Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin Ortadoğu’daki dış politikalarının ana hedefinin Kürt ulusal-özgürlükçü hareketini yok etmek olduğu bilinen bir olgudur. Bundan dolayı da Kürtlerin silahlı mücadeleleri aralıksız devam etmektedir. Tabi ki şu anda bu politikanın öncü uygulayıcıları Türkiye ve İran’dır.

Ortadoğu dünya politikasının merkezi olmaya devam ediyor ve bu bölge “petrol savaşı”, radikal İslam ve terörle bağlantılıdır. Ama uzmanlar son dönemde Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin İslami yeni emperyalizmin yükselişe geçtiğinin işareti olduğunu dile getiriyorlar. Bu yeni gelişmelerin göstergelerinden birisi ise 15 Haziran’da İstanbul’da gerçekleşen Türkiye ve İran Dışişleri Bakanları toplantısıdır. Aynı günde bu ülkelerin arasında gizli anlaşmaların yapıldığı ortaya çıktı. Bu görüşmelerle aynı anda Suriye ve Irak sınırlarındaki Kürt yerleşim bölgeleri topçu ateşine tutuldu. Bu saldırılar Türkiye ve İran topraklarından yapıldı, Kuzey Irak’ın sınır bölgesindeki Haftanin bölgesi ise Türkiye’nin hava saldırısına uğradı. Erdoğan çok asabi bir çıkış yaptı. Ankara başlattığı Türkiye’nin yeni askeri operasyonunun adını da “Pençe Kartal Harekâtı” olarak koydu.

Dünya kamuoyu ise “temkinli” sessizliğini korumaya devam etti. BM Güvenlik Konseyi bu askeri çatışmayı görmezden geldi. Rusya dışişleri de bu operasyon karşısında sessizliğini korudu.

Peki, bu iki ülkenin bu operasyonları ne anlamına geliyor?

Türkiye ve İran’ın Suriye politikalarının birbirine karşıt olduğu bilinen bir olgu. İran, Esad klanının temsil ettiği Alevi elitlerini ve BAAS partisini destekliyor. Türkiye ise İdlib’den Ras el Ayne kadar bulunan tüm radikal İslami grupları savunuyor. IŞİD’i bile son anına kadar desteklemeye devam etti.

Unutmayalım ki, Türkiye bir NATO üyesi olarak komşusu Suriye’ye karşı Batılı ülkelerin politik çizgisini takip etmekte ki bu ülkeler İran’a karşı ABD’nin kararlaştırdığı uluslararası yaptırımları uygulamaktalar.

Tüm bunlarla beraber Türkiye İran’la yeni ortak politikalar üretiyor! Bunu Suriye’deki çelişkilere rağmen yapmakta. Türkiye ve İran’ın politikalarının uzlaştığı tek nokta var; o da Kürtlere karşı politikaları. Kürt Özgürlük Hareketine karşı politikada aynı çizgideler. Kürt Özgürlük Hareketi ve onun ideolojik yapısı kapitalist sistemin Ortadoğu’daki planlarının gerçekleştirilmesinin önünde büyük engel teşkil ediyor. Kürt hareketi ve ona yakın duran örgütler bir çizgide hareket etmekteler ve demokratik konfederalizm temelinde toplumsal yaşamlarını örgütlemekteler.

Batı dünyasının kendi uydusundaki güçlerle birlikte yürüttüğü savaşların çok net amacı var. O da kaynakları elle geçirmek, uluslararası nakliye-taşıma hatları ve lojistik merkezlerini kontrol etmek. Tabi ki bu yasal olmayan ham madde kaynaklarının (Suriye örneğinde görüldüğü gibi) kaçırılması, uyuşturucu hatlarının (Afganistan ve Latin Amerika’daki gibi) denetimi için yapılmakta. Buna engel olan her türlü ilerici politika ve ulusal-özgürlükçü hareket otomatik olarak yok edilmesi gerekenler listesine dahil edilmekte. Bu güç ister “dünya gücüne” karşı olsun, ister onun “bölgesel uydusuna” karşı olsun fark etmeksizin hedef haline gelecek. “Globalleşme” kisvesi adı altında çok boyutlu dünyanın yeni emperyalizmi gözükmekte. Bu “Global emperyalizmdir” ki, kendi bölgesel hatlarını barındırıyor.

Türkiye ve İran’ın Kürtlere karşı askeri-politik çizgisine bakıldığında bir nevi “İslam neoemperyalizminin (yeni emperyalizm)” bir çeşidini görebiliriz.

Belirtmemiz gerekir ki, bu dönemde “İslami” başta olmak üzere “neoemperyalizm” yayılmasına karşı duran tek hareket Kürt Halkının Özgürlük Hareketidir. Yeni emperyalizmin bölgede jeopolitik yeniden yapılanmasını tamamlamasına, kaynakları ele geçirmesine ve ulaşım yoları ve hammaddenin nakliyesinin önünde tek engel Kürt Özgürlük Hareketidir. Gerçekten de Ortadoğu’da bunun uygulayıcı güçleri olan Ankara ve Tahran’a karşı çıkan tek engel Kürtlerdir.

Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin dış politika doktrinlerinin ve diğer dünya güçlerinin de içinde bulunduğu modern kapitalist modelin tek karşıt modeli Kürt Özgürlük Hareketi’nin ideolojik çizgisidir. Bu güçlerin her birisi Ortadoğu arenasında kapitalist modernite çerçevesinde kendi partilerini oynamak istiyorlar.

Bu mücadele giderek daha kızışıyor ve önümüzdeki dönemde bu hat daha da belirgin olacak.