Gare faciasının üzerinden neredeyse bir ay geçti.

Resmi rakamlara göre 16 kişi yaşamını yitirdi. Başarısızlıkla sonuçlanan bir rehine kurtarma operasyonu olarak tarihe geçen bu operasyon, arkasında bir sürü soru işareti bıraktı.

İktidar, devlet, Gare’de neler olduğunu vatandaşına anlatmadı. Sorulan soruları cevaplandırmadı ve gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek için şeffaf bir soruşturmaya da izin vermedi.

Bu olayın sıcaklığı henüz geçmeden Tatvan’da bir askeri helikopterin düşmesi ve biri korgeneral 11 askerin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan yeni bir facia ile karşılaştık.

Olayın nedenleri araştırılıyor ama Milli Savunma Bakanı daha şimdiden helikopterin değişen hava şartları nedeniyle düştüğünü ilan etti bile. Oysa bu olayda da cevaplandırılması gereken sorular var.

Yakın tarihimizde karanlıkta kalmış buna benzer birçok olay biliyoruz.

Arşivlerin tozlu raflarına bir daha açılmamak üzere istiflenen...

“TC devletinin ve tabii iktidarlarının en önemli özelliği nedir?” diye bir soru sorulsa, herhalde bu özellik en başta gelir.

Vatandaşına değer vermeyen bu nedenle de bilgilendirme gereği bile duymayan, ondan birçok şeyi gizleyen ve tabii bu nedenle de hesabı hep ortada bırakan bir devlet...

Bunu niye yapıyor?

Tabii ki, yanlış işler, becerisizlikler, yolsuzluklar ve karanlık hesaplar ortaya çıkmasın, vatandaş bunları duymasın, görmesin, anlamasın ve eleştirmesin diye...

Bu iktidar da işte böyle bir devlet geleneğinin mirasına kondu.

Şimdiye kadar yapılan şeyleri o niye yapmasın ki? Üstelik de çoğunluğuna ve iktidardan asla gitmeyeceğine o denli güveniyor ki, daha beterini yapmakta bir sakınca görmüyor.

Bu nedenle neredeyse giriştiği her iş hukuksuz, kanunsuz ve adaletsiz. Bunları ya tümden vatandaştan saklıyor ya gerçekler yerine saptırılmış, eğilmiş, bükülmüş, manipüle edilmiş bilgiler veriyor.

Bunun da ötesinde bütün denge-denetim kurumlarını ve mekanizmalarını yok etmenin, hukuku ve kanunları çöpe atmanın rahatlığı ile hiçbir şey söylemeden, açıklama yapmadan bildiğini okuyor.

Bu dönemin tarihini yazacak olan bilim insanları umuyorum bunları belirleyip, irdeleyip yazacaklar.

S-400’LERDEN, AŞI MESELESİNE GİZLENEN GERÇEKLER

Biz, içinde yaşadığımız günlerin soru işaretleri ile dolu olaylarına dönelim.

Onların da belli başlılarına girmeye kalksak sayfalar yetmez.

Günümüzden birkaç örnek verip devam edelim.

İktidar, Rusya’dan aldığı S-400 füzeleriyle ilgili asıl gerçekleri vatandaşına açıklamıyor. Açıklayamıyor. (Putin’in memnun etmek amacıyla aldık bunları nasıl desin?)

Tabii artık ezber haline getirilmiş bir hikaye var ama ona neredeyse kendileri bile inanmıyor. ABD ve NATO niye inansın?

İdlib’de iktidarın ifadesine göre milliyeti bilinmeyen uçakların saldırısı sonucu resmen katledilen 33 askerin niçin ve nasıl öldürüldüğü de açıklanmadı. Oysa olayın aslını herkes biliyor!

Şu yılan hikayesine dönen korona aşısıyla ilgili bilgileri kamuoyuna bir türlü tam olarak açıklayamadılar. İşin içinde ne olduğu malum ama hala bu bilgiler devlet sırrı!

Ya şu hazineden buhar olan 128 milyar doların akıbeti? Vatandaş bu paraların kime gittiğini bir türlü öğrenemedi. Öğrenemeyecek de, öyle anlaşılıyor.

Ekonomi ile ilgili verilerin aslı da halktan saklanıyor. İktidar oynanmış, şişirilmiş, manipüle edilmiş rakamlarla pembe ufuklar çizerek vatandaşı kandırmaya devam ediyor. 

Neyse, biz gelelim neredeyse bir ay önce gerçekleştirilen Gare operasyonu ve daha dumanları tüten helikopter kazasının ardındaki karanlık noktalara, cevaplandırılmayan sorulara.

Taze olay, helikopterden başlayalım:

Olayın aslı nedir? O bölge çatışma bölgesi, PKK ile savaş devam ediyor.

25 yıl önce Fransa’dan alınan bu helikopterlerden birinin eğitim uçuşu sırasında düştüğü açıklanmış. Birinin çatışmalar sırasında düşürüldüğü resmen kabul edilmiş, bir diğerinin kaza sonucu düştüğü açıklansa da düşürüldüğü iddia ediliyor.

Son olay üzerine de ister istemez bu helikopterlerin geçmişi akla geliyor.

Peki işin aslı nedir? Bu helikopterlerle ilgili söylentiler doğru değilse, gerçekler nelerdir?

İktidar susar ve helikopterin düşmesini hava durumuna bağlarken konuyu bilen emekli askerler bazı iddiaları dile getiriyorlar. Askerlerin bu helikopterlerin alınmasına karşı çıktıkları ama o dönem işbaşında olan Çiller hükümetinin onları dinlemeyip bu alımı gerçekleştirdikleri söyleniyor.

Başka iddialar da dolaşıyor. 25 yaşındaki bu helikopterlerin o coğrafya ve iklim koşullarında güvenilirlikleri sorunlu olduğu bilindiği halde kullanılması, soruları arttırıyor.

TSK içindeki çekişmelerin, hesaplaşmaların sonucunda gerçekleştirilen bir suikast olabilir mi diye soranların çıkardığı söylentileri de duyuluyor sağda solda.

Peki gerçek nedir? Öğrenebilecek miyiz?

İktidar gerçekleri açıklamazsa tabii ki öğrenemeyeceğiz.

GARE FACİASIYLA İLGİLİ KONSİPRASYON TEORİLERİ

Gare meselesine gelince, bu çok daha karmaşık ve çok boyutlu bir facia.

Başarısız harekatla ilgili konspirasyon teorileri ortalıkta dolaşıyor. Bu bir rehine kurtarma operasyonu muydu daha kapsamlı bir planın parçası mıydı? Başarısızlık sadece rehine kurtarma konusunda mı oldu yoksa harekatın tamamı da başarısızlıkla mı sonuçlandı? Operasyondan sonra niçin alelacele bölge terk edildi?

Cumhurbaşkanı, operasyonun rehine kurtarma amaçlı yapıldığını söyledi ama başarılı olamadıklarını da kabul etti. Konunun uzmanları ise böyle bir rehine kurtarma operasyonunun 40 uçağın ve helikopterlerin saldırısıyla gerçekleştirilemeyeceğini söyleyerek, “Bu nasıl bir kurtarma operasyonuydu? diye sordular.

Milli Savunma Bakanı niçin sabaha karşı yaptığı ilk açıklamada ölen görevlilere sivil yakıştırması yaptı? Bakan, 13 rehinenin kurşunlanarak öldürüldüğünü söyledi ama niçin şimdiye kadar bunu doğrulayan bağımsız bir otopsi ya da inceleme raporu yayınlanmadı?

Niçin cenazeler neredeyse gizlice toprağa verildi?

Rehineler eğer kurşunlanarak öldürülmemişlerse nasıl öldürüldüler?

Bölgedeki PKK’lilerin iddia ettiği gibi rehinelerin olduğu mağara bombalandı mı?

Bu iddiaya bağlı olarak mağaraya zehirli gaz atıldı mı?

Yine istihbarat örgütleriyle içiçe olduğu bilinen bir gazeteci, faciadan birkaç gün sonra yazdığı bir yazıda şu iddalarda bulundu:

“PKK, rehineleri Suriye’ye götürerek YPG’ye teslim edecekti. Amerikalı müttefiklerimiz YPG ile bizi aynı masada buluşturmaya çalışıp ‘PKK teröristtir. YPG ise hümanist. Kaçırılan vatandaşlarınızı PKK size vermedi ama bakın YPG size teslim ediyor,’ mesajı verilecekti.”

Bu sözlerden, “Öyleyse buna engel olmak gerekirdi. Operasyonla buna engel olundu” sonucu çıkıyor.

Peki bu iddialar ve daha önce ortaya atılan değişik kaynakların iddiaları doğru mu?

Doğru değilse olayın gerçeği ne?

Kuşkusuz iktidar bizlere bu soruların cevaplarını asla vermeyecek. Gerçekleri şimdilik asla öğrenemeyeceğiz.

Ama biliyoruz ki gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkmak gibi huyları var.