Altıncı defadır yeniden CHP genel başkanlığına seçilen Kemal Kılıçdaroğlu Meclis Grup toplantısında yaptığı konuşmada, ‘ilk seçimde iktidar olacakları’ iddiasını tekrarladı.

Kılıçdaroğlu, “Kimse umutsuzluğa kapılmasın, önümüzdeki süreç parlak. Yeter ki sandığı koysunlar, koyarlar mı bilmiyorum. Cesareti varsa sandığı koyar. Herkes boyunun ölçüsünü alır” dedi.

İlginç bir konuşma değil mi?

Ana muhalefet lideri bu sefer mutlaka iktidar olacaklarını söylüyor, hatta hafta sonu yapılan kurultay da ‘iktidar’ sloganıyla gerçekleştirildi. 

Ve kendisi dahil, parti sözcülerinin, konuşmacıların büyük bir bölümü bu kurultayın muhalefetteki son kurultayları olduğunu büyük bir özgüvenle tekrarladılar.

Kılıçdaroğlu, grup toplantısında yine aynı şeyleri söyledi ama bu söze bir eklenti yaptı.

“Yeter ki sandığı koysunlar, koyarlar mı bilmiyorum. Cesareti varsa (Erdoğan) sandığı koyar.”

Demek ki ana muhalefetin lideri bu sefer iktidar olacaklarını söylüyor ama küçük bir kuşkusu var.

İktidarın sandığı kurup kurmayacağını bilemiyor. Bundan emin değil.

Resmen Haziran 2023 olarak belirtilen ama gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bir muamma olan seçimin gerçekleşmeme olasılığının da söz konusu olduğunu beyan ediyor.

Seçimi kazanıp bu sefer iktidar olacağından emin ama bu çok önemli seçimde sandığın kurulup kurulmayacağından emin değil... 

Bu lafları başka türlü anlamlandırmak, yorumlamak mümkün mü?

SANDIK KURULUR, ‘CHP VE DOSTLARI’ SANDIKTAN ÇIKARSA

Eğer seçim sandığı kurulur ve CHP tek başına olmasa da, Kılıçdaroğlu’nun siyaset jargonuna kazandırdığı söylemle, ‘dostları’ yani ittifak kurduğu partiler ile birlikte bu sandıktan çıkabilirse yapmayı vaat ettiği çok şeyler var.

Bu vaatler 13 maddelik ‘İkinci Yüzyıla Çağrı Bildirgesi’ adı verilen bir metinde yer alıyor. Tümü, memleketin yakıcı sorunları denilince, demokratik bir anayasa ve Kürt sorunu başta olmak üzere akla gelen konular.

Bildirgede, ‘Türkiye’nin toplumsal barışı ve huzuru’ başlığı altında, başta Kürt sorunu olmak üzere tüm toplumsal sorunların demokrasi ışığında ve TBMM’de çözüleceği söyleniyor. 

Türkiye’nin tam bağımsızlığının demokrasi ve üniter yapı ile güçlendirileceği, Kürt sorununun egemen güçler tarafından manivela olarak kullanılmasına asla izin verilmeyeceği belirtiliyor.

Kürt meselesinin genel olarak da olsa bildirgeye konulması önemli.

Böylece CHP yönetimi, Kürt meselesinin ülkenin en  önemli meselelerinden biri olduğunu ve bir iktidarın öncelikli meselesi olması gerektiğini kabullenmiş oluyor. 

Ama bildirgedeki ifadeler çok ürkek açıklamalar da belirsiz.

Söz gelimi, zaten güçlü olan üniter yapının daha da güçlendirilmesi başlığına bakalım. Bu, merkezi yönetimin daha da otoriter olması ve hiyerarşinin güçlenmesi sonucunu doğurmaz mı?

Demokratik bir çözüm ancak yerinden yönetimlerin güçlendirilerek, yerel halkın kendi sorunlarını kendi kararlarıyla ve kendi yönetimleri ile gerçekleştirmesi sayesinde sağlanabilir.

Kürt meselesinin çözümü de eşit anayasal vatandaşlık, kültürel haklar ve ana dilde eğitim kadar geniş bir yerinden yönetim  modeli oluşturmaktan geçmektedir. 

Kılıçdaroğlu dünkü grup konuşmasında ilginçtir yine Kürt meselesine de değindi. Kurultayda yaptığı konuşmada ve ‘İkinci Yüzyıla Çağrı Bildirgesi’nde yer alan ifadelerin ötesine geçerek sandıktan çıkarsa bu sorunu mutlaka çözeceğini ilan etti.

KILIÇDAROĞLU’NDAN KÜRT MESELESİNİ BEN ÇÖZECEĞİM SÖZÜ

Şunları söyledi:

“Türkiye'nin toplumsal barışı ve huzuru sağlanacaktır. İkinci hedefimiz bu. 40 yıldır Kürt sorunu tartışılıyor, 40 yıldır bir sorun neden çözülmez? 40 yıldır siyasi otorite Kürt sorununu çözmedi. Batı'nın egemen güçleri Türkiye'nin aleyhine kullanıyor. Sorumlusu bugüne kadar iktidar olup bunu çözmeyendir.  Ben genel başkan olarak bu sorunu demokratik standartlar içinde, Türkiye'nin bağımsızlığı çerçevesinde çözeceğime söz veriyorum.” 

Bu laflar bize, geçmişte de iktidarlarının başlangıç dönemlerinde Kürt realitesini kabul eden, Kürt meselesini çözmeyi vaadeden liderleri hatırlatıyor.

Demirel, Çiller, Özal ve son olarak da Erdoğan buna benzer açıklamalar yapmışlardı. Sonuç ve geldiğimiz nokta malum… 

Şimdi Kılıçdaroğlu, geçmişteki siyasi otoriteleri yani liderleri, 40 yıldır bu meseleyi çözmedikleri için eleştiriyor. Hatta suçluyor.

Bu konuyu, CHP’nin ‘Kürt meselesinde çözüm’ derken neyi amaçladığını ve eğer varsa nasıl bir çözüm önerisi oluşturduğunu  önümüzdeki günlerde daha çok konuşacağız.

Burada son olarak CHP’nin 34. Olağan Kurultayı’nın ’Demokrasi ve Özgürlük’ başlıklı bildirisinde Kürt meselesiyle ilgili yer alan ifadelere değinmek istiyorum.

Bildiride, toplumsal sorunların barışçıl yöntemlerle çözülmesi gerektiği vurgulanırken Kürt meselesinden şöyle söz ediliyor:

“Toplumumuz otuz yıldır yaşanmakta olan derin acıları geride bırakacak kalıcı bir çözüm beklentisi içindedir. Bir yandan terörle mücadeleye devam edilirken, diğer yandan Kürt sorunu çözüme kavuşturulmalıdır. Bu sorun Türkiye'nin başat sorunlarındandır. Bu sorunun çözümü için toplumsal bütünleşmenin sağlanması, demokrasi, adalet ve insan haklarının güçlendirilmesi gerekmektedir. CHP ayrılıkçılığa da, ayrımcılığa da karşıdır.

Kürt meselesinin çözümünde temel yöntem toplumsal mutabakattır. CHP sorunu sadece hükümetlerin işi olarak görmemekte, TBMM'nin gereken sorumluluğu üstlenmesini önermektedir. Bu amaçla CHP, TBMM'deki siyasi partilerin katılacağı bir 'Toplumsal Mutabakat Komisyonu' kurulmasını öngörmektedir. Seçim barajının düşürülmesi, ana dil öğrenimi, faili meçhullerin aydınlatılması gibi siyasi adımlar, ekonomik sorunları azaltacak yatırımlar ve aile sigortası gibi sosyal kazanımlar bölgede bir özgürlük, huzur, güven ve barış iklimi yaratacaktır. Terör bu iklimde sona erdirilecektir.'

Bu ifadeler bir anlamda CHP’nin 2012-2015 çözüm süreci sırasında  yaptığı itirazlar sırasında dile getirdiği yaklaşımları içeriyor.

Kongredeki konuşmalar ve bildirgelerde yer alan birçoğu net olmayan öneriler ve  

ifadelere ilişkin eleştirileri başka bir yazıya bırakarak Kılıçdaroğlu’nun dünkü Meclis konuşmasındaki o sözlere dönersek…

“İktidar olacağız” iddiasına dün “İktidar olursak Kürt sorununu çözeceğiz” sözü eklendi.

Bir şartla: Eğer Erdoğan sandığı kurmaya karar verirse.

Demek ki sandığın kurulmama ihtimali de söz konusu.

Bunu en yetkili ağızdan, ana muhalefet liderinden duyduk.

Peki böyle bir ihtimale karşı ana muhalefetin (AYM’ye gitmek dışında) almayı düşündüğü tedbirler ya da eylem planı var mı?

Kılıçdaroğlu bunları da -eğer varsa- açıklamalı...