Müslümanlar tarafından Hicri Takvim'e göre Zilhicce ayının 10. gününden itibaren dört gün boyunca kutlanan bir dini bayram. Zilhicce ayının onuncu, on birinci ve on ikinci günlerine 'Eyyâm-ı nahr' (Kesme günleri) ve bir önceki gün olan Zilhicce ayının dokuzuncu gününe Arife denir.”

Wikipedia böyle açıklıyor, Kurban Bayramı’nı. Allah’a yakın olmak için, günahlarını affettirmek için kan dökmek, bir canlının boğazını kesmek yani.

(Acaba boğaz kesen bin türlü cihatçı örgütün çıkması, sokak kavgalarında bile satırla boğaz kesmeye kalkmaları,  ‘kelleni uçururum’ un akıllarına gelen ilk tehdit olmasının kökeninde bu çocukluk alıştırmaları mı var?)    

Din alimi değilim ama çocukluğumdan, ailemden bildiğim, kurban kesmenin asıl amacı et alamayan komşulara, yoksul ailelere dağıtmak, yılda bir gün de olsa onları sevindirmekti. Kurban kesenin evi için ise dinde tarif edilen parça kalabilirdi, ancak. Onca hayvan kıyımının tek iyi yanı da buydu. Gerçi, yine ailemden bildiğim kadarıyla, dinde bunu yılda bir kez yapma şartı yoktu ama yapan da yok/tu.

Uzun yıllardır tanık olduğum ise bayramın bu özünün de içinin boşaltılmış oluşu. Kurban kesenlerin en iyi parçalarını derin donduruculara atıp, kalanı birkaç ahbabına dostuna dağıtarak, dini gösteriyi tamamlamış olmanın huzuru içinde kavurmalarının başına oturmalarından ibaret artık Kurban Bayramları.

Hukukun, demokrasinin, pozitif bilimin olmadığı çağlarda “kurban”, “zekat” gibi dini emirlerle sosyoekonomik farklılığı bir nebze giderme,  zenginlere yoksulluğu ve yoksulları hatırlatma işlevi gören Kurban Bayramı, çağımızda bir dini ritüelden ibaret.

Müslüman ülkelerin, küçük bir grup  saltanat içinde yaşarken geniş kesimlerin sefaletle boğuştuğu derin gelir uçurumu, adaletsizlik, katliamlar, insan hakları ihlalleri gibi konularda zirveyi işgal etmesi, “gerçek Müslümanlık bu değil” argümanı ile örtülmeye çalışılıyor.

Bahsedilen “gerçek Müslümanlık”ın tek bir örneğini gösteren olsa keşke.

Müslüman ülkeler arasında, Müslümanlıkla demokrasiyi  hukuk içinde harmanlamış bir ülke olarak 'model’ sayılan Türkiye ise uzun süredir, demokrasinin ve hukukun askıya alındığı tipik bir Orta Doğu ülkesi olarak anılıyor.

Bir ülkenin bu denli hızla irtifa kaybederek, alt kategorilere inmesinin elbette ki somut nedenleri var.

 Müslümanların 17 yıldır yönettiği ülkede şu ağır hak ihlallerini açıklayacak, kınayacak, istifa edecek bir “gerçek Müslüman” yetkili ortaya çıktı da biz mi alkışlamadık?

 -Ülkenin başkentinde, Ankara’da varlığı mağdur beyanıyla tutanaklara girmiş bir işkencehane,       

 -Ancak bir gerilim filminde görebileceğimiz yöntemlerle kafalarına çuval geçirilip siyah Transporter araçlarla kaçırılanların aylarca ağır işkence gördüğü iddiaları,

- Kaçırılan 4 kişinin tutuklanmasının ardından, Yusuf Bilge Tunç'un Salı gününden beri kayıp olması ile birlikte kaçırıldıkları ileri sürülen ve halen haber alınamayan kişi sayısının üçe çıkması, 

-Cezaevlerindeki işkence ve kötü muamelenin sistematik hale geldiğine ilişkin iddiaların darbe günlerine yakışır düzeyde olması,

“Yüzde 90’ı Müslüman” olan halkımızı pek ilgilendirmiyor. Bugünlerde Boğaziçi’ni kurban kanıyla kızıla boyamakla meşgul olduklarından değil tabii ki.

Büyük çoğunluğu, araştırma şirketlerine göre “Adalete güvenmediklerini” söylese de ne herhangi bir nedenle her an girebilecekleri cezaevlerinde yaşananlar, ne işkence iddiaları ne kaybedilenler geniş kamuoyunun gündemine girebiliyor.        

Her biri demokratik hukuk devletlerinde “skandal” olacak, günlerce gündemden düşmeyecek ağır hak ihlali olarak kayda girerken üstelik.

Silivri 2 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi: Tutuklu Müslüm Gönül görüş sırasında eşine sarılmak istemesi üzerine yaşanan tartışma sonrası kendisine işkence yapıldığını iddia etti. Eşi Elif Gönül “Eşim bana işkence gördüklerini söyledi. Görüş sonrası eşim hücreye götürülürken tehdit edildiğini ve hücre arkadaşıyla birlikte 15 gardiyanın kendilerine saldırdığını söyledi” dedi. Elif Gönül eşinin bacak ve belindeki morlukları gördüğünü de anlattı.

Elazığ 2 No’lu Cezaevi: Diyarbakır Barosu ve ÖHD, işkence iddiaları üzerine tutuklularla görüştü. Baro Başkanı Cihan Aydın,  “Mahpuslar vücutlarında işkenceye bağlı yoğun ekimozlar, şişlikler olduğunu belirtmelerinin yanı sıra mahpuslardan M.K. ve A.D.’nin avukat görüşme odasında üstünü çıkararak darp ve cebir izlerini göstermiştir. Mahpusların vücutlarının muhtelif yerlerinde ekimozlar ve şişlikler tespit edilmiştir” açıklamasını yaptı. 

Maraş Türkoğlu 1 ve 2 No’lu L Tipi Kapalı cezaevleri: İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi Hapishaneler Komisyonu, işkence iddialarına ilişkin tutuklularla görüştü. Komisyon, mahpusların vücutlarında birçok darp izi tespit etti. Raporda, “mahpusların darp edilmesi neticesinde başka koğuşlara alınmasından sonra şahsi ihtiyaçları karşılayacak eşyalarının verilmemesi, yemek yiyememeleri, bu şekilde tecrit uygulanarak cezalandırılmaya çalışılması” ifadelerine yer verildi. “Hasta mahpus olarak tespit ettiğimiz Cemil İvrendi, Emanet Eneş, Rojhat Bilkiç, Azat Taş, Nimet Deyiş’in sağlık durumlarının kötüye gittiği, cezaevinde hayatını tek başına idame ettiremeyecek durumda oldukları” iddiasına da vurgu yapıldı.

Tarsus 3 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi: Halis Coşkun adlı tutuklunun yaşamına son verdiği iddia edildi.

Bu da İHD’nin “Nisan-Mayıs-Haziran 2019 Hapishaneler Raporu”nda yer verilen tespitlerden:

“Dinar T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde 4 mahpus farklı zamanlarda infaz koruma memurları tarafından darp edilmiş, hastane raporlarını bir kişi haricinde alamamışlardır. Başvuru yapan ailelerden biri de yine görevliler tarafından tehdit edildiğini ifade etmiştir.

Eskişehir H Tipi’nde hasmı ile aynı odaya konulduğu iddia edilen bir mahpus intihar girişiminde bulunmuş, hastaneye kaldırılmış ve 2 gün sonra yaşamını yitirmiştir.

Kırıkkale F Tipi Hapishanesi’nde bir koğuşta bulunan aralarında hastaların da bulunduğu mahpuslar arama sırasında havalandırmaya kilitlenerek yağmur altında bekletilmiştir.

Bolu F Tipi’nde bir hasta mahpusa tedavisi yanlış ilaç verilerek yapılmaya çalışılmıştır.”

Yanlış ilaç verilen mahpuslara, iki eli olmayan KOAH, tüberküloz hastası, kan kusan Ergin Aktaş’ı, bağırsakları iflas ettiği halde tahliye edilmeyen Gazeteci Ziya Ataman’ı da ekleyin.

Bayramı parmaklıklar arkasında geçiren 864 çocuğu, hamile kadınları, ilaçları verilmeyen bebekleri buna karşın bir çocuğu tedavi ettikleri için Şırnak’ta 1’i hekim 3’ü hemşire 4 sağlık çalışanının cezaevine gönderilmesini de…

Şimdi, kestiğiniz kurbanların sizi taşıyacağı cennet hayalini kurarken, bu bayram günlerini hukuksuz, adaletsiz, vicdansız, ahlak ve insanlık dışı uygulamaların mağduru olarak geçirenlerin Müslümanlığın neresine denk düştüğünü de açıklayıverin.