak için çok kafa yormaya gerek kalmıyor.

Erdoğan’ın büyük kongresinden geriye kalan fazla da bir şey yok. Belki vurgulanması gereken diğer nokta da, eski isimleri yeniden MYK’ya alması, radikal İslamcıların ve militer ırkçı yapıların taleplerine uygun hızlı adımlar atması.

Yeni bir tek söz söylemedi ama rıza üretemediği geniş kitleleri kaybettiğinin, tekrar kazanmasının da zor olduğunun bilincinde olarak elindekileri tutmaya yönelik konuşmalarından birini yaptı.

Sonuç olarak bütün söz ve eylemlerinden anlaşılan;  hanedanlığını  ‘önünde radikal milisler arkasında devletle’ sürdürmeye kararlı olduğu.

Yani iddia ettiği gibi Türkiye’nin kaderi Erdoğan’a bağlı değil ama Erdoğan kaderini marjinal bir azınlığa teslim etmiş durumda.