Türkiye son dönemde dış politikasında komşularına karşı gerginlik gütme yolunda ilerliyor. Bölgedeki gerginliğin yoğunluğuna aldırmadan Suriye’de, Irak’ta ve Libya’da askeri operasyonlarına devam ediyor. Buna ek olarak bir de Hristiyanlık için kutsal mekânlardan olan Ayasofya müzesine cami statüsü verdi. Türkiye ve Yunanistan arasındaki zaten gergin olan ilişkiler daha da gerginleşti.

Peki, Türkiye’nin amacı nedir? Neden başlıca jeopolitik oyuncular bu provokatif adımlara müdahale etmiyorlar? Kanımca çağdaş Türkiye’nin yaptıkları medeniyetin “temel gelişim seyrine” uymuyor.

Bu dünyanın güçlü olanlarının her zaman kendi çıkarları için hareket ettiği ve çok sık olarak bu uğurda en sadık müttefiklerini bile sattığı bilinen bir olgu. Mesela Rusya-Türkiye ilişkileri. Rusya biraz tavrını yumuşatır yumuşatmaz Türkiye hemen farklı cephelerde harekete geçiyor. Bu çok ilginç ve enteresan bir olgudur. Ama eğer Türkiye Rusya’ya karşı tavrını sertleştiriyorsa o zaman Rusya “sevgiyle” karşılık veriyor. Bunun son örneği ise coronavirus sürecine rağmen Rusya’nın Türkiye’ye gitmeleri için Rus turistlere kapılarını açması.

Peki, çağdaşlık dediğimiz şey ne anlama geliyor? Mesela, kızılderililerin kemikleri üzerine kurulmuş olan ABD, “mülteciler daha önce yaşadıkları bölgelere dönmeli” diyor. O zaman onlara denmez mi: “Önce Kızılderililere vatanlarına verin!”

Türkiye, açgözlülüğünün yanında bir de Afrika ve Asya’dan akın eden göçmenlerle Avrupa’ya şantajda bulunarak para alıyor. Daha da ileri giderek neo-Osmanlı hayallerini ne pahasına olsa olsun hayata geçirmek niyetinde gibi gözüküyor.

Bunun önü alınacak mı? Çünkü giderek dayanılmaz boyutlara varıyor. Önümüzdeki dönemde buna karşı bir tavır görecek miyiz görmeyecek miyiz, beli olacak.