İYİ Parti lideri Meral Akşener geçenlerde katıldığı bir TV programında HDP’ye, güvenlikçi ağzıyla, malum beylik ‘terör ‘suçlaması yöneltti.  

Program sunucusunun bir sorusu üzerine “Partisinin HDP'yi PKK'nın uzantısı olarak gördüğünü” söyledi. Ve devam etti:

"PKK, terör örgütünün yanına konumlandırıyor. Hep bunu söyledik. Millet İttifakı'nın bileşenlerine baktığınız zaman, 24 Haziran'da Demokrat Parti var, Saadet Partisi var, İYİ Parti ve CHP var. Yerel yönetimlerle ilgili sadece İYİ Parti ve CHP var. Seçmen oy vermiştir ona söyleyecek bir sözümüz yok. Yani seçmenler hiçbir zaman hiçbir siyasi partini tapulu malı değildir. Sayın İmamoğlu'nun üzerinden hadiseye baktığımız zaman o 800 bin farkın aşağı yukarı ölçümlere göre 3 milyon insan üzerindeki seçmenin AKP'li olduğu görülüyor. Çünkü 31 Mart 325 bin AKP seçmeni sandığa gitmedi. 398 bin civarında da CHP seçmeni sandığa gitmedi. Dolayısıyla AKP-MHP-İYİ Parti-Saadet Partisi seçmeni ittifak olmamasına rağmen bütün farklı siyasi görüşlere geçmişte oy veren seçmen İstanbul'da 800 bin farkla Sayın İmamoğlu'nu seçti."

İyi Parti’nin ve onun genel başkanı Meral Akşener’in HDP konusunda ne düşündüğünü zaten biliyorduk. Değişik zamanlarda bu konudaki malum düşüncelerini açıkladıklarını biliyoruz.

Ayrıca İstanbul seçiminde HDP seçmeninin katkısını da yok saydığını görüyoruz.

Gerçi 31 Mart yerel yönetimler seçimleri sırasında HDP’nin Millet İttifakı’nın adaylarını karşılıksız olarak destekleyerek iktidarı yenilgiye uğratmak için bir demokratik açılım sergileme kararı aldığı o süreçte, bu konuda pek fazla sesleri çıkmadı.

Bazı sözcülerin ve yetkililerin HDP’yi terörle ilişkilendiren açıklamalarını ise HDP yönetimi ciddiye alıp kararlılığından vazgeçmedi.

Tabii HDP, İYİ Parti’nin tek başına aday çıkardığı başta Balıkesir olmak üzere bazı yerlerde kendi adaylarını destekleyerek bu düşmanca yaklaşımlara cevap vermekten de kaçınmadı.

Söz gelimi, Balıkesir’de CHP’nin desteklediği İyi Parti adayı, 10 bin oy farkla seçimi AKP adayı karşısında kaybetti. HDP’nin aldığı oy da yaklaşık bu kadardı.

Kuşkusuz geçen zaman içinde İYİ Parti’nin, HDP’ye ilişkin yaklaşımlarında bir değişikliğin olduğunu gösteren hiçbir belirti görmedik.

AKŞENER’İN 90’LI YILLARDAN GELEN TARTIŞMALI KİŞİLİĞİ

Bu nedenle Akşener’in sözleri bizim için bir sürpriz sayılmaz. Ama neden şu sırada tam da iktidar ağzıyla böyle bir konumlama yaptığı da merak ediliyor tabii…

Akşener 1996-97 yılları arasında Erbakan’ın kurduğu hükümette DYP kontenjanından İçişleri Bakanlığı yaptı.

O karanlık dönemdeki kanlı olayları, faili meçhul cinayetleri, köy yakma olaylarını da kuşkusuz Akşener’in adıyla hatırlıyoruz.

Erdoğan’ın, Bahçeli’yi olağanüstü genel kuruldan kurtaran desteği olmasaydı muhtemelen MHP’nin başında şu sırada Akşener’in olacaktı.

Bu gerçekleşemeyince Bahçeli’ye muhalif arkadaşlarıyla birlikte MHP’den ayrılıp İYİ Parti’yi kurdular.

MHP ile aralarında temel konularda ve özellikle de Kürtler ve Kürt meselesine ilişkin olarak pek bir görüş farklılığı bulunmuyor.

Belki de tek fark, Bahçeli’nin AKP ile gayri resmi bir koalisyona giderek Erdoğan’ın en büyük destekçisi olması.

Akşener’in ise şimdilik(!) Erdoğan’a muhalefet etmesi ve bu nedenle de seçimlerde CHP ve SP ile Millet İttifakı içinde yer alması.

Bu sayede İYİ Parti, özellikle CHP’nin desteği ile barajı geçerek Meclis’te grup kurma olanağı buldu.

Yerel seçimlerde yine CHP ile ittifaka gittiyse de şehir merkezlerinde belediye başkanı çıkartamadı ama buna karşılık, 19 ilçe 6 belde de başkanlık kazanabildi.

Balıkesir hikayesini yukarda anlatmıştım.

İYİ Parti bir yandan muhalefet bloğunda yer alıyordu. Akşener ve parti sözcülerinin yaklaşımları da iktidara karşı eleştirel bir tonda oluyordu ama nedense bazı çevrelerde Akşener’in her an Erdoğan’ın çağrısıyla iktidar saflarına katılabileceğine ilişkin bir beklenti de vardı.

Zaman zaman Erdoğan’ın MHP’ye ve Bahçeli’ye olan bağımlılığından iyice bunaldığı ve ilk fırsatta Bahçeli’den kurtulup onun yerine İYİ Parti ile ya da Akşener ile yola devam etmeyi düşündüğüne ilişkin kulisler, yorumlar okuduk.

Akşener’in bu HDP çıkışına da böyle bir anlam vermek mümkün mü, şimdilik ortada bunu doğrulayacak veriler yok gibi görünüyor.

Erdoğan’ın şu sıralar Bahçeli’den kopma olasılığı pek yok gibi.

Bu meselenin bir de başka boyutu var.

Artık uluorta bu gibi lafları etmek, HDP’yi terörle irtibatlandırmak sadece iktidara yaranmaktan, devlet ağzıyla konuşarak oy tabanı genişletmeye çalışmaktan ibaret bir şey değil.

Bu söylem, artık doğrudan iktidarın ekmeğine yağ sürmekten ona destek çıkmaktan başka bir anlam taşımıyor.

Nitekim Akşener’in bu sözlerine cevap veren HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da “Muhalefet içinde bu tür dışlayıcı ve düşmanlaştırıcı üslubu kim kullanırsa, iktidarın örtülü müttefiki” olduğunu söylüyor.

EĞER DEMOKRASİ İTTİFAKI OLACAKSA HDP’SİZ OLMAZ

Ve devam ediyor:

“Böyle bir şeyi söylemek iyi niyetli bir yaklaşım değil. Eğer bir ittifak, demokrasi ittifakı olacaksa, bu iktidara karşı, bu iktidarın yarattığı yıkım ortada her açıdan, eğer böyle bir ittifak olacaksa, HDP’siz olmaz. Bunu herkes biliyor. Bizim temsil ettiğimiz kitle sadece oy olarak değil, sosyolojik olarak da Türkiye’de daha geniş bir uzlaşmayı mümkün kılacak bir temeldir. Yani onu dışladığınızda uzlaşmayı yaratamazsınız. Bu kitleyi dışladığınızda. Yani Türkiye’de bizim temsil ettiğimiz kitlenin büyük kesimini dışlayan her yaklaşım, bu iktidarın anlayışı ile örtüşür. Bu iktidarın politikalarına destek sunar”.

Bu sözler Akşener’i ‘terör’ saplantısından kurtarır mı? Bilinmez.

Fakat CHP’den son zamanlarda bu konuda daha gerçekçi laflar duyuyoruz.

Devlet ağzıyla konuşan kesimlerin ve iktidarın HDP’yı dışlayan, kriminalize eden, düşmanca yaklaşımları ve “Terörle arana mesafe yok” saplantılı suçlamaları giderek anlamını yitiriyor.

Sancar, her türlü şiddeti dışladıklarını, devletin sorunlara şiddet mantığıyla yaklaşmasını da redderek toplumsal ve siyasal sorunların hiçbir şekilde şiddetle çözülmeyeceğini söylüyor. Demokrasiye, demokratik siyasete, halk iradesine bağlı olduklarını belirtiyor.

HDP Milletvekili Erol Katırcıoğlu da kendisi ile yapılan bir röportajda, bu konuya değiniyor, “HDP'nin terörü destekleyen bir parti olarak lanse edilmesi”nin bir AKP ve devlet projesi olduğunu söylüyor.

“HDP gibi ülkedeki siyasete demokratik bir katkı yapmak üzere siyasete girmiş ve başarılı olmuş bir partiyi, belki zamanın ruhuna aykırı düştüğü için kapatamayan AKP, kapanmamış ama çalışamayan bir parti olması için hemen hemen elinden gelen her şeyi belirli bir kılıfa sokarak yapıyor.” diyor.

Mesele bu.

Bu nedenle Akşener’in ve benzerlerinin HDP’ye yönelik ‘terör destekçiliği’ suçlamaları artık sadece iktidara yaranmak için bir değer ifade ediyor.

Türkiye’de faşizme karşı bir demokrasi mücadelesi yürütülecekse bunu HDP’siz gerçekleştirmek mümkün değil.  

Buna karşı çıkmak AKP ve devlet projesinin değirmenine su taşımak olur.