Bu kez Batman Cumhuriyet Savcılığı işbaşında. Hedef, yine Kürtlerin mezarları. Geçtiğimiz günlerde Roboski’de çocukları savaş uçakları tarafından bombalanarak katledilen acılı ailelerin mezarlıklara gitmeleri bile askerler tarafından yasaklandı. Şimdi yine mezarlar üzerinde oyunlar oynanmak isteniyor.

Koray Düzgören

28 Şubat 2015 deklarasyonunun ardından kurulmak istenen barış masasının daha kurulmadan Cumhurbaşkanı tarafından devrilmesinden bu yana, ülkede oluk gibi kan akıyor.

20 Temmuz’da Suruç’ta Kobani’ye gitmek için toplanan gençlere yönelik katliamı, 22 Temmuz’da Ceylanpınar’da iki polis memurunun karanlık ve şaibeli bir cinayetle katledilmesi izledi.

Bu olayın nasıl bir karanlık operasyon ve provokasyon olduğunu Artı Gerçek’te yayınlanan Ceylanpınar Dosyası dizinde okumuş olmalısınız.

Sanki düğmeye basılmış gibi, ülke içinde ve sınır ötesinde savaş uçakları ve helikopterlerin bombardımanıyla operasyonlar başlatıldı. Devlet, Kürt kasabaları, şehirleri ve mahallelerine düşman elindeymişçesine tankıyla, topuyla, bomba atarıyla saldırdı. Sivillerin acımasızca katline, yüzbinlerce insanın yaşadıkları yerlerden zorla göç ettirilmesine tanıklık ettik, ya da bunu bile yapamadık. Çünkü medya, yine kör sağır ve dilsizi oynadı. Ancak direnen bir kaç gazeteci ve sosyal medya üzerinden gelen bilgilerle ve birkaç yürekli gazetecinin çabalarıyla olayları öğrenebildik.

Devlet şiddetinin doruğa çıktığı o günlerde uçaklarının ve helikopterlerin mezarlıkları bombaladığı haberleri de gelmeye başlamıştı. Devlet, Kürtlerin sadece dirileriyle değil ölüleriyle de savaşıyordu.

Onlarca yıldır çeşitli çatışmalarda yaşımını yitirmiş militanların aileleri tarafından yaptırılmış mezarlar, bilinçli bir programla birbiri peşisıra yıklıyor, tahrip ediliyordu.

Kürt insanının en hassas noktalarına, en önem verdikleri değerlere saldırılıyordu. Kürtler adeta özel olarak kışkırtılmak isteniyordu.

Neredeyse bütün gerilla mezarlıkları tahrip edildi, yıkıldı.

Devlet, Kürde karşı aşağılama, kışkırtma politikası izliyor, uyguladığı bütün şiddet olaylarında da bunu açıkça ortaya koyuyordu.

Çukur ve barikatlar gerekçe gösterilerek başlatılan kent ve kasabalara yönelik benzeri görülmemiş şiddet, tanklı, toplu saldırılar sırasında bu sınırsız ve her türlü ahlaki kuralı, hatta savaş hukukunu bile hiçe sayan uygulamalar gördük. Beyaz bayrak taşıyan insanları yaşlı, çocuk, bebek demeden katletmek, insanların mahremlerine, yatak odalarına girip duvarlarına ırkçı, sadist, rezilce yazılar yazarak onları aşağılamak ve böylece tahrik etmek istediler.

Kürt siyasi hareketine yönelik planlı saldırıların bilançosu da oldukça ağırdı. Devlet, binlerce politikacı ya da sempatizanı tutukladı. 80’e yakın belediye eş başkanını görevden aldı yerine kayyum atadı. Bu kayyumlar da boş durmadı. Onlar da aynı devlet politikaları uyarınca Kürtler’in bütün hassas değerlerine, kültürlerine, saygı duydukları bütün özellerine saldırı politikasını uygulama görevini üstlendi.

Bütün amaçları, Kürtleri kışkırtıp sokağa dökmek ve şiddete yönelmelerini sağlamaktı. Ama bu olmadı.

Referandum dönemine kadar da bu tempo değişmedi.

Eş genel başkanları ve sözcüleri dahil 14 HDP milletvekili tutuklandı. Geri kalanları da sık sık gözaltına alınıp bırakılıyor ve her gün yeni davalar açılıyor. Doğrudan hükümete ve cumhurbaşkanına bağlı savcılar ve yargıçlar genel olarak muhalefet, özel olarak Kürt siyasi hareketine yönelik saldırılarını sürdürüyor.

Yargı, ikinci bir polis gücü gibi çalışıyor. En ufak bir eleştiri, yazı, açıklama inanılmaz suçlamalarla davalara konu oluyor. Hazırlanan iddianameler, dehşet verici. En hafif suçlama örgüt üyeliği o olmazsa da örgüt propagandası.

Bunları dile getiren ya da dile getirenlerle dayanışan gazetecilere cezalar yağdırılıyor. Barış isteyen akademisyenler üniversiteden uzaklaştırılıyor, cüppeleri postallarla eziliyor. Bütün bu polis ve yargı dehşetine rağmen yine de işler istedikleri gibi gitmiyor.

16 Nisan’daki referanduma giderken bütün baskılara, OHAL uygulamalarına ve tekelleşen medyaya rağmen “evet” demeye niyetlilerin oranı, “hayır” diyeceklerin gerisinde görünüyor.

AKP’ye oy veren kitleler bile tek adam diktatörlüğünden ve ülkede olup bitenlerden yana değil.

Erdoğan ve AKP açısından durum kritik. Referandumda hayır çıkması, birçok şeyi tersine çevirebilir.

Bu nedenle Erdoğan’ın ve AKP’nin kaos memurları diyebileceğimiz savcılara ek görevler veriliyor.

Bu kez Batman Cumhuriyet Savcılığı işbaşında. Hedef, yine Kürtlerin mezarları.

Biliyorlar insanların hassas noktalarını.

Geçtiğimiz günlerde Roboski’de çocukları savaş uçakları tarafından bombalanarak katledilen acılı ailelerin mezarlıklara gitmeleri bile askerler tarafından yasaklandı.

Şimdi yine mezarlar üzerinde oyunlar oynanmak isteniyor.

Olaya bakın, Cumhuriyet Savcılığı, İkiztepe Mezarlığında bulunan ve farklı tarihlerde ve yerlerde yaşamını yitiren 23 YPS, YPG, YPJ ve PKK’linin mezar taşlarının yıkılması için ailelerine tebligat gönderiyor. Yani ailelere “Çocuklarınızın mezarlarını yıkın” diyor.

Üstelik tebligat gönderilenler arasında 10 Ekim 2015’te Ankara’da IŞİD’in yaptığı katliamında yaşamını yitiren Meryem Bulut ile Aycan Kaya’nın aileleri de bulunuyor.

Savcı tebligat yazısında 23 kişinin mezar taşları üzerindeki yazılar, resimler ve renklerden dolayı “örgüt propagandası yapıldığı”nı iddia ediyor. Aileler tarafından mezar taşlarının yıkılmaması durumunda kolluk güçlerinin mezarları yıkacağı belirtiliyor.

Bu yeni bir kışkırtma değil de ne?

Bir yandan üniversitelerde hocaların tasfiyesine hız verip öğrencilerin ve duyarlı halkın sokağa çıkmasını teşvik ediyorlar.Amaçları şiddeti körüklemek.

Polisin Mülkiye önündeki hocalara ve öğrencilere nasıl hınçla hücum ettiklerini gördük.

Öte yandan Kürtlerin mezarlarına ve değerlerine saldırıp Newroz ortamından da yararlanarak kitlelerin en demokratik, barışçı tepkilerine karşı polis şiddeti kullanıp bu halkı kışkırtmaya çalışıyorlar.

Şiddet yoluyla seçim kazandılar ya şimdi de bu yolla ‘evet’i garanti edebileceklerini sanıyorlar.

MHP’nin ‘hayır’cı milletvekillerinden Ümit Özdağ, iktidarın ‘hayır’ı garantilemek amacıyla kontrollü bir şiddet sarmalı yaratacağına ilişkin kuvvetli kanıtlara sahip olduğunu açıkladı.

Erdoğan’ın özel kolluk gücü gibi çalışan güvenlik kuvvetlerine, adeta sıradan bir memur konumuna indirgenen, her konuda Erdoğan’ın talimatını bekleyen savcılar ve yargıçlara hatırlatmak gerekiyor.

Bu dönem de nasılsa geçer. Geçecek.