29 Eylül’de Soçi’de, Putin ve Erdoğan arasında iki ülke ilişkileri ve Suriye’deki durum dahil birçok konu tartışıldı.

Görüşmelerden önceki günlerde Rusya uçakları İdlib’i ve çevresindeki çeteleri bombaladı. , 

Bir yanda Rusya, Esad’ın ordusunun ilerlemesi için yol açıyor, diğer yanda Türkiye İdlib’e yeni askeri güç ve zırhlı araçlar takviye ediyor. 

Türkiye İdlib’i Suriye ve Rusya’ya vermeyeceğini ve Türk ordusunun çatışma pahasına da olsa buna izin vermeyeceğini ima ediyor.

Rusya ve Türkiye arasındaki sorunlar Suriye dışında da giderek ağırlaşıyor. 

Türkiye’nin, Rusya’nın geleneksel etki bölgelerinde aktifleşmesi Moskova’yı rahatsız etmekte. 
Dağlık Karabağ savaşındaki elde edilen kazanımlardan dolayı cesaretlenen Türkiye, müttefik ve kardeş ülke olan Azerbaycan’la bir olup Güney Kafkaslar’da ana güç olmaya yelteniyor. 

Ankara, Orta Asya’da kendi pozisyonunu daha da güçlendirmekte ve Türk Kurultayı’nın üyesi olan Orta Asya ülkelerine Türk Birliği’ni oluşturmayı öneriyor. 

Tabii ki eğer Orta Asya ülkeleri bunu kabul ederelerse doğal olarak bu Moskova’nın önderlik ettiği KGAÖ(Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü) ve AEB(Avrasya Ekonomi Birliği) çıkarlarına zıttır.

Erboğa’nın agresif ve saldırgan dış politikası Moskova’yı rahatsız ediyor. Türkiye devlet başkanı, ABD’nin devlet başkanı olan Joe Bidenle ilişkilerinin iyi gelişmediğini itiraf ediyor ve daha önceki başkan Trump’la ilişkilerin daha iyi olduğunu ifade ediyor.

Putin görüşmesi öncesi Fransa ve Yunanistan’ın anlaşma sağladığı belli oldu. Bu anlaşma Türkiye’ye karşı. Türkiye şu anda Sudi Arabistan, Arap Emirlikleri ve Mısır gibi Arap ülkelerinin liderleriyle ilişkilerini düzeltmeye çalışıyor. Tabii ki Erdoğan’ın da elinde birçok koz var ki bunları dış politikada ustaca kullanıyor. 

ABD ve Avrupa ülkelerinin birçoğuyla olan sorunlara rağmen Türkiye, NATO’nun en önemli üyelerinden biri olmaya devam etmekte.

Rusya iktidarı Türkiye’yi ciddi sorunlar yaratan bağımsız bir jeopolitik oyuncu olarak kendine karşıt olarak görse de; ABD’den mümkün olduğunca uzaklaştırmayı tercih etmekte. 

Rusya’nın Türkiye’de uyguladığı ekonomik projeler (Türkiye akımı, Akkuyu ve benzer projeler) Erdoğan’ı etkisizleştirme konusunda işe yaramadılar. Tam tersine Erdoğan bir koz olarak bu projeleri kullanıyor. Rusya’nın sadece turizmin sınırlanması ve Türk tarım ürünlerinin ithalatının sınırlandırması Ankara’yı biraz frenleyebiliyor ve ilişkilerini tekrar normalleştirme konusunda işe yarıyor. 

Rusya ve Türkiye ilişkileri sarkaç gibidir bazen uzaklaşma bazen yakınlaşma yaşanıyor ve sık sık çatışma noktasına geliyor.

Şimdiye kadar her iki ülke lideri olası bir çatışmadan kaçındılar.

Ama en önemli sorun şudur ki Erdoğan kendine karşı gösterilen uzlaşma çabalarını zayıflık olarak nitelemekte. 
Ankara birçok kez kendisinin yaratığı problemlerle jeopolitik rakiplerin sınırlarını zorlamakta ve böylelikle global ve bölgesel güçlerin kendisine taviz vermesini sağlamaya çalışmakta.

Moskova tüm bunları iyi anlamakta. Dağlık Karabağ’da yaşanan savaşta da görüldü ki Türkiye bu sorunu ve Rusya’nın sorunu çözmeye dönük çabalarını zayıflık olarak değerlendirdi ve Rusya’nın etki alanları olan eski SSCB toprakları ve diğer bölgelerde yerleşmek için fırsat olarak değerlendirmek istedi.

Bu tür yaklaşımın önünü almak için olsa gerek Soçi görüşmelerinin öncesinde Türkiye ordusunun orada olmasına rağmen Suriye rejim ordusu, Rusya hava kuvvetlerinin desteğiyle İdlib’te ilerledi. 

Eğer Erdoğan, Putin’in kapalı kapılar arkasında yaptığı uyarıları dikkate almazsa Suriye’de, Güney Kafkasya’da ve diğer bölgelerde yeni gerginliklerin yaşanması mümkün. Gerginliğin yaşanması için yeterince gerekçe var. Moskova, Ankara’nın kendine karşı ihanet tehdidinin bilincinde olsa gerek… Önümüzdeki dönemdi bu konuda nasıl bir gelişmenin yaşanacağını bekleyip göreceğiz.