Rusya için Türkiye’nin çok zor bir partner olduğu bilinmekte. Özelikle Kırım konusu.

Türkiye’nin tavrı, Rusya’nın iki ülke arasındaki ilişkileri iyice gözden geçirmesini gerektiriyor. 

Böyle düşünenler çok. 

Mesela Rusya Devlet Başkan’ının Kırım temsilcisi, Kırım Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısı Georgi Muradovın.

Türkiye’nin ‘Kırım Platformu’nu desteklemesi konusunda şöyle bir açıklama yaptı: “Bu tür politikalar, Türkiye ile olan tarihimizin kolay olmayan sayfalarını dikkate almamakta. Bazı şeyleri tekrar sınamaya gerek yok.” 

Rusça bir deyim, ‘başkasının topraklarına el attığında o kuyuya kendin düşebilirsin’ der. 

Bakalım Türkiye, bu uyarıyı dikkate alacak mı?. Kırımlılar net ve yasal olarak, tüm hukuki normlara uygun bir şekilde 2014 yılında kendi kaderlerini tayin ettiler. 

Yabancıların onların topraklarını onlardan "işgalden kurtarmaya" ilişkin fikirlerine sıcak bakmazlar. Buna bir de Rus uçağının düşürülmesi, Rus pilotunun ve elçisinin öldürülmesi eklenince…

"Kırım Platformu’na" gelince… Rusya, toprak bütünlüğüne kastı olan bu saçma şovun katılımcılarına karşı tavır belirlemeli. Bu tavır sadece rahatsızlığını dile getirmekle sınırlı olmamalı. 

Bu Kırım Platformu toplantısı Kiev’de yapıldı. 

Sonuç? Bu toplantıyı örgütleyenler, 46 ülkeden katılım oldu diye seviniyor. Ama Kiev’in istediği gibi bir statü kazanımı sağlamadı. 

ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi katılımcılar Kırım sorununa hiçbir alakaları olmayan bakanları gönderdiler. Mesela ABD yönetimi Enerji Bakanı’nı gönderdi. Afganistan’la meşgul olan bu liderler Kiev’in bu toplantıyı yapmadaki tek amacın, Ukrayna devlet başkanının reytinglerini yükseltmek olduğunu anlıyorlar. 

Sadece Moldova, Polonya ve Macaristan gibi Doğu Avrupa ülkeleri devlet başkanları seviyesinde katılım sağladı. Buna rağmen burada yine sorun yaşandı Macaristan Devlet Başkanı Yanoş Aderin “Rus işgalciden” söz etmesi beklenirken tersine Ukrayna’daki azınlıkların haklarının ihlallerinden söz etti.

Tabii Türkiye ayrı bir konudur ve Kırım’la derin tarihi bağları vardır. Mesela eski Başbakan ve Dışişleri Başkanı “Stratejik Derinlik” çalışmasının yazarı Ahmet Davutoğlu’nun kökeninin Kırım Tatarlarından olması gibi. 

2014 yılına kadar Türkiye, “Kırım Türkleriyle” çalışmaları sonucunda Kırım’ın ellerine düşeceğini umut ediyordu. Bu platformun organizatörleri Erdoğan’ın bu toplantıya katılmasını çok istiyordu ama sonuçta Dış İşleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’yla yetindiler. 

Çavuşoğlu, geleneksel olan “Ukrayna’nın toprak bütünlüğü” konuşmasının dışında bir de Rusya’da yasaklı olan “Kırım-Tatar milletinin Meclisi’yle” işbirliğinden söz etti. 

Bu tür çalışmaların Kırım-Tatar sorununun dünyada tanınmasına katkıda bulunacağını dile getirdi.

Ankara, küçük veya büyük, uluslararası boyuttaki tüm olayları, ne kadar saçma olsa bile, kazanç elde etmek için kullanıyor. Bu konuda iyice uzmanlaştılar.

Zaman bunun hangi yönde gelişeceğini gösterecek.