Biri CHP’li, ikisi HDP'li üç Meclis üyesinin milletvekilliklerinin düşürülmesinin hemen ertesinde iktidar ortağı MHP’nin Genel Başkanı Bahçeli’den bir açıklama okuduk.

Bahçeli, Meclis’in tarihine bir kara leke olarak girecek olan milletvekilliği düşürme operasyonu için şöyle diyor:  “4 Haziran'da gazi meclis ayıklandı.”

Halkın iradesini temsil eden milletvekilleri için söylüyor bu lafları… Meclis’in bazı zararlılardan, ayrık otlarından ayıklandığını ima ediyor…Halkın iradesini, ‘ayıklanacak olanlar’ ve ‘onları ayıklayacak olanlar’ olarak ayırmış oluyor. Adeta yüce bir güç tarafından bu kutsal görevi yerine getirmek için görevlendirilmiş biri rejim bekçisi gibi konuşuyor. Açıklamanın havası, kullandığı kelimeler ve kesin ifadeler bunu gösteriyor.

"Terör örgütleriyle aralarına mesafe koyamayanların sonu bellidir, bundan da hiç kimse muaf tutulamayacaktır” derken de bu kutsal görevin gereği olarak sahiplendiği bu yetkiye dayanarak (!) kendisini hem polis hem savcı hem de yargıç yerine koymakta herhangi bir sakınca görmüyor.

İki HDP’li, bir CHP’linin milletvekilliklerinin düşürülmesini, “Adaletin ve demokrasi ahlakının zorunlu bir gereği” olarak değerlendirdiğini söyleyerek TBMM’nin, “teröre yardım ve yataklık yapan suçluların sığınacağı yer olamayacağını” bağıra bağıra ilan ediyor. CHP’nin de bedel ödeyeceğini de vurgulayarak…

Devlet içindeki güç odaklarının, hatta bizzat AKP ve Saray ile iktidarı paylaşan yapıların sözcüsü gibi konuşuyor. Gibisi fazla. Doğrudan onların adına konuşuyor. “Meclis’i ayıklamaya başladık, daha da ayıklamaya devam edeceğiz” kararını ve kararlılığını hala anlamayan varsa, onların anlayacağı açıklıkla ifade ediyor.   Oysa bu ‘ayıklama’ edebiyatının ne anlama geldiğini kavramak son gelişmelere baktığımızda hiç de zor değil.  

AYIKLAMA OPERASYONU HDP’Yİ KAPATMAYA KADAR GİDER Mİ?

Meclis’te HDP ve CHP milletvekillerine yönelik yeni operasyonların gündeme gelebileceği, HDP’nin kapatılması için harekete geçileceği konuşuluyor.

Anayasa’nın, yasaların fiilen dondurulduğu, yürürlükten kalkmasa bile keyfi bir şekilde uygulandığı ya da hiç uygulanmadığı bir hukuksuz ve kanunsuz sürecin içindeyiz.

İktidar koalisyonu halkın güvenini, desteğini kaybettikçe kendisini eleştiren, karşı çıkan her kesimi ve herkesi düşmanlaştırıyor. Kriminalize ediyor ve terör destekçisi olarak ilan etmekten çekinmiyor.

İktidar koalisyonu artık Meclis’te, sınırlı sayıda da olsa medyada, sosyal medyada ve siyaset sahnesinde muhalefet görmek istemiyor. AKP-Saray yönetiminin sözcüleri bu nedenle 4 Haziran’ın yeni bir milat, siyasette yeni bir dönemin başlangıcı olarak görüldüğünü söylüyorlar. Erdoğan bu hedefi daha önce ilan etmiş, korona virüsü ile birlikte muhalefet ve muhalif medya virüsünün de yok edileceği mesajını vermişti. Bu dönemin ilk adımının Meclis’te atıldığını gördük. Üç muhalif vekilin milletvekillikleri Saray’dan gönderilen bir talimatla Meclis Genel Kurulu tarafından düşürüldü.

Bahçeli’nin açıklamaları yeni adımların da beklenmesi gerektiğini bize söylüyor. O da Erdoğan ve diğer iktidar sözcüleri gibi iç ve dış düşmanların dört koldan harekete geçtiğini hatırlatarak devletin ve iktidarın bu tehditler karşısında attığı adımları, aldığı kararları desteklemeyenleri de gafil ve mankurt olarak suçluyor.

Bu Bahçeli meselesini biraz uzattım, farkındayım ama verdiği mesajlar önemli o nedenle şu söylediklerine bakmakta yarar var:

“HDP, usulü bir işlemin tamamlanması suretiyle milletvekilliklerinin düşürülmesi yönündeki uygulamalara ve kayyım atamalarına karşılık Türkiye’nin farklı noktalarından Ankara’ya yürüyüş başlatma kararı alması habis ve hain bir hedefin icra planlamasıdır.

Sokağa göz kırpan, sokakta gelecek arayan, yeni bir Gezi çıkmazına umut bağlayan, milletimizin huzur ve güvenliğine kast eden kim olursa olsun karşılarında Türk devletinin kudretini bulacaklardır. Cumhur İttifakı’nın dış destek ve tesirli muhtemel sokak hareketlerini kaynağında söndürmeye gücü yetecektir.”
Bahçeli yine devlet adına, devlet ağzıyla konuşuyor. İktidara talimat verir gibi HDP’nin demokrasi yürüyüşüne aman verilmeyeceğini söylüyor. Devlet o ya!

CHP LİDERİ KILIÇDAROĞLU’DA SOKAĞA ÇIKILMASINI İSTEMİYOR

İktidar, Bahçeli’nin ve diğer sözcülerinin ağzından sokağa yansıyacak her muhalif hareketin ne kadar demokratik amaçlı ve barışçıl olursa olsun engelleneceğini söylerken, ana muhalefet partisi de üyelerini, “sakın sokağa çıkılmasın” diyerek uyarıyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından yeni bir ‘Adalet Yürüyüşü’ düşünmediklerini belirtiyor ve “Bu koşullarda böyle bir yürüyüşü yanlış buluyorum” diyor.

Kılıçdaroğlu’nun daha sonra söyledikleri de oldukça önemli. “Çünkü” diyor CHP lideri, “Erdoğan’ın istediği zaten bu. Muhalefeti provokasyonlara açık şekilde sokağa dökmek ve bu gerginlik üzerinden politika yapmak. Bu tuzağa düşmemeliyiz, Erdoğan’ın oyununu bozmalıyız”

Ana muhalefet lideri, iktidarın böyle bir tuzağı varsa onu bozmak için karşı hamle yaparak barışçı ve demokratik protesto hakkının kullanmasını istemek yerine, “Sakın sesinizi çıkarmayın, oturun oturduğunuz yerde” diyor.

Kılıçdaroğlu tuzağa karşı çıkalım derken, iktidarın tehditlerine ve sindirme amaçlı korkutma provokasyonlarına izin veriyor. “Tuzağa karşı çıkalım” derken tuzağa düşüyor.

Hem partisini hem de CHP’yi muhalefetin rehberi, yol göstericisi olarak gören milyonlarca insanı hayal kırkılığına uğratıyor. Üstelik de bu frenleyici yaklaşım nedeniyle muhalefetin de önünü kesmiş oluyor.

“Biz sakin, sessiz ve hareketsiz muhalefet yaparak seçimlere kazasız belasız ulaşmak istiyoruz. Sandık kurulduğunda zaten halk bizi iktidar yapacak” diye de ekliyor. Sanki o sandıktan çıkmak çok garantiymiş gibi bir havada konuşuyor. Üstelik de iktidarın, o sandıktan sadece Erdoğan ve AKP-MHP koalisyonu çıkabilsin diye planladığı tedbirlere rağmen bu kadar rahat görünüyor.

İktidar ‘Ayıklama’ operasyonuna başlamış, ana muhalefet lideri üyelerine ve destekçilerine ne öneriyor?

“Direnmeden teslim olun” diyor.