Ana muhalefetin 10 yıldır görevde olan lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ayasofya’nın ibadete açılması meselesi yeniden gündeme getirilip Danıştay’ın kararının merakla beklendiği günlerde ne demişti?
"Egemenlik üzerinden gitmek yanlış. Zaten bizim topraklarımız. (Ayasofya) Açıyorsanız açarsanız. Bunu siyasi rant alanına dönüştürmek kadar büyük bir yanlış yok. Onlar şöyle hesapladılar ‘Biz bunu ibadete açacağız, CHP buna karşı çıkacak, biz bunlar yıllardır dinsiz imansız diyorduk, yine karşı çıktılar’.  Zaten oranın imamı var, ibadet de yapılıyor, ezan da okunuyor. Sanki bu ülkede Ayasofya’nın açılışına herkes karşıymış gibi…”
Oyun bozma kurnazlığının (!) laikliğin savunucusu olduğunu iddia eden bir partinin liderini getirdiği noktaya bakar mısınız.
Hesapları da yanlış çıktı üstelik! Onlar, Erdoğan’ın bunu yapamayacağını, şimdiye kadar olduğu gibi Ayasofya’nın yine oy ve sempati devşirmek için kullanılacağını ve daha sonra meselenin her zamanki gibi gündemden kalkacağını tahmin ediyorlardı. Ama Erdoğan, bunu kolayca gerçekleştirdi.
Birçok açıdan bu meselenin zamanının geldiğini düşündü. Eh, muhalefet de böyle bir kıvamda olunca neden yapmasın?Böylece muhafazakar muhalefetin tümü zaten aynı çizgide oldukları için bu kararı alkışladı. 
Ali Babacan "Umarım sonuçlarını hesap ederek bu kararı almışlardır” demekle birlikte “Hayırlı olsun” diyerek aynı cephede olduğunu gösterdi.
Bir tek HDP, “Ayasofya tarihe aittir, politik oyun alanı olarak kullanılamaz” tepkisiyle Ayasofya’nın cami yapılmasına kesin bir dille karşı çıktı.

OYUN BOZMAK GEREKÇESİYLE İKTİDARIN KARARINA DESTEK
Ana muhalefetin lideri ise karardan önce, ‘oyun bozmak’ gerekçesinin arkasına saklanarak desteğini açıkça beyan etmişti bile... 
Üstelik de partisinin laiklikle ilgili tüm ilkelerini, söylemleri bir kenara bırakıp, Mustafa Kemal’in imzaladığı kararnamenin iptal edilmesini de bu arada desteklemiş oldu. 
Oyun bozayım derken yine iktidar tarafından kullanıldı ya da iktidara destek sundu.
CHP lideri uzunca bir süredir bir çok konuyu, iktidarın bir oyunu olarak görüyor ve oyun bozmak için yapması gerekenlerin tam tersini yapmaktan çekinmiyor. Böylece muhafazakar kesime sempatik görünerek partisinin oyunu arttıracağını hesap ediyor. Sağ ve muhafazakar kesimin oyunu kazanabilmek için sağ, devletçi ve milliyetçi söylemler gerekliymiş gibi davranıyor.
İktidarın dümen suyunu izlemekte bir sakınca görmüyor.
HDP ile ilişkiler, Kürtler ve diğer birçok meselede olduğu gibi…
İktidarın oyununa gelmemek için, söz gelimi dokunulmazlıkların kaldırılmasını desteklemiş, HDP ile partisinin arasına mesafe koyarak kendisine ve partisine terörist, PKK sempatizanı yaftasının yapıştırılacağından kurtulacağını sanmıştı.
Bu nedenle kayyım atamalarına, HDP’ye yönelik saldırılara dahi sesini çıkarmamıştı.
Savaş tezkerelerini bu nedenle, iktidarın oyununu bozmak amacıyla, “içi yanarak” desteklemişti.
Bu politika, CHP’nin oyunu arttırmıyordu ama Kılıçdaroğlu ve ekibi de asla bu yaklaşımdan vazgeçmiyordu.
Onların, neye göre şekillendirdikleri bir muamma olan bu inançları sonunda geldikleri noktada ilginç bir durum ortaya çıktı.
Kılıçdaroğlu ve ekibi kendi söylemleriyle yumuşak, ılımlı, sokaktan uzak ve muhafazakarları kazanmaya yönelik bu oyun bozucu -aslında devletçi, milliyetçi ve sağcı- politikaları ile yapılıp yapılmayacağı, yapılsa da zamanı belli olmayan seçimleri mutlaka kazanacaklarını söylemeye başladılar.

ATATÜRK’ÜN İMZALADIĞI KARARNAMENİN İPTALİ BASİT BİR İŞ Mİ?
Hatta Kılıçdaroğlu, bir konuşmasında iktidarın yaptığı yanlışları sıralayarak, “Bizim ekstra birşey yapmamıza gerek yok. Seçimi kaybedip gidecekler” dedi.
Ayasofya konusunda da yine aynı yaklaşımı sergiledi.
Meseleye şöyle yaklaştı:
“Erdoğan, Ayasofya’yı cami olarak açtığı takdirde oyunun artacağını düşünerek ‘Acaba CHP bana itiraz eder de ben de buradan oy devşiririm’ diye düşünüyorsa, hayır bunu düşünmesin. Otursun, hemen kararnameyi imzalasın. Resmi gazetede ilan etsin. Ayasofya’yı da ibadete açsın. Bu kadar basit.”
Gerçekten herşey bu kadar basit mi?
Acaba ana muhalefet lideri bir ihtimal, altında Kemal Atatürk’ün imzası bulunan Danıştay’ın 1934 tarihli kararnamesini iptal eden kararından rahatsız olmuş mudur? Kılıçdaroğlu, yukarıda alıntılar yaptığım konuşmasında, “Bir kararnamede müze yapılmış, bir başka kararname ile de cami olarak açılabilir.” demektedir.
Acaba hâlâ aynı düşünceyi savunmakta mıdır?
Ayasofya’da açılış namazının T.C.’yi kuran Lozan Anlaşması’nın yıldönümüne, 24 Temmuz’a denk getirilmesi üzerine, meselenin bu kadar basit olmadığını anlamış mıdır? 
Partisinin genel kurultayının yaklaştığı bir süreçte kuşkusuz bunlar zor sorular ve Kılıçdaroğlu karardan sonra hala suskunluğunu koruyor.
Buna karşılık, başta Muharrem İnce olmak üzere parti sözcüleri her çıktıkları TV kanalında, sosyal medya mecrasında milliyetçi yaklaşımlarla iktidara desteklerini açıkladılar.
Aşağı yukarı hepsi İnce’nin şu sözlerini değişik biçimlerde tekrar ettiler:
“Ayasofya’nın tapusu bize aittir, orası bizim mülkümüzdür. Türkiye Cumhuriyeti’nindir! Yunanistan, Rusya, ABD Dışişleri Bakanlığı buna karar veremez. Biz ister cami, ister kilise yaparız bunun sorumluluğu bize aittir. Biz karar veririz. Ülkemizi yönetenler ve mahkemelerimiz buna karar vermişse biz uyarız.”
İnce, ilaveten davet olursa açılış namazına da katılabileceğini açıkladı.
Atatürk’ün partisi olmakla övünen CHP’liler, Erdoğan’ın Atatürk'ü ihanetle suçlamasına dahi doğru dürüst karşılık vermediler.
Gelişmeler, Ayasofya konusunun Kılıçdaroğlu’nun peşin peşin ilan ettiği gibi basit bir mesele olmadığını gösteriyor.
Ayasofya meselesi, bir anlamda ana muhalefetin uyguladığı bu garip ve kuşkulu(!) ‘oyun bozma’ oyununun da sonuna gelindiğini ispatladı.
Birçok yazar arkadaşım gibi ben de ister istemez CHP yöneticilerine  sormak istiyorum:
“İslami faşizmi yerleştirmek için bundan sonra atılabilecek adımlara karşı ne yapacaksınız?”  
Mesela, Ayasofya meselesinde olduğu gibi, “İslami Cumhuriyet’i kuruyorsanız kurun kardeşim” mi diyeceksiniz?