Rusya Devlet Başkanı Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki diyalog trafiği o kadar yoğun ki her seferinde gerçekleşen telefon konuşmalarını “olağan” olarak belirtmek daha doğru olur.

Ama pratikte görünüyor ki bu “her sefer” ve “olağan” dediğimiz konuşmaların her birisi özel gündeme ve özeliklere sahiptir. Hepsinde de ticari-ekonomik işbirliği perspektifi belirlenmekte. Kremlin her seferinde bağlayıcı olmayan “Karşılıklı faydalı işbirliğinin gelişim isteği teyit edildi” gibi ifadeler kullanmakla yetiniyor.    

Son döneme dek iki ülke arasındaki işbirliğinin en temel öğelerden biri enerji konusu idi. Yakın zamana kadar Türkiye’ye gaz ihracatında Rusya birinci sırada idi. Şimdi ise beşinci sıraya gerilemiş durumda. Hatta birçok uzman, Rusya ve Türkiye arasındaki güçlü ilişkilerin göstergesi olarak belirtilen “Türk Akımı” projesinin önemini kaybettiği iddiasındalar.

Ankara, “ihtiyacın azalması ve doğalgazla çalışan elektrik santrallerinin üretimlerinin azaltılması” nedeniyle ve daha ucuz olduğu için Katar ve Cezayir’den LNG (Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) almayı tercih ettiklerini açıklamaktalar. Şimdilik Moskova için “moral verici unsur” olmaya devam eden ise Türkiye ile ikinci takım S-400 “Triumf” sistemlerinin alımının pazarlığıdır ve bu silah alımı toplamda 1 milyar dolar civarındadır.

Rusya-Türkiye ilişkilerini ek değerlendirmeler yapmadan değerlendirmek zordur. Bir taraftan her iki ülke de Astana sürecinin üyeleridirler ve objektif olarak Suriye’nin geleceği konusunda çok şey yapabilirler. Ama diğer taraftan Türkiye, ABD ekseninde hareket etmeye devam etmekte ve bunu ABD’nin Suriye’deki Kürt güçlerini desteklediğini bilmesine rağmen yapmaktadır. Bu, Türkiye’nin bölgeye ilişkin komple bir stratejisinin olmadığını gösteriyor.

Ankara Moskova’yla olan ilişkilerin stratejik değil taktik olduğunu zaten açıkça belirtiyor. Tabi ki ABD’nin müttefiki olmasına rağmen aynı yaklaşımın Washington’a karşı da olduğunu sergilemeye çalışıyor. Moskova ise Ankara’yla olan ilişkilerin daha da kalıcı olmasını istiyor. İdlib örneğinde bu kendini gösteriyor, burası halen de terör gruplarının denetimindedir. Libya konusu da buna benzer.

Rusya Türkiye’yle olan ilişkilerin komple bir çerçevede gelişmesini istiyor ama Suriye’de kendi çıkarlarını Türkiye’nin hırsılarına bırakmak istemiyor. Şu andaki durum Moskova-Ankara arasındaki işbirliği zemininin tükenmekte olduğunu gösteriyor. Bu işbirliğinde Moskova istediği stratejik hedeflerine ulaşmış gözüküyor. Türkiye’nin “ortaklık yaklaşımındaki” hedefinin ne olduğu çok rahat ortaya çıkıyor. Erdoğan Putin’in bundan sonra bölgede ne yapacağını biliyor mu? Her ikisi de bundan sonra da Ortadoğu’da politik deneylerine devam edecekler mi?

Dış görünüş her iki liderin ilişkilerinin esnek olduğu izlenimini veriyor ki bunun sayesinde Moskova da Ankara da şimdilik zor kararlar almaktan kaçınıyor. İki ülke arasındaki ilişkiler sürekli gerginleşiyor ve daha nelerin olacağı ise ancak zamanla belli olacak.